10 Ekim 2009 Cumartesi

Cumanın ertesi


Bugün de evde tadilat aktivitelerimize devam edecektik.Süper anne 3 gün öncesinden fitili yaktı ve dedi ki "cumartesiye plan yapmayın.Usta ayarladık geleceğiz.Evdeki işleri halledelim."Peki annecik dedik.Cumartesi planlarının hepsine hayır işimiz var dedik.Dün gece bir telefon, süper anne telefonda "ustanın işi çıkmış kızım haftaya kaldı."Sevindiğimi itiraf edeyim kaslarımın ağrısından bu tarz atraksiyonlara katılabilecek halim yoktu açıkçası.
Hava süper ama sevgilim açık hava adamı değil pek.Arada sırada açık hava gezilerini sever.Geçen hafta izlemediğimiz diğer filmlerden birine gidelim dedi.İyi haydi öyle olsun bakalım dedim.
Tabi acıkan bünyeler yolda giderken alternatifleri düşündü ne yapsak ne yesek içsek.Hemen dedim ki ne zamandır bizim teyzenin yerine gitmedik.Yeşilköyde Figaro's Restorana gidelim dedim.İçimden  bahçesi de var açık havadan da faydalanırız diye de düşündüm.Figaro's hafta sonları kahvaltı için sık sık gittiğimiz bir mekan.Diğer restoranlardan en büyük farkı şifalı otlardan eşsiz lezzetler sunması.Isırgan otlu salata,lorlu radika salatası,otlu menemenler,ev yapımı süper reçeller kahvaltı için süper alternatif sunar.Öyle bildiğiz 75 çeşit kahvaltılara benzemez.Sevgilim reçel sevmez orada kaşık kaşık yer.Biz bugün öğle vakitlerinde çıktığımız için öğle yemeği yedik.Tavada otlu mezgit siparişi verdik.Tek kelimeyle enfesti.Salatalar da süperdi.Kullanılan her malzeme özenle seçilmiş.Sahibesi çoğu seferinde der salatalara türlü türlü otlar koyuyorum.Siz her geldiğinizde sizi tedavi ediyorum der.Haklı da orada yediğim hiçbir şeyden rahatsızlık duymadım.Sabah kahvaltı yapın bütün gün acıkmazsınız.Çok yemenizden değil güzel güzel sağlıklı yemenizden.Makinam yanımda değildi fotoğraf çekemedim.Ama bir dahaki sefere aklımda olsun size enfes yemeklerin fotosunu çekeyim.İmkanı olanlar mutlaka gitsin denesin.Eğer sağlıklı yaşamı seviyorsanız sebzeler otlar ilginizi çekiyorsa gitmemezlik yapmayın.

Yemeklerimizi yerken güneşten de faydalandık.Bahçesinde temiz havamızı da aldık.Sonra sinema yolunu tuttuk.
Bilet alırken bir kararsızlık yaşamadık değil.Zaman Yolcusunun Karısı adlı kitabın filmi gösterimde.Kitabı okuyorum ya heyacanla hadi bu filmi izleyelim dedim.Kadın Aklı Erkek Aklı adıyla dilimize çevrilen orjinal ismi The Ugly Truth adlı filme gidelim dedi sevgili.Geçen haftada yazmıştım.Bu film romantik komedi ise komedi kısmı seks dialoglarına ,romantik kısmı ise kadın erkek ilişkilerinin durumsal vaziyetlerine dayanıyor.Filme sevgilimle geçen haftaki Suretlere göre +2 fazla puan verdik.Evde seyredilecek film katagorisine atabilirim.Romantik film tadında kış günleri için ideal.Kış günleri dedim.Biz soğuk günlere geldiğimizde DVD si çıkmış olacak.Yanına bir de şarap sakin sakin biraz güler biraz romantik takılalım derseniz seçenek oluşturabilir.
Film öncesi biraz alışveriş yaptım.Aslında birazdan fazla diyebilirim.Sezonun modası kareli gömlek aklımdaydı renkler tam sevdiğim renkler.Ve yine çok sevdiğim mürdüm eriği rengi bir trençkot.İhtiyacım olan bir çanta.Çanta ihtiyacım her ay bir adet alsam da bitmiyor anlamadım.Anlamayacağım.Gerçi ne zamandır çanta alımlarımı durdurmuştum.Kelebekli bir yüzük ve melek kanatlı küpeler de ayrı güzeldi dayanamadım aldım.Kıyafetlerin fotoğraflarını çekmedim.Belki bir gün üstümdeyken fotolarım, belki de hiçbir zaman.Ama takıları görüntelemek istedim çünkü gerçekten çok severek aldım.

Artık sevgilim alıştı.Mağazada bu nasıl ,bu yakışır mı sorularıma usanmadan cevap verdiği için ona kocaman bir öpücük verdim.Üstelik hepsi de onun hediyesi.Kabinlerde deneme işlerim bitti.Aldık çıktık merdiven çıkarken kas ağrımdan dolayı ağrılar çeken oflayan puflayan ben bak  nasıl kabinlere girip elbise üstüne elbise denedim dedim.Hopladım zıpladım dedim.Güldü geçti.Onun diyeceğini ben dedim.
Şimdi cumanın ertesi ,tüm gün gezdin tozdun.Gerçeklerin zamanıdır der bana.İster çirkin ister güzel olsun yapılacak onca gerçek  beni bekler.
Ev işlerini yarına erteleyip iş için hazırlamam gereken dosyaların başına dönmeliyim.Zira aylaklık ederken ya da başka bir işle meşgulken sınavına çalışmayan çocuk psikolojisi yaşamak istemiyorum.O yüzden önce iş.Yoksa sınav stresi gibi dosyaları düşünüp stres yaparım yerli yersiz.

9 Ekim 2009 Cuma

Laktik asidim birikti

Kafam çok dağınık olunca dedim ki harekete geçme vaktidir.Hadi hazırlan sabahtan,akşamları spor salonuna ARTIK gidiyorsun.Şimdi uzaklarda çok sevdiğim bir  kuş var.Ona haftalar önce söylemiştim de başlayamamıştım.Neyse bu hafta içi başladım.İş çıkışı elimde kocaman spor çantam spor salonunu yolunu tuttum.

Bu arada yogaya başladım.Dersin sonunda 10-15 dakika bir rahatlama seansı oluyor ki,transa geçiyoruz resmen.Ama dün gymstick denilen aa bu da nedir kolay ki bu dedirten ama  yanıltan egzersizi yaptım.Kaslarım bağırıyor.Sürekli spor yapmayan bünyenin kaslarında laktik asit birikti.Kasılmalar esnasında yeterli oksijen sağlanamadığından kaslar bir çeşit oksijensiz solunum yapıyor.Glukoz enzimler aracılığıyla laktik aside çevriliyor.Dolayısıyla kaslarda laktik asit birikiyor.

Oturamıyorum,kalkamıyorum merdivenleri zor çıkıyorum.İnatla kas gevşetici içmiyorum.Sadece asprin içtim.Hafta sonu geçsin pazartesi tekrar spor salonunun yolunu tutacağım.

8 Ekim 2009 Perşembe

Cebimdeki hayal kırıklıklarının ağırlığı mı arttı?

Dostlardan beklediklerim olmayınca,herkes kendi karmaşısında dedim.Onlar adına kendimden özür diledim.Aslında alışmıştım,olduğu gibi kabullenmeyi de kendime öğrettim.Benim de kimbilir ne eksikliklerim var demeyi de öğrendim.Ama cebimde biriktirdiklerim var.Kendime mi saklasam?Yoksa ortaya mı döksem?
Hep yaptığım tolere etmek oldu, kendimce unutmak.Ama yok şimdi tolere etmek istemiyorum.Tolere edilmek istiyorum.
Bu durum acıtmıyor beni,alışmıştım aslında çok uzun zamandır.Aslında farkında olmak kendimi iyi de hissettiriyor öte yandan.Farkındayım..Bu da güzel bir şey.

Hayat kısa..

7 Ekim 2009 Çarşamba

Bugün ufakta olsa birilerini mutlu etmek ister misiniz?



Geçen gün sinemada reklam filmini izlerken ağladım,reklam amacına ulaşmış,anlatmak istenileni çokta güzel anlatmıştı.İçim sızladı,az önce haber okuduğum bir sitede tekrar reklamını gördüm.
İnanın 2 saniyemi almadı.Ufacık bir dokunuş,ufacık bir katkı,artık birilerine ulaşmakta zor değil.Tek bir tık yeter.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Jackie Brown


Yönetmen,senarist olarak toplasanız 10 tane filmi olan bir yönetmen nasıl bu kadar çok tanınır?Enteresan değil mi?Sanki daha fazla film olmalı diye düşünüyor insan.Oynadığı filmleri de düşünüyoruz galiba.
Kimden mi söz ediyorum?Quentin Tarantinodan söz ediyorum.
Bana göre kült filmler yapmak tamamen farklı olmak herkes tarafından tanınmasını sağlamıştır.Tabi  çok iyi film yapan bir dolu yönetmen var ama biz adlarını bilmiyoruz.Şans faktörünü de koymak istiyorum bu tanınma işi içine.
Aslında daha önceden de yazmıştım.Tarantino filmlerini çok fazla kanlı sahnelerden dolayı izlerken gerilirim.Ama merakla da izlemekten alamam kendimi.
Jackie Brownu uzun zamandır izlemek istiyordum.En sonunda izledim.Yazmadan da geçmek istemedim.Çok uzun bir film.Baştan söyleyeyim.Kan dolu sahneler yok denecek kadar az.Gerçekten şaşırtıcı geliyor insana.Konusuna gelince yine diğer filmlerine benzer nitelikte kirli işler çeviren insanlar var.Bu insanlar ve aralarındaki para alışverişi.Konuyu anlatmayacağım.Uzun film sıkar beni derseniz hiç seyretmeyin.1997 yapımı olan filmde başrolde Pam Grier oynamakta ve Robert De Niro da çok rahatsız bir karakteri canlandırmakta.Pulp Fiction izlerken de Tarantionun nasıl 70'li yılları sevdiği ve bu yılları vurgulayan öğeleri kullanmayı ne kadar sevdiğini düşünmüştüm,bu filmi izlerken de.Oyunculuklar konuşuyor.Her biri ayrı bir rahatsız karakter.Konu belki müthiş değil.Sonuna dair klişe sonlar yaratıyorsunuz kafanızda,bekleseniz de böyle bir son,siz kendi normal insan beyninizle süslüyorsunuz yine de filmin sonunu.Ama kadın tek başına çekip gidiyor işte.

4 Ekim 2009 Pazar

Hafta sonu,hafta sonu,onun da gelmiş sonu


Dün  süper anne ve süper baba evime geldi sihirli değnekleri ile dokundular minik kızlarını sevindirip gittiler:)Nasıl mı?Anlatayım hemen.Eve taşınalı aylar oldu.Ama bir türlü kileri toparlama işine sıra gelemedi.En sonunda annem,babam iyice kış olmadan sizin evin yapılacaklarını yapalım artık demesiyle işe koyulduk.Ben ruh halimden dolayı itiraz eder gibi oldum ama kabul edilmedi.İyiki de üstüne gittiler.Koçtaştan alışveriş yapıldı.Eve gelindi.Babacım rafları yaptı,damat bey de yardım etti:)Annem ben zevkle yerleştirdik.Annem 50 yıllık kadın gibisin dedi bu arada sık sık bana.Neden acaba?Ayakkabı sayımız eleştirildi;))Neticede süper oldu.Herşey derlendi,toplandı.Yorulduk ama deydi gerçekten.Bu arada babam duvara asılmayı bekleyen çok şeyi de halletti.
Bize kalsa oooo,daha çok beklerdi.Nasıl sevindim anlatamam.


Cuma gecesi de canım kuzenim ve eşi geldi.Yedik,içtik,güldük,dertleştik.Cumartesi derlendik,toplandık.Bugün ise haydi sinemaya gidelim dedik.Nedense aynı ana denk gelen Gerard Butler filmlerinde şansımızı deneyelim dedim.Biri Kadın Aklı Erkek Aklı.Diğeri de Oyuncu.Fakat sevgilim yok Bruce Willis'in filmi var.Suretler ona gidelim diye ısrar etti.Hadi dedim mızmız kız olmayayım.Aldık biletleri bekledik.Katherine Heigl Grey's Anatomyden çok sevdiğim bir oyuncudur.Gerard Butler ise son zamanlarda dikkatimi çeken başka bir oyuncudur.Ama diretmedim.Bruce Willis var dedik onda da.Özetle her insan kendinin kopyasını yaptırıp evden dışarı çıkmadan,kopyalarını yani filmdeki adıyla suretlerini işe oraya buraya çıkarttırıyor.Sadece bir avuç insan karşı çıkıyor ve suretleri istemiyor.Herkes pek meraklıymış yani evde peşmurde dolaşmaya.(Evet peşmurde seyrederseniz göreceksiniz)Bilim kurgu severim ama hiç sevmedimmm.Konu dağınık,eksik noktalar var.Can alıcı hiçbir şey yok.Bir kasvet var zaten gereksiz.Bruce Willisi güldürecek bir sahne olsa da bari bonus olsa dedim.O güzel yamuk gülümsemesini görseydim dedim.Ama 90 dakika boyunca tek bir an olmadı.Sevgilim de sevmedi.Keşkse seni dinleseydim dedi.Diğer fimlerden birine gitseydik dedi.
Fragmanlarda bir film dikkatimizi çekti.Son günlerde de sıkça karşıma çıkıyordu.Zaman Yolcusunun Karısı.Çok satanlar kitaplardan uyarlanan bir film aslında.Öykü hoşumuza gitti.Sonra gittik hemen kitabını aldık.Kitabı okuyayım yorumlarımı yazarım.

Sinema bunalımımızı güzel bir yemek yiyerek unuttuk.Şimdi pazar gecesi bunalımındayız.

2 Ekim 2009 Cuma

Sabah olunca..


Sabah olunca dinermiş sancılar,bunu anladım.

Bir şeylere deymeyeceğini de,hayatın devam ettiğini de..

Böylesi en güzeli..

Sıkıntım sinire dönüştü gerçekten.Öfkelendim,söylendim...

Sonra kendi kendime dedim ki deymez,belki güneşin doğması gecikti bu sefer yüreğinde.Ama artık hakkın dedim..

Bekle de demiyorum.Hakkım artık diyorum.Az kaldı da demiyorum.Sadece çok sabrettim diyorum...

1 Ekim 2009 Perşembe

Bulamadım...


Umutlar çok yüksek olunca,hayal kırıklığı yaşandığında ne merhem olur yaraya?Bulamadım,bulamıyorum.İçimde bir tortu,nefes almak bile zor şu an.Sanki su içsem ferahlarım,nefes almam kolaylaşır.

İşler yolunda gitmeyince,ne değişir aslında?

Hep söylediğin sözler,tüm yaptıkların kayıtsızsa şu anda.Bir mucize mi gerekir sana?

Çokta zamanım da yok.Zamana bırakmak bana çözüm değil.

Gitmek desen,gidemiyorsun.Ağlanacak haline her daim gülüyorsun.Ağlamak mı gerek aslında?Atmak tüm içindekileri.

Aslında sen hayatı çok seversin.Güler geçersin de...




28 Eylül 2009 Pazartesi

Bugün sonbahar gibiyim


Eylül bitmek üzere.Yapraklar döküldü,dökülecek.Sonbahar artık üşütüyor.Ben de bugün sonbahar gibiyim.İçimdeki güneşim geliyor gidiyor.

Hafta sonu dostlarla çok gezilmiş,tozulmuş sohbetler edilmiş,yemekler yenmiştir.Üstelik küçük prensesin gülücükleri ile hayat güzelleşmiştir.

Pazartesi zor gündür.İş hayatı zaten zordur.Ruh halini,moral seviyeni üst noktalarda tutmaya çalışmak daha da zordur.

İşten eve gelinir.Tembel canavar içine çöreklenmiştir.Makarna ile idare edilir.Yarına sebze yemeği yapmalı denir.Semiz otu suya bırakılır.Hala suda beklemektedir zavallı semiz otları.

Bugün Türkçe sesli hafif  batı müziğinden en melankolik eserler dinlenir,bitmek bilmez bir iç sessizliğidir,gitme isteği vardır,uzaklaşmak nedensizce..

Temiz nevresimler geçirilmek üzere işe koyulur,yorgandan nefret edilir.Daha pratik olan bir şeyler olmalı (düğmeliler hariç:)) denir,zoraki değişilir nevresim.Kaldı ki dün değişim günüdür.Tembellik canavarı dün de çöreklenmiştir.O canavar ki zor temizlik yaptırmıştır.Bir çok şey de eksik bırakılmıştır.

Kitaplar sabırla beklemektedir.Ama son günlerde kitaplar da dost değildir.

Parfüm şişeleri boşalmaktadır.Saçma sapan makyaj malzemeleri alışverişi yapılacağına yeni parfümünü alsaydın diye bünye azarlanır.Bu makyaj malzemeleri saplantısından kurtulunmalıdır.Her alışveriş sonrası bunlar son kez denir.

Tatlı yememek için cebelleşilir,halan tatlı yeniktir.İrade zaferindir.

Tembel sevgili spora gidileceği her vakit caymaktadır.

Sevdiklerin grip olmuştur,hastalık onları sarmıştır.Bulaşmasından korkulur.

Ev için yapılacaklar listesi kabarmaktadır.Bu hafta sonu için plan yapılır.İşe kilerden başlanacaktır.İçine raflar çakılacaktır.Düzen sağlanacaktır.

Sonbahar kıyafatte de kararsızlıktır.Ne giysem denir her gün.Geçen hafta kısa kollularda ısrar edilmiştir.Fakat hasta insan sayısı arttıkça vazgeçilmiştir.Artık uzun kollulara geçme vaktidir.

Günler kısalmıştır.Geceler uzamıştır.Güneş çok çabuk kaçmaktadır.

Oysa içimde güneşler vardı son günlerde.Nasıl enerjik,nasıl sevinçliydim.Şimdi bir rüzgar esti içim ürperdi.İçim çok serin.

Bulut bulut içimde,yağmur yüklenecek ama az kalmış.Sonbahar gibiyim birden fazla bulut geçiyor içimden.

Buna sonbahar depresyonu falan demek istemiyorum.Hemen başımdan def etmek istiyorum.Güzel bir filme dalıp günü kapatmak istiyorum.

Ya de ne bileyim...

25 Eylül 2009 Cuma

Kısacık haftanın bitimi ve cumaaaa:)

Bayram haftasıyla kısalan iş haftası bitti.Bugün cuma:))Haftanın en sevdiğim günü ve en sevdiğim saatleri.Cuma günü işten eve gelip ohh deyip yayılma,daha hafta sonunun bitmesine 2 gün var deme günü.Evde o en sevdiğin koltuğa gömülüp film seyretme günü.Ya da dostlarla iş çıkışı buluşup yemek yiyip,sohbet etme günü.Cuma trafiğiyle boğuşup bir yerlere yetişme günü de olabilir.Geç saatlerde eğlenceye koşma günü de olabilir.Nasıl olsa yarın cumartesidir.

Herkese iyi hafta sonları!!

23 Eylül 2009 Çarşamba

İtiraf ediyorum


Eskiden çok düzen takıntısı olan bir insandım.Evet itiraf ediyorum.Artık değilim.Üniversite yıllarımda bile evimi temizlemeden,toplamadan ders çalışmaya başlayamazdım.Dolaplar düzgün olmalı,masada,sehpada alakasız dağınıklık olmamalı.Hatta bazen bulunduğum diğer ortamlarda bile bir şeyler toplamaya çalışırdım.
Evlendim.İlk zamanlar hem çalışmak hem de evli bir kadın olmak zor geldi.Evet bunu da itiraf ediyorum.Üstelik bazı hafta sonlarımda da çalışıyordum o yıllarda.Hafta sonları temizlik mi,alışveriş mi,arkadaşlarla görüşmek mi,aileyle zaman geçirmek mi,yoksa sevgili eşinle başbaşa takılmak mı gibi konularda bocaladım.Amannn evlilik bu muymuş.Ben ne rahatmışım dedim.Evet kesinlikle dedim.Aynen böyle dedim.Sonrasında baktım ben süper bir kadın olamam.Ne yaparsam kendime yapacağım.Boşver sen iyisi mi kendini değiştirmeye çalış dedim.Nasıl zor oldu ilk zamanlar.Sevgilim eve gelirdi.Salona girer ceketi ayrı sandalyeye asar.Kravatlar ayrı yerlerden çıkar.Üstelik başka 3 oda daha olmasına karşın nedense bu kıyafet sergisi için salon tercih edilirdi.Topla,topla,söylen,söylen bitmezdi.Sanki evde 2 kişi değil 5 kişi yaşıyoruz gibi bir dağınıklık.Bir süre inat ettim.Kaldırmadım.Ama bana nasıl battı,nasıl sinirim bozuldu.Tabi sadece kıyafet sergisi değildi dağınıklık:))Dosyalar,kalemler,telefonlar bir yerde aklınıza ne gelirse artık bir de siz ekleyin.Masanın üzeri çıpıt çarşısı gibi.Sonra sevgilim nasıl olduysa sergisini kapamaya karar verdi:))Pantolan yerini buldu(Kravatlar hala arıyor bu arada.Kimi zaman arabadan kimi zaman dolapların bir köşesinden çıkıyor.)Neyse ben de sabırlı oldum.Aşmaya çalışırken çok zorlandım.Ama bel fıtığı olduktan sonra özellikle sadece kendime zarar verdiğimi anladım.Hoş bel fııtığı olmamda temizlik yapmam arasında çok fazla ilişki yok onu da başka zaman yazarım belki;))
Kendime dedimki senin zamanından gidiyor,kendine ediyorsun.Biraz dur.Karınca gibi didinip durma.Azıcık soluklan.Zor oldu hem de çok zor.
Ama artık öyle değilim.Yoruluyorum,işten,güçten,insanlardan.Eve geldiğinizde dışarıdaki sıfatlarınız kapının ardında kalıyor.İkinci mesleğiniz ev kadınlığınız harekete geçiyor.Üstelik sevgilim dağınık olsa da bana yardımcı olan bir eş.Mutlaka bir şeylerin ucundan tutar.Tabi çoğu zaman benim zorumla olsa da:))
Az önce dolabımı toplarken aklıma geldi bunlar.Eskiden mağaza dizaynını kullanırdım dolaplarım için.Kitap gibiydi herşey.Ama artık o kadar değil.Sehpamda dergiler,kitaplar yayılmış durumda ki bunların çoğu bana ait.Yanımda bir meyve kasesi duruyor yarım saattir her ne kadar bana batsada,duruyor işte.

Çünkü zaman kıymetli.Daha okunacak çok kitap var,Seyredilecek çok şey var.Öğrenilecek,araştırılacak çok şey var.Bazen bir anda hepsini okumak istiyorum.Tüm kitapları okuyayım,tüm filmleri seyredeyim.Ama zaman yok...
O yüzden itiraf ediyorum eskisi gibi takmıyorum düzene.Asla büyük dağınıklıklara gelemem hala.Ama kendimi de masadaki bilgisayar için üzemem :))

21 Eylül 2009 Pazartesi

Time is now


Sabah bu şarkıyla başladım güne sonra sanki bugünün hikayesi bu şarkıya göre yazıldı.Kısacık bir saniye farkıyla yakalanan sevdiklerim,zamanı gelip yapılan işler..Günüm böyle geçti.Herşeyin bir zamanı var.Zamanı gelince olur hepsi dedim.
Her iş bitince,gün çekilince penceremden biraz durulma vakti dedim.Aylarca hatta yıllarca bekleyen filmler vardır.An gelir seyretmeye başlarsınız.Kitaplarda öylerdir aslında çok uzun zaman bir dosttan alırsınız okumazsınız.Ya da bir heves kitapçıdan alır aylarca kapağını açmazsınız.Bir an gelir elinize alırsınız.AAA neden önceden okumadım ya da seyretmedim dersiniz.Yok ben artık demiyorum.Zamanı bu zamanmış diyorum.Demek bana anlatacakları varmış.Daha canı gönülden seyret oku sana anlatacakları vardır diyorum artık.

Aylardır bekliyordu bu film arşivimde .Orjinal ismi Finding Neverland,bizdeki ismi Düşler Ülkesi.Johnny Deepten daha çok Kate Winslet'in performansı göz dolduruyor bence.Kate Winslet oyunculuğu  filmi taçlandırıyor adeta.Bu filmle gözümde bir mertebe daha yükseldi.Film başlarken açıkçası sıkıldım.Bir durağanlık söz konusuydu.Ya da benim beklediğim akıcılık yoktu.Fakat sonlara doğru film bir akıcılık kazandı ve daha çok anlam kazandı.Ben de o hayaller içine daldım.Peter Panın nasıl yazıldığını anlatan bir öykü ilk bakıldığında.Ama öyle değil.Düşler var,düş kurmayı iyi bilenler bir de.


Yarım kalanlar ve istekler.Hayalleriniz genişse seyredin derim.Değilse de seyredin.Hayalleriniz ufka dayansın.En azından ben kendim için denedim.
Son günlerde hayaller konusunda başarısızdım.Zorladım kendimi,başardığım anlar oldu.
Şu an ise farkındayım hayallerim tüm gerçekliklerim.Hayallerim gerçek oldu zamanında.O zaman, zamanı geldi.Şimdi tozlu raflardan çıkardım hepsini.Filmde bana bir işaret vardı.Hiç uçurtma uçuramadan geçen çocukluğuma.Zamanı geldi.Ben ulaştım.

İşaretler bunu gösterdi.Varolamayan ülkede yaşasamda...

Ama ben bir şişe şarap içsemde düz yürüyebilendim..
Ayakkabılarını ters giyse bile yolunu bulabilendim...
Birileri sussa bile konuşabilendim...


Şimdi biliyorum o varolmayan ülkede bir prensestim.
Aslında ben hep bir prensestim ve hep sevilendim.
Vazgeçilmeyendim.
Şimdi ne olursa olsun
Sonu hep iyi olandım..

20 Eylül 2009 Pazar

İyi Bayramlarrr!


Herkese mutlu bayramlar!
Uzaklarda olup özlem çekenler,gün gelip kavuşacakları günün yakın olduğunu bir an kalplerinden hissederek,sevdiklerinin özlemini bir anda olsa dindirebilirler umarım.
Hastaları olan ya da hasta olanlar dertlerine derman bulup,kısa zamanda şifaya kavuşurlar umarım.
Kapılarının çalmasını bekleyenler umarım bekledikleri kişilere kavuşur bu bayram.
Uzun zamandır görüşmeyen ya da dargın olanlar bu bayram barışırlar umarım.
Büyüklerin kapıları sık sık çalınıp,küçüklerin de cepleri bol bol para görür umarım.
Sevdiklerinizle birlikte ağzınızda şeker tadıyla,tatlı tatlı sohbetler edip.bayram sofralarında neşe ile yemekler yersiniz umarım.


Herkese güzel,huzurlu ve sıhhat dolu bir bayram dilerim.
Küçüklerin gözlerinden,büyüklerin ellerinden öperim:)
İyi Bayramlar!



19 Eylül 2009 Cumartesi

Cumayı yazmak isterken cuma bitti:)

Bugün insanları kırmamak için kendimi ne kadar kırdığımı fark ettiğim günlerden biriydi.İş hayatına başlayınca uyum sağlama adına kendimi hep kontrol ettim.Burada dur,söylediklerini kulağın duysun dedim kendi kendime.Ezdirmedim tabi kendimi.Hep idare eden taraf oldum yine de.Kimsenin beni idare ettiğini sanmıyorum,istisnalar dışında.Eskiden bu bana daha çok rahatsızlık veriyordu.Artık eskisi gibi değil.Ben buyum ve değişmem biliyorum.

Cumaya göre yoğun bir işi günü geçirdim.Bu yoğunluğun içinde de bu tarz düşüncelere daldım.

Sonra sustum.Bu sıralarda çok susuyorum ben.Kafamı çok düşünce ile de doldurmak istemiyorum.Cumadan başlayan tatilimde bayram ziyaretleri,okunacak kitaplar,görülecek filmler listesi dışında kafama başka şeyler sokmak istemiyorum.

Ana odaklanmaya çalışıyorum.Zor biliyorum.Geçmişi de,geleceği de fazla düşünmek istemiyorum.İşte tam bu düşüncelerimle ilgili bir kitap okuyorum.Çok sevdiğim bir arkadaşım tavsiye etti.Aykut Oğut "Evrenden Torpilim Var"


Diğer Secret tarzı kitaplara göre daha bir uygulama şansı yüksek öğretilerle dolu.Kitabın başlarındayım fakat beğendiğimi söyleyebilirim.Tüm bu yazanları okumak bir kenara uygulamak önemli olan.En basiti GÜZEL DÜŞÜN,GÜZEL ŞEYLER SENİ BULSUN düşüncesi çokta hafife alınacak bir cümle değil.Birileri için iyi dileklerde bulunmakta öyle.Ya da dua etmek.Bunlar insanın enerjisini gerçekten çok etkiliyor.Güne güzel başlamak,güzellikleri getiriyor.Basit aslında.Bazen de zor dediğinizi duyuyorum.Çünkü sadece bizim düşüncemizle olmuyor.Çevremizdekilerin de güzel düşünmeleri gerekiyor.
Kitap 15.baskısında,benim elimdeki de 15.baskıya ait.


Yine de yazmayacaktım ama uzaklardaki bir kuş bana hatırlatma yaptı.Elimde vanilya aromalı kahvem öylece ekrana bakıyordum.(Son haftalardaki yeni favorilerimden biri vanilya arolamı süt tozu ile yapılmış kahve).Yazmak ve yazmamak arasında gidiyordum.Neyse güzel kuş,sana selamlar olsun bu sessiz kelebekten;)

16 Eylül 2009 Çarşamba

Blogspotkayıp.com

Herkes şikayetçi,günlerdir kendi hesabımıza bile bakamıyoruz.Sadece bir kumanda paneli.Tıkladın mı bir şey yok.

Bak bu akşam ben de öyleyim bir sessizlik hakim bende de.İçten içe sustum.Yoksa çok mu yorgunum.Umursamıyorum.Duygu haritamı çıkarsalar görecekleri uçuk bir mavi olurdu.(Okuyanlar bilir Empati adlı kitapta duygular renklerle ve kokularla tanımlanıyor)

Böylesi daha iyi aslında,duymamak,düşünmemek,susmayan beyin yormuştu beni..

13 Eylül 2009 Pazar

Fringe

Televizyonlardaki favori dizilerin sezonları başladı.Ama benim takip ettiğim dizilerin yeni sezonları henüz başlamadı.Hal böyle olunca ben de uzun zamandır izlenmeyi bekleyen diziler arasından Fringe dizisini seçtim.Aslında zamanında biraz izlemeye başlamış sonra devam etmemiştim.Yeni bir dizi değil,izleyenler mutlaka vardır.
Dizi X-Files tadında,gerçi ben o yıllar müziğini duyar duymaz korkardım:))Ürkütürdü müziği beni,ehh küçük bir çocuktum oynadığı dönemlerde.
Dizide bilimle ilgili hayal edebileceğiniz pek çok şey için evet bunlar olabilir,bunlar da fazla hayal diyebilirsiniz.Tabi beni çeken ilk konulardan biri dizinin bir çok sahnesi bir laboratuarda geçiyor:))
Sınır bilimi denilen konu dizinin ana teması.Bir profosörümüz var ki kendisi bizim düzlemimizi büken deneyler tasarlamaktan ve bunu yapan diğer insanların çalışmaları üzerine araştırmalar yapmaktan zevk alıyor.Tabi ki devletin ve dünya devi bir şirketin bu deneylerle ilgisi var.İşin içinde ajanlar,masum insanlar,bilinmeyenler de olunca aksiyon artıyor.
Bana göre ilk bölümlerde aksiyon dolu sahneler daha can alıcıydı,sonraki bölümlerde tempo biraz düştü.Temponun düştüğünü hisseden senaristler 10.bölümden itibaren ilk bölümlerdeki gibi aksyion ve merak öğelerinin dozunu arttırmışlar.
Dizide adı geçen DÜZEN bende çok fazla merak uyandırmaya başladı.Bu durumda baktığımızda bazı açılardan Losta benziyor değil mi?Bu benzerlik çokta şaşırtıcı değil aslında.Çünkü dizinin yapımcılarından biri Lostunda yapımcısı olan J.J.Abrams.Bilinmeyenler ve bilimle paralel konular da Abramsın tarzı.Lost kadar heybetli bir yapım değil.Ama hayal gücümüzü gelişterecek çok fazla öğe barındırıyor.
1.sezon televizyonlarda oynadı ve 2.sezonu 17 eylülde başlayacakmış.Bu tarz konular ilgilinizi çekerse izleyin derim.

Hayat var

İnişler var,çıkışlar var..
Gidişler var,dönüşler var...
Acı var,tatlı var...
Gözyaşı var,kahkaha var..
Ama asıl nerede sağlık var,asıl orada hayat var...

Soysuzlar Çetesi


Kaç haftadır gitmek istiyordum bu filme.Filmi izlemek için gittiğimiz sinemada bu film yoktu ve ilk hafta izleyemedik.Gösterimden kalkmadan gitmek istedim.Az önce sinemadan geldik ve hemen yazmak istedim.

Orjinal ismi ile tabiki dilimize çevrilemeyeceği için ( inglourious basterds )Soysuzlar Çetesi yanılmıyorsam 3 hafta önce gösterime girdi.Bir Tarantino filmi.Aslında ben Tarantino filmlerini çok çok sevmem.Fakat tarzı karşısında her zaman şapka çıkarırım.Diğer filmlerde olmayan kendine has tarzı Tarantino ismini yaratmıştır bu tarz.
Fimlerinin kurguları çok güzel ama kan revan dolu sahneler bir süre sonra bana rahatsızlık verebiliyor.Sadece kan revan dolu sahneler değil tabi,şiddet dolu sahneler de aynı şekilde.Tarantinonun diğer seğrettiğim filmlerinin, aksine bu film çok eğlenceliydi.Şiddet,kan bolca vardı.Ama değişikte bir espri anlayışı vardı. Şiddeti dengeleyen espri anlayışı olmuş.


Brad Pitt'e değinmeden de geçemeyeceğim.Gerçekten çok iyi bir oyuncu,onu izlerken insan rolünün hakkını verdiğini düşünüyor.Filmlerdeki başarısı ben sadece yakışıklı biri değilimi anlatan en somut durum.


Filmde diğer çekici karakterlerden biri de Hans Landa isimli Alman subayı.Zevkle seğrettirmiştir kendisini.


Özetle filmin konusuna gelince Nazilere savaş açan bir grup Amerikan Yahudinin işgal altında olan Fransada yaptıkları.Politik açıdan ele almayacağım.Ama büyük ihtimalle bu nedenlerden ötürü bol bol ödül alacaktır.Olanları masaya yatırırsak zaten bu kadar basit değil.Filmde zaten sadece Tarantionun hayal ürünü.Tarantino zekasına yakışan çok fazla ilginç öğe var ki mutlaka görülmeli.Sinema perdesinin yakılması gibi.
Gerisini merak ederseniz izleyin derim. Filmin Türkçe sitesine de göz atabilirsiniz.

11 Eylül 2009 Cuma

içimdeki renklerden,seslerden ..2

  • Yalnızlığın en çok anlaşıldığı anlarda insan kendine acımayı bırakmalı.En kötü şeydir insanın kendine acıması böyle anlarda.En güzeli o en derinlerdeki iç sesi durup dinlemek,o bet sesli acıyan sese inat.
  • Durup dinlemek zormuş iç sesi çoğu zaman da.Öyle kalabalıklar,öyle sesler vardır ki,kendini anlamazsın böyle zamanlarda.Kendine dönmek beş dakika da olsa,seni rahatlatırmış.
  • Oturup hesabını yapmalı geçmişin bazı zamanlarda.Hesap kısa kesilmeli,alınmış dersleri gözden geçirmeli, bugüne odaklanmalı.Gelecek bir yerlerden hesaba katılmalı da çok güvenmemeli...

  • Kırdığın kalpleri hatırla,dileyebilirsen özür dile,çok uzaklarda ise sen af dile duymasa da,belki sesini duyar affeder seni yıllar sonra olsa da..

  • Suçlamaktan vazgeç başkalarını,kendini de bu arada.Şartlar böyle deyipte geçme tabiki de!Nedenlerini düşün,sorgula,anla ki suçlama!

  • En çok sevdiğin en çok acıtan olsa da,en güzel anınızı hatırla!Belki dağılır bulutlar..Hayat çok kısa,gerçekten çok kısa ne de olsa.

  • Hiç uçurtma uçaramamış olsan da,elini göğe uzat tahta uçağınla,o gökyüzü,o bulutlar senin ne de olsa.Mavi senin kardeşin,beyaz senin tenin,uçak senin hayallerin...Uçur gönder sonsuzluğa...

10 Eylül 2009 Perşembe

Artık dayanamıyorum

Çok zor günler geçiriyoruz bir kaç gündür.Sel çok can aldı,çok can yaktı.Her gün gelip geçtiğimiz yollarda belki de biz olacaktık onların yerinde.Ya da yakınlarımızdan biri.Sel karşısındaki acizlik ayrı bir konu,yağmalayanlar ayrı,üstüne üstlük saçma sapan konuşanlar ayrı.


Şehitlerimiz ise içimi ayrı bir dağladı.Her şehit haberini duyduğumda,ailelerini gördüğümde boğazıma bir acı oturuyor nefes alamıyorum.Kalbimin,kemiklerimin hatta her hücremin sızım sızladığını hissediyorum.Dur diyen yok.Diyecek olan da yok görünür de.Vatan hainleri dolu güzel ülkem.


Dayanamıyorum.Dayanamıyorum..Bu kadar değişmemize,herşeyi unutmamıza dayanamıyorum.Bu kadar insanlıktan uzaklaşmamıza inanamıyorum.Bu kadar kötüleşmemize inanamıyorum.İnsanlıktan çıkmamıza inanamıyorum.Ne zaman bitecek tüm bu olanlar.Biz yine birbirine destek olan,namuslu,çalışkan,ülkesini seven insanlar halimize ne zaman döneceğiz.Yazık..Çok yazık..

7 Eylül 2009 Pazartesi

İçimdeki renklerden,seslerden..

  • İnsan değiştiremediklerine dokunamayınca elinin altında,kolayında ne varsa onu değiştirmeye çalışır.Hem böyle gelmiş böyle gider nasılsa..Küçük değişimler mutlu eder kısa süreli de olsa.Ama kafalarında bir yerlerde hep değişmeyenler vardır.Ben nasılsa sabitim der geçer öyle anlarda da..
  • Değişmez dediğin şeyler değişebilir bir anda.Yapmam,etmem,eylemem,yemem,içmem dersin bir bakmışsın müptelası olmuşsun.İnsan hep kendi lanetlerini taşır bir anlamda..

  • Başkasına söylemek kolaydır bazı zamanlarda.AAA neden böyle yapıyorsun ben olsam böyle yapardım dersin.An gelir aynı durumdasındır.Belki de o böyle yapardım dediğin şey aklının ucuna bile gelmemiştir.
  • Planlar yaparsın,saatlere bölersin kendini.Şimdi kalkıp sunumumu hazırlayacağım ya da yarınki toplantıya hazırlanayım dersin.İçindeki tembel coşar aman otur biraz daha yoruldun ne de olsa..
  • Bir de bir dinginlik vardır bazı anlarda.Bilirsin,susarsın,susarsın..Kelimeler hiç kalmamış gibi.Aslında çok kelime vardır.Söylersen izi kalır,tozu kalır,bir daha yok edemezsin.
  • Ama tersini çevirmek güzeldir resimlerin.Bir zamanlar bakıp bakıp göremediğin manzara kimbilir kimlerin cennetidir.Sen de çevirsen baş aşağı en güzel cennet senindir..

5 Eylül 2009 Cumartesi

sonra deki neden kilo aldım?


Dün akşam sütlaç yedim,sonra yürüyüş sonrası mola verdik hiç tatlı yememiş gibi oturdum bir de bundan yedim.Yürüyüş sonrası ödülü:)
Süper güzel bir tadı var,bu çeşidini denememişim.
Durdurulamaz bir tatlı canavarıyım.Dondurma deyince hayır demem imkansız.Yerken çocuk gibi mutlu oluyorum.
Belki de çocukken yiyemediklerimin acısını çıkarıyorum.Nanemolla büyüyen ben bronşitli bir çocuktum.Dondurma benim için hayaldi çook uzun yıllar.Sonrasında iyileşince yemeye başlamıştım.
Hayat bazen sadece tatlılarla tatlı olabiliyor değil mi:))
Yok öyle trajik bir durumum tatlılara sığınmak gibi.İstersem de bal gibi frenlerim.
Bal gibi mi:))

Gölge ve ayna


glitter-graphics.com


Gölgemi mi sevdim,
O herşeyi büyüten yanımı,
Yoksa aynadaki yansımamı,
Sahiden ben olan yanımı...

4 Eylül 2009 Cuma

Düş perisi


glitter-graphics.com

Uyudum,uyandım,
Yine uyuyakaldım,
Gecenin koynuna daldım,
Bir düş perisi geldi,
Bana yeni hayaller verdi,
Elimi açtım avucuma kondu,
Dedi ki bunlar senin yeni hayallerin,
Ben de ne zamandır hayal kuramıyordum,zorlanıyordum dedim,
Bir süre senin bunlar idare et dedi ve gitti,
Şimdi ben yeni düşler içindeyim,
Hayaller ülkesinde,ışıklı bir yoldayım,
Gözlerimi açmaya korkuyorum..

2 Eylül 2009 Çarşamba

Şoktayım!!!

Nasıl bir şoka girdim anlatamam.Kendi kendimi şoka soktum diyebilirim.Uzun zamandır birlikteydik.Bir takım planlarım vardı.Aslında sadece biraz itina göstermekti niyetim.

Amaaaaaaa......

Yok gitti...

Hayatımda bu kadar uzadığı bir dönemi hatırlamıyordum.Ama sağlıksızlaşmıştı.Bakım yapamamıştım son günlerde.Çok iyi de görünmüyordu.Uçlarından kestirmekti niyetim.Sevgili kuaförüm eline makası aldı ve kısacık kesti.Ben de böyle sustum,her zaman çok konuşan ben,kabullendim.Hani kuaförümde yıllardır gittiğim arkadaşım gibi biri olunca durum daha mı farklı oluyor bilemiyorum.Neyse ben şimdi sürekli aynalara bakıyorum.Alışmaya çalışıyorum.

Aslında bir anda saçlarımı kestirmek çoğu zaman yaptığım bir eylemdir.Değişiklikleri severim.Kökü bende nasılsa der geçerim.En azından ne kırık kaldı,ne de sağlıksız saç uçları.

Bir de çok değişik bir imaj var şu an elimde:)

Bir adet minik serçe az sonra size şarkı söyleyecek :)

Diyet yapanlar,formuna dikkat edenler

Okuyanlar olur belki,ama kaçıranlar olur düşüncesi ile bugün Sabah gazatesinden Ayşe Özyılmazel in yazısından alıntı yapmak istedim.Ayşe Özyılmazel Taylan Kümeliye gidip diyete başlamış.Gün içinde meyveli sulardan içtiğinden söz etmişti dünkü yazısında,bugün ise tarifini yazmış;

Aşağıda link tıklayabilirsiniz şekerler:)

Bırakın zayıflamayı çok sağlıklı bir karışım, önümüzde soğuk havalar,vücut direncini arttıracaktır mutlaka.


http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/ozyilmazel/2009/09/02/mucize_tonik_tarifi_no_1

sonbaharı karşılayan yağmur


glitter-graphics.com

Günlerdir sonbahar geliyor,yaz bitiyor diye düşünürken,bu sabah dışarı adımımı atar atmaz yağmurun yağdığını gördüm.İşte şimdi yağmur sonbaharı karşıladı dedim.

Yaz geçti,şimdi içimde yaz,çocukların olmadığı oyun parkının terk edilmişlik hüznünü taşıyor.Yaz geçti,güneşte uzaklara taşınacak gibi.

Sonbahar sevdiğim mevsimlerden biridir.Yeni başlangıçlara gebe olmuştur hep benim için.

Yağmur sonrası yağan yağmurun kokusu,nasıl ferahlatır içimi.O kokuyu şişeleseler,ilk alacaklardan biriyim.Masama koyar sürekli içime çekerim.

Sonbahar hepimize güzellikler getirir umarım.İçinde hüznü barındırır belki,ama ben taze başlangıçlarla,güzel haberlerle,gelmesini umuyorum.

Bir şeyleri ertelemeyelim,belki erteleyip durduklarımız için güzel başlangıçlar yaparız.Belki de hoş başlangıçlar getirir kimilerine;))

Belki sıkıntısı olanlar var aramızda onlara şifa olsun.Yağan yağmurlar yüreklerini de ferahlatsın.

Hani kimimiz de beklediği haberleri alsın,sevinsin.

Liste uzar gider, aslında herkes kendi dilediklerini içinden şöyle bir geçirsin,eklesin listeme..

Nasıl başlarsak öyle devam edermiş,BU SONBAHAR GÜZELLİKLERLE GELSİN!

30 Ağustos 2009 Pazar

pazar klasiği

Hafta sonu,özellikle pazar günleri dışarıdan eve gelince dergilere gömülüp,sayfaları karıştırmak beni çok rahatlatır.Özellikle her ay başında dergilerin yeni sayıları çıkmışsa eve gelip okumak için sabırsızlanırım.Son iki sayıdır Women's Health dergisini takip ediyorum.Geçen ay ilk defa aldım ve çok sevdim.Bugün de D&R den yeni sayısını hemen aldım.Derginin içinde güzelllik,sağlık,bakım,yaşam ve daha bir çok konu hakkında yazılar var.Makaleler ve fotoğraflar çok ilgi çekici.Derginin her ayın her günü için bir de kendi internet sitesinden hediye kazanma şansınız var.Ben de yeni üye oldum.

Bu arada kahve çikolata sevenler Temponun bu ayki sayısını alsın.Çok güzel bir ek vermiş Tempo dergisi.Kahve ve çikolata adına hemen hemen herşey güzel resimlerle,şık küçük bir kitapta yer almış.


Ben bu satırları yazmaya çalışırken bir yandan da sivri sinek avındaydım..Bir çok insanın olduğu ortamda herkesten önce beni gelir sivri sinek dişler.Kan emici gelsin ısırsın dedik ama böyle bir kan emici değildi talebimiz.Hayır kanım tatlı madem gelsin başka birileri:)Bu vampir merakım ne olacak bilmem artık.Belki de ölümsüz olmaları cezbediyor.Hayat güzel,bırakıp gitmek zor.
Kan emiciden kastımın ne olduğunu bilenler bilir.
Ahhh gitti dizimden ısırdı hem de.Duvara kondu şimdi de,gitti duvar boyam,elimdeki dergi ile vurdum duvar boyandı.Duvardaki mavi lekeleri zor çıkardım.
Neşeli bir şarkı ile iyi geceler...

27 Ağustos 2009 Perşembe

en sevdiği renk mor olan kadın

Rüyalar...



Ne tuhaf rüyalarım var benim ya anlamıyorum.Üstü açık kalacak biri de değilim:))Her daim üşürüm,her daim sarınırım pikeme,yorganıma.Hep üşüyengillerden oldum.Özendim hep kışın rahat giyinenlere.O yüzden üstümün açık kalmasından değil bu rüyalar.
Bazı rüyalarımı oturup bir yerlere yazsam güzel filmler çıkar diye düşünürüm.Bazı rüyalarımı yazsam,yok bir halt çıkmaz.Oradan buradan birbiriyle alakasız insanlar üstüne üstlük hiç tanımadığım insanlar da işin içine girince hepten değişir.Bir yandan uçurumun kenarında (hem de öyle böyle bir uçurum değil) manzara seyreden insanlar,bir yanda kırmızı günler.O kırmızı gülleri hiç anlamadım zaten sayısız gül vardı odanın içinde.Hepsi de benim içindi.Kadın her yerde kadındır derler.Rüyada da kendi kendime ya ben kırmızı gül çok sevmem ama neyse ya ne güzel sürpriz,ama gerçekten çok güzeldi.Bir beğenmeme,bir şımarıklık.Kadınlık hallerine rüyada da devam yani.
Bazı rüyalarım da çıkar.Şaşılacak derecede,çıkar hem de.Çok uzaklarda olan bir yakınımı görsem,mutlaka haber alırım.
Ne olursa olsun,güzel yorumlarım rüyalarımı.İyiye yormak gerek.
Ama tuhaf rüyalarımı neye yorumlayacağımı bilemiyorum gerçekten:))

26 Ağustos 2009 Çarşamba

eski bir kitap arasında kurumuş bir çiçek

Akşam vakti yürürken eski kitap satan bir tezgahın yanından geçtim.Tezgahta yer alan en eski kitabı elime aldım.Kitabı açar açmaz kurumuş mor kuru bir çiçeği sayfalar arasında gördüm.O an kalakaldım,kimbilir hangi zamanda kim tarafından konulmuş,kurutulmuş,unutulmuştu.Kitap en az 30 senelik vardı.Belki çiçek o kadar eski değildi.Düşündüm bir an,kitaba koyarken çiçeği ne düşünmüştü acaba kitap sahibi ya da çiçeğin sahibi?Neydi ruh hali?

family bed

Düşler ayağıma takılır olmuş,pranga gibi.Sağa döndüm,sola döndüm,uyku tutmaz olmuş.

Neler hayal edermişim meğer eskiden,meğer neler düşünürmüşüm eskiden.Şimdi düşlerim de yatak gibi küçülmüş mü,bilemiyorum.Bu benim yatağım mıydı?Ben büyüdüm mü?Sığmaz oldum bu yatağa.

Hayal kurmak ne zevliymiş eskiden,tadını çıkara çıkara..Hayalleri bırak,uyku bile yakışmaz olmuş aklıma.

Düşler içine dalmak ne zormuş,müzik çareymiş eskiden,yok şimdi uyumak daha zorlaşmış,şarkılarla.

İşte tam o anda kısacık bir zamanda family bed sıradaymış,kulaklığında..

Nasıl bir tesadüf,kısaa bir an,uzaklarda..

Sevgilisini özlemiş..


25 Ağustos 2009 Salı

Şanslı,sağlıklı,huzurlu, güzel haftalar!

Karma felsefesine ne kadar inanırsınız?Çağırınca ne kadar gelir istediğiniz şeyler?Secret,karma derken hayatınıza ne kadar girdi bu kavramlar?

Rahmetli babaannem her zaman sana taş atana sen ekmek at kızım derdi.Her defasında söylerdi bu cümleyi,ben ilk duyduğumda belki çok anlayacak yaşta değildim.Sonraları ise hayat felsefelerimden biri oldu.Birine yaptığı kötülüklerden dolayı karşılık verme huyum yoktur.Allah'a havale ederim çoğu zaman:))Haksız yere ne zaman üzülsem,bir şekilde beni üzen kötü bir hale girmiştir.Beddua ettiğimden değil.(Tam Ramazan konusu gibi oldu:) )Zamanın bir vaktinde yapılan iyilikler döner bulur beni.

Geçen gün yakın bir arkadaşımla tuhaf bir şey geldi.Artık olumsuz konuşmak yok dedim.Olumlu cümleler söyleyeceğiz dedim.Bir kaç kere tekrar ettim cümleleri,ona de söylettim.Yarım saat geçti söylediğimiz cümleler içinde yer alan isteğimizle ilgili haber aldık:))Nasıl bir tesadüf dedim bu.

Karma mı desem,secret mı desem ne desem bütün bu olanlara bilemiyorum.Hangi pencereden bakarsan,manzaran ona göre şekilleniyor.Düşüncelerin enerjisi var buna inanıyorum.Beynimizde yer alan her düşüncenin bir enerjisi var.Bazen saçma salak bir şey düşünsem,hemen oluverir.Sonra da ben ne kadar şom ağızlıyım derim.

Bu konu çok derin,yaz yaz bitmez aslında.

Pazartesiler zordur çoğumuz için.O yüzden şanslı,sağlıklı,huzurlu,güzel haftalar dileyerek başlamak istiyorum.Güzel haberler aldığımız,güzellikler yaşadığımız bir hafta olur umarım..

22 Ağustos 2009 Cumartesi

cumartesiden notlar

Bütün gün uyuyan ben güneş battıktan sonra hayata başladım.Normalde bu kadar çok hayatta uyumam.
Arada sadece True Blood izledim.Yoksa bu vampirli dizilerini seğrede seğrede ben de mi tuhaflaştım.
Lost,Grey's Anatomy,How I Met Your Mother gibi sevdiğim diziler sezon arasında olunca ben de True Bloodu seğretmeye başladım.Çok fazla küfür içeriyor.Ayrıca bazı sahneler soft porno tarzında olması ile tartışmalara yol açan bir dizi.
Değişik bir vampir dizisi çünkü vampirlerin varlığı insanlar tarafından biliniyor.Ayrıca kendi aralarında sendikaları bile var.Diğer insan ırkının sahip olduğu haklardan talep ediyorlar.Başrollerde yer alan Sookie beni deli etse de Burak Hakkıya benzeyen diğer erkek başrole sahip Bill de tuhaf olsa da vampirlerin insanların arasında olması fikri enteresan geldi.Birinci sezonda 12 bölüm var.2. sezondan şu an devam ediyor.Vampirlerin yanı sıra şekil değiştiricilerden tuhaf,kötü yaratıklara kadar her türlü değişik yaratıklar da mevcut.Dizi vampir öyküleri ardında ırkçılık gibi çok önemli konulara da sürekli göndermeler yapıyor.İlk sezonda tempo yavaştı.2.sezon ile birlikte hızlandı.Diziden kısaca bahsedecektim ama kendimi kaptırdım:))
Gerçekten son günlerde vampir öykülerine çok fazla merak salmış oldum.
Bu satırları yazarken maden suyumdan içiyorum.Nilin reklamı çok mu işe yaradı yoksa bilemiyorum çok sık maden suyu içiyorum:)Gerçi ben eskiden de çok maden suyu içerdim.Nil demişken az önce televizyonda Nili ve onun devasa kolyesini gördüm.Kocaman bir kolye kendine özgü olmak budur dedim.Nil yapınca yakışıyor.Son zamanlarda çok tartışmalı günler yaşadı.Ama ben her zaman iyi niyetli,kendine özgü yaşayan biri olarak değerlendirdim.Ayrıca şarkılarını da severim.
Bilgisayar başına geçmeden önce dışarıdaydım.Yine sahil kenarında yürüdük.Bir saatten fazla,hızlı tempoda.Nasıl iyi geldi.Kendime geldim resmen.Kafam kazan gibiydi açıldı:))
Bir kaç gündür çok etkileyici değişik bir kitap okuyorum.George Orwell-Animal Farm.Yazar rus devrimini hayvanlar üzerinden resmederek anlatmış.İçinden geçen şu söz gerçekten beni çok etkiledi.
"All animals are equal.Some animal more equal than the others."

21 Ağustos 2009 Cuma

Ramazan gelmiş,hoşgelmiş

Herkese hayırlı ramazanlar öncelikle.Bir sene ne kadar çabuk geçti anlayamadım.Bir sene önce neler düşünüyordum oysa....

Çok uykuluyum,sabah kahvem yok tabi:)Bu sene oruç tutarken zorlanırım biliyorum,günler çok uzun.Akşama kadar vakit gelmez değil mi?  THE IFTAR THAT  NEVER  COMES

O kadar çooook zaman var ki,bir de sabah erken kalkınca.Tabi böyle söylenirsem ne sevabı kalır o da ayrı tartışılır.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

seni empatik şey;))

Nihayet bitti!

Kitabın sonunu bir türlü getirememiştim.Benim huyumdur araya hep başka kitaplar alırım.Bir anda 4-5 kitap okumaya çalıştığım olur.Sonra kitapların sonu da haftalarca bekler.Empati de bitti nihayet.Kitap enteresan bir şekilde bitti.Eminim bir kaç yıl içinde filmi çekilecektir.
Adam Fawer diğer kitabında da bana aynı etkiyi vermişti.Olasılıksızdan da güzel bir film çıkar demiştim.
İkisi de sürükleyici bir kitap benim kitabı bitirememem tamamen benden kaynaklanıyor.
Kendime empatik derdim,yok demiyorum.Zira bende renkler,sesler patlamıyor;)Naçizane anlamaya çalışırım,başkasının penceresinden bakmaya çalışırım.Ama kitaptaki empatlar artık olayı aşmış durumdaydılar.Hani belki renkler,sesler olmasa da bu kadar karşısındaki insana hakim olacak insanlar var mıdır diye çok düşündüm.
Düşüncelere hakim olan insanlar olmasa da enerjisiyle hakimiyet kuran ya da bezdiren insanlar olduğuna inanırım her zaman.
Son günlerde hep bunları düşünüyorum enerjimi nasıl doğru kullanırım?
Bütün akıp giden hayat kargaşasında daha doğru nasıl yaşarım,hayattan nasıl zevk alırım?
Belki sadece soru aşamasındayım.Belki biraz uyguluyorum.Evet basite indirgemek demiştim.
Kendimi bazı duygulardan arındırmaya çalışıyorum.Yargılamaları bir kenara bırakıp,olduğu gibi kabulleniyorum.Anlamaya çalışıyorum.Zor biliyorum.Daha fazla ne yapabilirim diye sorular soruyorum.Öğrenecek çok şey var biliyorum...

18 Ağustos 2009 Salı

düşünceler....

İç sesim sürekli konuşuyor.Hiç susmuyor.Kafamdan binlerce düşünce geçerken,kendimi sürekli eleştiriyorum.Ama sen de başkasına derken aynısını yapıyorsun diyorum.Düşüncelerimi kovuyorum.Çünkü artık yalınlaştırmak istiyorum içimdekileri.Daha basit olsun.Arınayım insani kaygılarımdan.İnsanlara karşı bitsin önyargılarım,negatif düşüncelerim.


Basit olsun istiyorum,çok basit,yormadan...

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Son günlerde çok dinliyorum..



17 ağustos

İyi haftalar konulu bir şeyler yazmak varken aklımda takvime baktım.Üstünden 10 sene geçmiş.Kilometrelerce uzaktaydım buradan.Depremi yaşamadım.Ama ailem,akrabalarım yakınlarımın hepsi İstanbulda olduğu için yaşadıklarımı unutamam.Özellikle o gün hissettiklerimi düşününce.17 ağustos sabahı sıkıntı ile uyandım.Annemleri bir kaç kez aradım.Sanki bir şeyler olmuş benden saklıyorlar gibiydi.İçimde korkunç bir sıkıntı vardı.Geç vakitlere kadar oturmuştum.Balkona çıktım,hayvanlar,ağaçlar herşey tuhaf gibiydi.İçim daha da sıkıldı.Deprem olacak galiba dedim.Saçmalama burada olması zor,ama ya İstanbulda olursa ya da İstanbul çevresinde.Kendi kendimi zor susturdum,yatağa sıkıntıyla yattım.Yarım saat sonra telefon çaldı.Ev arkadaşım baktı.Annem aramış,panik yapmasın biz iyiyiz demiş,telefon kesilmiş.Cep telefonları ise hiç çalışmıyordu.Televizyonu açtık,ilk görüntüler Avcılardan gelmişti.Ve neredeyse yerle bir olmuş,kimsenin birbirinden haberi yoktu.Delirdiğimi düşündüm o an.Saatler sonra çalışan telefonla haberleşebildim çoğu yakınımla.Ve daha net televizyon haberleri gelmeye başladı.
O günler yanımızda da bir başka arkadaşımız vardı,bize misafir olarak gelen.Gölcüğü görünce benim ablam var orada acaba ne yaptılar dedi.1-2 gün içinde haber geldi.Bulamamışlar ablasını,eniştesini,yeğenini.Arkadaşımız Gölcüğe gitti.Enkazdan kendi elleri ile çıkardı.Anlattığı an hala kafamda.Ablası ve eniştesi yatakta birbirlerine sarılmış,korkudan öyle can vermişler.

Böyle çok kötü anımız var değil mi hepimizin?Yaşananlar unutuldu mu?

Bence unutuldu,ne yaptık Allah aşkına depremden sonra?Ne yaptık?Ne gibi tedbirler aldık?Ölümlerin,yıkımlarının ruhumuzda açtığı derin çizikten başka ne değişti?Devlet ne yaptı?


İnsanoğlu yaşar unutur çoğu zaman.Sonra bir gün hatırlatır kendini yine ölüm.Umarım böyle kötü olaylar yaşamayız tekrar umudum bu.Duam ise yakınlarını kaybedenlere..

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Ortaköy kapalı başka bir zaman bekleriz:)

Uzun zaman olmuştu Ortaköy'e gitmeyeli.Haydi dedik yolumuz düşmüşken gidelim.AA bir de ne görürüz,demezler mi Ortaköy kapalı,sonra gelin:))Tabi öyle demediler.Ama hemen girişte bulunan otoparkın önünde bir polis geri döndürüyor.Elini de sallıyor,yer yok dolu manasında.Hani kapalı der gibiydi.Neyse Rumeli Hisarına doğru gittik.Arabayı park ettik.Sahilde 2-3 kilometre yürümüşüzdür en az.Rüzgar nasıl güzeldi.Umarım hasta olmayız.Sevgilim sürekli bak bu rüzgar bizi hasta etmesin dedi durdu.Annecim de yok boğaz havası hasta etmez dedi durdu:)Neyse uzun uzun yürüdük.Öyle iyi geldi ki.Sanki rüzgar ruhumun derinliklerine de esti.Bir ara arabalar azaldı,sesler kesildi boyut değiştirir gibi oldum.Öyle anlarda gerçekten kendimi çok iyi hissediyorum.

Şimdi eve gelince bir uyku hali çöktü üstüme.Kendime gelmek için güzel bir Türk kahvesi yaptım.Hem de damla sakızlı.Bunu ilk defa evde deniyorum.Kokusu muhteşem.Bakalım tadı nasıl:)

Ne zaman bitecek?

Dün akşam yemek sonrası televizyon karşısına geçtim sevdiğim yabancı dizilerden birini seğretmeye başladım.Yok biraz haberlere bakayım ben en iyisi dedim.Kanallardan birine geçtim.Son günlerde yaşanan karışıklıklar malum.Şehit aileleri de bu duruma tepkilerini sürdürüyor.Oğullarınının,yakınlarının yanlarına Şehit mezarlığına gitmişler.Ağlıyorlar,tepkilerini anlatmaya çalışıyorlar.İçlerinin hala nasıl yandığı belli.Dayanamadım hıçkırarak ağlamaya başladım kendimi toplayamadım.İçim sızladı,kendimi aciz hissettim.Evet ben kendimi çok aciz hissediyorum.Elimden gelen bir şey olsa,yok işte,çıldıracak gibi oldum.Büyüt,askere gönder,yeri geldiğinde sen saçının teli incinmesin diye kendini hırpala,sonra haince öldürülsün.Ya da sev,evlen gitsin askere,sen bekle sevdiceğini.Kendisi geleceğine bir gün kara haber gelsin.Yok,yok bunlar adil değil.Adil olmayan çok şey var.Ama bu hiç adil değil.Allah sabır versin,hem de çok sabır versin.Özellikle son günlerde daha fazlasına ihtiyacımız var.

Kendimi bildim bileli bu sorunlar,değişmedi,bitmedi.Ne zaman bitecek?Ben bu şekilde kalbime taş saplanmış gibi acı duyuyırsam aileler nasıl dayanıyor,yakınları nasıl dayanıyor?

Sorunların bu şekilde çözümlenmeyeceğini biliyorum.O zaman çözüm nerede?

14 Ağustos 2009 Cuma

Hadi şimdi uyandır beni

Ne bileyim bir şarkı söyle mesela,sesini duyayım,yoksa uykulara dalarım.En sevdiğim gelmiş sesini duyunca mutlaka uyanırım.

Hadi şimdi uyandır benii,şöyle bir sarmala beni,kaldır olduğum yerden,seni çok seviyorum,özledim hemen de,hadi uyandır şimdi beni.

Yoksa gözlerim açılmayacak,derinlere dalacağım.

Hadi duysana beni!

13 Ağustos 2009 Perşembe

süper şarkı,süper klip

süper süperrr,bayıldım....şarkıyı zaten çok severdim,çok güzel bir klip..

http://www.coldplay.com/videostrawberry.php

Kendini cuma zanneden perşembe

Anlamadım içimdeki garip mutluluktan mıdır desem,yoksa başka bir sebepten midir bilemiyorum,ama bugünü cuma gibi düşünüyorum.Daha bir sevinesim geliyor.Sonra yooooo bugün perşembe diyorum,oturuyorum yerime.

Kendini cuma zanneden perşembe ne diyeyim sana,bir şey dersem bozulur sanki...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Wii ile kandıramadım

Olmadı kurtulamadım şu World of Warcrafttan.Sevgilimin bilgisayarı bozuldu,günlerdir uzak kaldı WOWundan.İşten eve geldi,gerginim dedi.Sabah uyandı gerginim dedi.Meğer benim yapamadığımı WOW yapıyormuş.Ne oyunmuş pehhhh!
Dün akşam Nintendo Wiiyi açtım.Tabancaya kumandayı adapte ettiğimiz bir oyun vardı.Benim 4.etapta hep takıldığım oyun:))Sevgili eşim aa öyle mi oynanır diyerek tam ben oynarken elimden aldı.Aslında tam olarak öyle olmadı.Benim telefonum çaldı ve tabancayı eline tutuşturdum.Sonra otomatikman o oynamaya başladı.O sırada da öyle mi oynanır bu oyun,bak gör şimdi dedi:))8 etapla oyunu bitirdi.Evet oyunu bitirdi.Zavallı ben sadece 4 etapla oyunu her defasında tekrarlayıp durdum aylardır.Evet ben oyun oynama konusunda beceriksizim.Kabul.Ama zaten tabanca ile boşa atmaman gerekiyor oyunda.Bense boşa atmaktan habire ateşlemekten zevk alıyorum ne yapayım:))Sevgilim oynarken dünyanın en iyi oyunu dururken ben neler yapıyorum dedi durdu.

Neyse bugün garip bir şekilde bilgisayarına çözüm buldu.Mucit gibi ekledi,taktı yetmedi kablolar uzattı.Beni de sinir etti.Benim sinirler geri döndü.Onunsa gerginliği bitti.Oynasam anlarmışım,hiç denememişim falan filan.Yok ben anlamıyorum zaten oyun oynamaktan.En iyi oynadığım oyun Sims2 idi zaten.O da hani hangi oyun sıfatına koyulur bilmem.Bir çeşit evcilik oyunu gibi.
Ama ne oyunmuş ki bana bu yazıyı yazdırdı,sevgilimin gerginliğini aldı..
EE boşuna dünyada milyonlar oynamıyor:))

Sanki kelebekler havalanacak:))

İçimde anlamadığım bir sevinç var.Kelebekler havalanıyor sanki,yükseliyor..Ama sanki anlık dalgalanma değil.Devamı var gibi.Anlamı var gibi.

Meraktayım..

August Rush

Kaç zamandır bu filmi yazmak vardı aklımda.Ancak fırsatım oldu.Uzun zamandır filmin dvdsi dvd çekmecemde bekliyordu.Aylar önce kuzenimden almıştım.Al mutlaka seyret sen seversin zaten dedi.Ama nedense sıra gelmedi.Geçen gün dikkatimi çekti ve seyretmeye başladım.Türkçe ismine Kalbini Dinle demişler.Her zamanki gibi farklı bir isim vermeyi uygun görmüşler.Bu arada bu isimlere kim karar verir hep düşünmüşümdür:))
Filmde müziğin hayatımızı nasıl etkilediği ne derece önemli olduğu,kalpler arası bağı bile kurabileceği anlatılıyor.(Belki de o yüzden Kalbini Dinle demişlerdir:))Sonu biraz Türk filmi tadında bitse de bütüne baktığımızda içimi ısıttı diyebilirim.Farklı bir öykü ve çok güzel müzikler.Filmde klasik müzikten de parçalar var.Hele bir tanesi içime işledi.Ama bulamadım internette bir türlü.Filmde geçen diğer şarkılar var.Bir çok filmde aşina olduğumuz çocuk yıldız (Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve Düşler Ülkesi filmlerinde Johnny Depp ile birlikte oynamıştı) Freddie Highmore gerçekten çok yetenekli.Filmde Robin Williams da çok farklı bir rolde karşımızda.


Farklı bir konu,sıcak,kafamı yormayacak bir şeyler olsun derseniz,mutlaka izleyin derim..

7 Ağustos 2009 Cuma

Bugün cumaaaa

Cumaları oldum olası severim.En sevdiğim gün hep cuma günü olmuştur.

Yağmur delicesine yağdı İstanbulda.Gökyüzü değişti,güneş geldi,şimdi geri gitti.Camı açıp bir kaç saniye yağmur kokusunu içime çektim.Keşke toprak bir yolda yürüyebilseydim yağmur sonrasında dedim.Huzur doldu içim,hayalini kurarken bile..

Gözüm yeşil üzümlere takıldı masamda duran.Nasıl güzel parlak,hayat dolu sanki içinde her zerresinde!

Berrak,güzel,yağmur kokulu cumalar..

4 Ağustos 2009 Salı

bir renk mi?bin renk mi?

Hangisi soldu bilmem ama üzülme canım?Neşen kaçmış,hüzün geldi gelecek göz pınarlarına,ama ağlama gülüm.Bir rengin solmaya görsün,sonra arkasından diğer renklerin solar.Solmasın yüzün,neşen kaçmasın,haydi gülümse.

Sen iyisi mi şarkılardan fal tut kendine..Hangisi gelirse şansına,dinle bak ne diyor sana?Sadece dinle,duy dediklerini,yeter..