Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2012 Cuma

Kurtuluş Son Durak


                                                                    görsel
Filmi izleyeli epey oldu.Sinemaya gittik en yakın seansta hangi film var derken en makul seçim olarak bu filmi seçtik.
Filmin oyuncularının Tempo dergisindeki röportajını okumuştum.Ama bu filmi illa izlemeliyim diyerek düşünmemiştim.Demet Akbağın oynadığını görünce kötü değildir diyerek filmi izlemeye koyulduk ve hiç pişman olmadık.Hatta çok da beğendik.Belçim Bilgin,Asuman Dabak,Nihal Yalçın filmin diğer başrol oyuncuları.Oyunculukları gerçekten izlenesi.
Filmin konusu kadına karşı şiddetin kadınlar üzerindeki etkisi ve bir apartmanda yaşayan kadınların bu şiddete verdikleri ortak tepkiler.Sadece tepki ile tanımlamak da yetersiz kalır.Kadına karşı şiddeti vurgularken düşündüren çok sahne var.Bunun yanı sıra epey komik sahneler de yok değil.
Olur da bu karda kışta ben evde oturmam her durumda dışarı çıkarım diyorsanız bu filmi öneririm.Ama yok evdeyiz bir yere çıkılmaz bu karda derseniz de önümüzdeki hafta yapılacaklar listenize ekleyebilirsiniz.

16 Aralık 2011 Cuma

Hafta sonu sinema molası

Evet bu geçtiğimiz hafta sonu yine bir sinema molası verdik.Bakalım başarabilirsek ayda bir sinema günü yapacağız.
Çocuk olduktan sonra bambaşka oluyor evliliklerde.Mesela ben son günlerde sadece evin içinde anne-babaymışız gibi hissediyorum.Sohbet bile edilmiyor an geliyor.Böyle tuhaf bir durum.
Şafak Vaktini izlemeye gittik.Film başlamadan bir kahve içimi oturduk,biraz sohbet ettik.İyi geldi bu sohbet,alakasız konularda konuşup,gülüştük.Zira bu evde yapmadığımız şeylerden biri işte.

Filme gelince serinin diğer filmlerini de izledikten sonra bunu izlememek olmazdı.Bu film benim ergen yanıma hitap ediyor kabul ediyorum.Filmin ilk yarısı aşırı duygusal modda iken ikinci yarısında aksiyon vardı.Serinin diğer filmlerine nazaran Şafak Vaktini daha çok sevdik.Haa bu sefer bizden önceki seansa girmedik.Temkinliydik.Yeni gelen filmlerin fragmanlarına bakınca bir kaç film ilgimi çekti.
Sherlock Holmes Gölge Oyunları.İlk filmi çok beğenmiştik özellikle müziklerle bütünlüğü unutulmazdı.Sherlock Holmes hikayelerinden daha çoook film çıkar.
Karanlık saat isimli film de yine dünyayı ele geçiren uzaylılarla ilgili bol aksiyon içerikli bir filme benziyor.
Bir de Ejderha Dövmeli Kızı İsveçten sonra Warner Bros da çekmiş,serinin diğer filmleri demek ki buradan gelecek.



11 Aralık 2011 Pazar

Crazy,Stupid Love


Artık dizilerimi izlemekten film izlemeye fırsat bulamıyorum.Yeni izlediğim bir kaç dizi daha var.Person Of İnterest,New Girl,Happy Endings ve yakında Once Upon A Time izlemeyi düşünüyorum.Tabi Demir erken uyudukça ama şaşıbeş oldu uykular o kadar geç uyuyor ki.Neyse uzun zamandır izlemeyi düşündüğüm Crazy Stupid Love'u izlemeye karar verdim.
Filmin konusu bu zamana kadar çevrilenlerden pek de farklı değil.25 yıldır birlikte olan bir çiftin kadın kısmının yaşadığı duygusal boşluklarla kocasını aldatıp,bunu kocasına itiraf edip boşanmak istemesi ile film başlıyor.Bunun çevresinde gelişen olaylarla devam ediyor.Kadın eşiyle konuşurken diyor ki:
"Ne zaman biz olmayı kaybettik?"


Evet biz olmayı kaybediyoruz.Bunu anladığımız zaman acı çekiyoruz,başa dönemiyoruz,geri sarmaya çalışıyoruz,zaman çoktan geçmiş oluyor.Genelde kadın fark edip acı çekiyor,boşlukların sızısı içini yakıyor.Sorgulamalar başlıyor.

Aslında bu konuya ilişkin çok kitap,film,dizi var.Bir şeyler gözümüzü sokuluyor ama farkına varmıyoruz bu tarz hatırlatıcıları bile.Çünkü bu tarz konulu film vb.ler için:

  • Erkeklerin %90'ı asla izlemez,okumaz.
  • Erkeklerin %5'i silah zoruyla izler,okuması zaten düşünülemez.
  • Erkeklerin %3'ü izler ama kendimde değildim,zorla izledim der.
  • Erkeklerin %2'si izler,hak verir.
  • Kadınların %70'i izler,hayatın böyle olması gerektiğini düşünür,erkeklerden romantik komedi tadında hayat bekler.
  • Kadınların %25'i hayatta izlemez,okumaz böyle şeyleri.
  • Kadınların %5'inin haberi bile olmaz.
Şaka bir yana hayat bu filmler gibi işlemiyor.Ama bize bir şeyler olduğunu da hatırlatıyor.Hoş ben de izlemekten sıkılıyorum artık bazı filmleri.Gerilim,korku filmlerini de bırakalı beri kendimi sıkmayacak filmler izleme arayışında olunca soft filmler tercihinde oluyorum.Ama bu filmlerin bazılarının hatırlattıklarına da katılanlardanım.

****% ler tamamen uydurmasyondur.Herkes istediğini izleme ya da izlememe konusunda serbesttir.Genellemeler hayatta işe yaramayabilir.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Aylar sonra sinemada görüldüler


Aylar sonra sinemaya gittik dün.Anneannesine bırakıp,kaçtık Demiri,evet kaçtık çünkü veda işine girdik mi ağlayacak arkamızdan.Anne-babasından gizli bir yerlere giden çocuklar gibi çıktık kapıdan,suçlu suçlu arabaya bindik.Sinema öncesi dondurulmuş yoğurt yiyip,biraz dolaştık.Ama dilimizde hep Demir,kitapçıya girdik Demire kitap baktık.Demire kıyafet baktık falan.Bu arada dondurulmuş yoğurt mevzusunu ayrı bir post konusu yapsam yeridir.Bağımlısı oldum diyebilirim.
Patlamış mısırımızı aldık baktık saate 5 dakika var.AAA bizim saat mi geri derken salona girdik.
Film 3 boyutlu.(Ölümsüzler-Tanrıların Savaşı) Baktık ki insanlar oturmuş,bize göre film başlamış.Hemen gözlüklerimizi taktık acele ile.5 dakika geçmedi bile ışıklar açıldı.Sinemaya gitmeye gitmeye her şeyi unutmuşuz:)Bir önceki seansa girmişiz.Filmin sonunu görmüş olduk.O kadar çok güldük ki kendimize 

Salondan çıktık,5 dakika sonra tekrar girdik ve filmi izlemeye başladık.Antik Yunan çağında geçiyordu.Bol bol aksiyon,kan,mitolojik öğe içeriyordu.3 boyutlu olmasını da ayrıca sevdik.

Eskiden sık sık sinema ile ilgili postlar yazardım.Çünkü her hafta sonu neredeyse sinemaya giderdik.Bazı filmleri yazmazdım bile.Şimdi aylar sonra yazıyorum sinema ile ilgili.Güzel zaman geçirdik.
Demir doğduktan sonra sevgililikten anne-babalığa terfi ettik.Bu ağzımızdan çıkan sevgilim sözcüğünden tutun da birlikte zaman geçirmeye kadar çok şeyi değiştirdi.Kendimize zaman ayırmaz olduk.Kadın kısmı yani ben hep aslında şöyle olmalı böyle olmalı diyerek hem içimden hem dışımdan konuştum ama erkek kısmı anlamadı.Anlamamaya da devam ediyor.Ona kalsa bir şey olsa sen artık annesin diyebiliyor da.
Üstelik aylardır sinemaya gidememekten de en çok şikayet eden de hep o olduğu halde yine ben işte şu film var hadi diyebildim.
Bakalım başarabilirsek  fırsat buldukça gideceğiz tekrar sinemaya.Bir kaç sene sonra Demir ile gideceğimiz günleri de iple çekiyoruz.Tabi o zaman filmlerin formatı değişecek ama bilenler bilir biz çizgi film de çok severiz;)





13 Eylül 2011 Salı

Jane Austen sevenler yaklaşın yamacıma


En çok sevenlerden biri de Pinkyim biliyorum.O izlediği zamanlarda izlemek bir türlü nasip olmamıştı.Nasıl geldiyse geçen günlerde aklıma geldi ve izlemeye başladım.
İlk Emmayı izledim.Ama BBC versiyonunu.Emma karakterini canlandıran kişiyi çok iyi seçmişler.Emma neşeli ve sevimli bir karakter.Evlenmeyeceğini söyleyip çevresindekilere çöpçatanlık yapmaya çalışan biri.

Aşk ve Gurur

Filmi hep bölük pörçük izlemiştim.Sonunu da getirmemiştim hiç.Oturdum izledim.Aşkı yanlış kişi de bulduğunu düşünüp acı çeken bir kızın ve beraberinde kız kardeşlerinin yaşadığı aşkları da anlatan bir film.

Becoming Jane(Alakasız bir şekilde Aşkın Kitabı ismiyle ülkemizde gösterime girmiş)

Diğer filmlerden sonra bu filmi izleyince çok üzüldüm ben Jane Austen için.Filmlerindeki karakterleri kendi hayatından yola çıkarak kaleme aldığını görmüş oldum.Nasıl yazdığını,neler yaşadığını gözler önüne seren film son sahnede beni gerçekten çok etkiledi.

Syhnm bir de film izleyemiyorum diyorum değil mi?




10 Eylül 2011 Cumartesi

Game Of Thrones-Taht Oyunları


Kuzenimde benim gibi dizikoliktir.İzle dedi Game of Thronesu sen seversin fantastik hikayeleri.Arkasında
n Damlocanım sürekli söz eder oldu.Hemen başlamalı dedim.İzleyeli çok oldu aslında ilk sezonu.İlk sezon bitti dayanamadım kitabını aldım.Merakla 2. se
zondan tüyolar bulacağını sanan Yıldız yanıldı.1000 sayfalık kitabı okuyarak Game of Thrones ile ilgili bir çok konuya vakıf oldu.Demirle nasıl okudun demeyin,neredeyse 1000 sayfa olan kitabı kucağınızda uyuyan bir bebekle okumak çok zor:)Bırakın bebeksiz de kalın kitap okumak zor.Tek elle kalın kitap okumayı uygun hale getiren bir icat bulan beni mutlu eder.Azıcık yaratıcı olsam ben bulacağım.Tek elle tutarsın olmaz,öyle yaparsın olmaz.Böyle yaparsın olmaz.
Taht oyunlarına dönersek Yüzüklerin Efendisi ile karşılaştırmak istemem.Toiken tarzında değil asla kitap da.Ama o havayı yakaladım diyebilirim.Krallıklar ve elde edilmeye çalışılan taht,arkasında savaş ve daha bir çok şeyi getiriyor.
18 eylülde Cnbce diziyi yayınlayacak izlemek isteyenlere duyurulur.

23 Ağustos 2011 Salı

3 film birden




Başlık şaşırtıcı değil mi?Eski günlerdeki gibi 3 film birden,5 film birden yazabiliyorum.Hooo hooo ne mutlu bana(Bu Noel Baba gülmesi oldu ama neyse)
Eskisi gibi arka arkaya 2 film izleme şansım yok artık.Filmleri durdur devam et,durdur devam et,şeklinde ya da kapalı gözlerle izliyorum.İzlerken uyuyakalıyorum yani.Sonra ertesi gün
devam.
Gelelim filmlere
Son Gece (Last Night)
Baş rollerde Keira Knightley,Sam Worthingon,Eva Mendes ve Patrick Dempseyin gülümsemesine benzettiğim gülümseme ile Guillaume Canet var.Film elbette bu kadro ile daha iyi bir iş
çıkarabilirdi fakat ortaya çıkan da çok fena değil.En azından kadın erkek ilişkileri açısından bakılınca kadın erkek farkını ortaya güzel koyuyor.Kadınlar fazla gözlemci,erkekler dikkatsiz bazı konularda.Ayrıca kadınlar aldatırsa saklayabiliyor hiç çaktırmadan.Evliliklere bir bakış açısı sunuyor.

Limit Yok (Limitless)
Bradley Cooper,Robert De Nironun başrollerinde olduğu film yeterli reklam mı yapmadı,ben mi uzak kaldım sinemalardan bilemiyorum.Film bence daha
fazla ilgiyi hak ediyor.Konu süpersonik bir hayal ama insan izlerken keşke böyle bir
şey olsa ben de denesem,beynimi sınırsız kullanabilsem demeden kendini


alamıyor.Konu daha bilim kurgu ile farklı bir hale getirebilirdi ama olduğu hali ile de dikkat çekici.



Kukla (The Beaver)
Mel Gibson ve Jodie Foster bu filmde bir araya gelmiş.Bir kuklayı eline takarak iletişimini insanlarla bu şekilde sağlayan yaşadığı psikolojik sorunlardan kurtulmaya çalışan bir adamın ve ailesinin hikayesi.

Bazı sahnelerde sıkılsam da film kukla ile iletişimin yarattığı şaşkınlık ile izlettirmeye devam etti.
.




2 Ağustos 2011 Salı

prenses


Küçük bir kız çocuğuyken prenses olmayı arzu eder,ailemin beni el bebek
gül bebek büyütmesi ile belki de öyle sanırdım.Gün geldi,biri dedi ki bırak bu prenses hallerini,artık kendinlesin yalnız yaşıyorsun,ailenin prensesi değilsin.O gün tacım çalınmış gibi hissettim.Öylece kaldığımı sandım.Şımarık mıydım?Hayır,sadece şanslıydım ve bu şansım insanları kızdırabiliyordu.
Bunları düşündüm filmi izlerken.Zengin,ünlü kızımızın sıradan bir erkek gazeteci ile aşkının henüz klişe olmadığı zamanlarda çekilmiş eski bir film;Roman Holiday.Romayı özleyenler,sevenler izlesin.Bir de siyah beyaz filmleri sevenler.

31 Temmuz 2011 Pazar

Akıllı ve uslu bir çocuk olursan Şirinleri görürsün oğlum peki annen ve baban ne zaman görür

Bir kaç zaman önce...
-Ne yaptınız AVM'de?
-Ne yapalım,bizim çocuklarla işlerimizi hallettik sonra de yemek yedik beraber.
-hımmm
Konuşmadan bir kaç gün sonra aynı AVM'ye birlikte gidilir.
-Biliyor musun biz o gün çocuklarla yemekten sonra sinemaya gittik.Sinemaya aylardır gitmediğimden midir nedir film de güzeldi,sinema salonu da güzeldi(yeni açılan bir AVM olduğu için)Dedim çocuklara ben gelemem Yıldız beni mahveder.(Mahveder!!!!!!Ben ne zaman mahvettim?)Valla duyarsa sinemaya gittiğimiz kızar,çok bozulur(Kızar!!!!Kızmaz ama bozulur tabi)
-Bensiz sinemaya gittin demek.
-Ama hayatım yani sensiz gitmek istemezdim ama film de güzeldi.
-Film de güzeldi demek.
-Evet belki de bana öyle geldi.
-Niye söylemedin?
-Buraya geleceğimiz zaman söylemek istedim.
-!!!!
-İçime sinmedi sensiz gerçekten.
-Peki öyle olsun.
Tabiki mahvetmedim,arada sadece bensiz sinemaya gittin demek ,dedim o kadar.
Aylar oldu sinemaya gitmeyeli.Hatırlarsanız sinema postları girerdim sık sık.Hatta çoğu filmi yazmazdım bile.Ben hamileyken de sık sık gidiyorduk.
Şimdi 9 aydan fazladır sinemaya gitmiyoruz.Annemler memlekette tatildeler.Burada yoklar.Dolayısı ile sinemaya artık ilk ne zaman giderim bilmiyorum.Demir daha büyük olsaydı onu da alır giderdik Şirinlere.Ben ve benim yaşımdakiler için Şirinler ayrı bir çizgi filmdir.Bizim gibi munis,saftrik çocuklarda Şirinleri sever.Şimdiki çizgi filmler bile farklı,izleyenleri gibi.
İnanırdık ki akıllı ve uslu olursak Şirinleri görebiliriz.
Şimdi Demire diyorum.Konuşmaya başladığında cevaben ne der bilemiyorum.
Fragmanını izledim ve bayıldım.Tabi How I Met Your Motherdan çok sevdiğim Barney Stinson (Neil Patrick Harris) başrolde olunca ayrı bir merak uyandı bende.Artık izleyenlerin yorumlarını alırız:))

26 Mayıs 2011 Perşembe

Komedi isteyenler ya da romantik komedi diyenler

İki komedi filmi var komedi filmi izlemek isteyenlere ilk olarak.Ama en çok Due Datede güldük belirteyim.Filmin en komik sahnelerinden biri.

Hangoverdan sonra dikkat çeken Zach Galifianakis ve Robert Downey Jr. başrollerde.Eğlenceli bir komedi.
Diğer film ise bir devam filmi.Little Fockers.Robert De Niro ve Ben Stiller başrollerde oynuyor.Filmde bazı sahneler cidden çok komik.İlk iki filmi izleyip beğenenler bu filmi de beğenecektir.

Romantik komedi olsun diyenler için de iki film önerebilirim.
Just Go With İt.
Jennifer Anistonı çok severim.Friends kolik olmamdan ötürü belki.Jennifer Anistona Adam Sandler eşlik ediyor.
Filmde farklı olan hiçbir şey yok.Öylece izlenmelik.
No Strings Attached.
Ashton Kutcher ve Natalie Portman başroller.Natalie Portman Black Swandan sonra farklı bir rolle bu sefer bir doktor rolünde.Bu filmde diğer film gibi hatta bir çok romantik komedi gibi bilindik hikayeye sahip.Bu tarz filmler kafa boşaltmak için birebir olabiliyor bazen benim için.



25 Mayıs 2011 Çarşamba

Siyah-Beyaz film izle ruhun dinlensin hele de Audrey Hepburn filmi ise

Son günlerde klasik filmleri arar bulur,izler oldum.Bunların başında Audrey Hepburn filmleri geliyor.Bu zamana kadar neden izlemedim dedim Sabrina için.Bir İstanbul Masalı adlı dizinin konusu bu filmden esinlenerek yazılmış.Siyah beyaz filmleri izlerken nasıl dinledim,nasıl yorgunluğumu üzerimden aldı.Konu fakir kız zengin erkek aşkı.Ama Audrey Hepburn izlemek ayrı bir keyifli.
Filmlerinde giydiği her kıyafeti uzun uzun inceleyesi geliyor insanın.Bir çok blogda fotoğraflarını görüyoruz.İzledikçe insan zarif bir insan elbette bu kadar seveni olur diyor.
Breakfast at Tiffany's de ikinci izlediğim film oldu.Bu filmi aslında çok uzun zamandır izlemek istiyordum.Filmde giydiği elbiseler en çok bilinen Audrey Hepburn fotoğraflarında görülebilir.
Şimdi My Fair Lady yi izleyeceğim.Film müzikal.

Bu arada izlenmeyi bekleyen Rita Hayworth filmleri de var.




4 Şubat 2011 Cuma

Siz bu hafta sonu

Eğer bilim-kurgu aksiyon seviyorsanız Tron efsanesini izlemeye gidin.Sevgili pc oyunlarını sevdiği için bu filme giderdik mutlaka.
3D olarak izleyebilirsiniz.

Filmden çıkıp en sevdiğiniz restoranda en sevdiğiniz yemeği hüpletebilirsiniz.Arkasına sevdiğiniz tatlı ile kahvenizle midenizi şenlendirebilirsiniz.
Midenizi bu kadar doldurunca güzel bir kitap turu ile bir yürüyüş yapıp sevdiğiniz dergilerin şubat sayılarını alıp,yeni çıkan kitaplara da göz gezdirebilirsiniz.
Marc Levynin yeni kitabı ilgimi çekenlerden siz de bir bakın derim.

Sen ne yapıyorsun dersen ben şimdi bu şarkıyı dinleyip,eski cuma akşamlarımı düşünüyorum:))

P.S.Bu postu şarkı tesadüfi olarak dinlenmiştir ve sözlerini dinleyince gülünmüştür.



28 Ocak 2011 Cuma

Dear John ve eski mektuplu günlerimiz


Filmi nasıl izlediğimi anlatsam güler misiniz,ağlar mısınız bilemiyorum.Ama ne kadar sürede kaç parçaya bölerek izlediğimi kaç defa başa aldığımı hatırlamıyorum.Bildiğim bir şey var film izlemek de inat etmeye devam ettiğim sürece şekil bu olacak.Kuzu uyurken sessiz alt yazılı,bölük bölük izlemeye çalışıyorum.
Sonuçta izledim ya bu da bir başarıdır.
Eskidendi o 2 film birden izlemeler falan.Geçen gün sinemanın önünden geçerken sevgili dedi ki en çok da sinemaya gitmeyi özledim.
Filme gelince konusu kısa süreli birliktelik ardından uzak mesafede mektuplarla ilişkilerini sürdürmeye çalışan bir çiftin yaşadıklarını anlatıyor.Klişe konular,Türk filmi tadında biraz.Ama mektupların gelip gidişi ve baba oğulun bir veda sahnesi vardı duygulandım fazlasıyla.Ve bazı şeylere ne kadar anlam yüklediğimizi düşündüm filmle birlikte.
Bana eski günlerimi hatırlattı ayrıca film.Mektup yazmaya bayılırdım.Mektup almaya da bayılırdım.Sevdiğiniz dostunuzun ya da sevdiceğinizin elinin dokunduğu sayfalara dokunmak,okumak,yazısını görünce mutlu olmak.Özlüyorum aslında mektuplu günleri.Mail göndermek almak da hoş ama kalemi kağıdı seven biri olduğum için yazmayı da sevdiğim için mektuplu günleri özlüyorum.Şimdi pek öyle sayfalar yazacak zamanımız yok.Mektubu alıp postaneye gidecek zamanımız da.
Teknolojinin gelişmesi iyi mi oldu diyorum böyle zamanlarda..
görsel

18 Temmuz 2010 Pazar

Kıpırtık,pıtırcık bebek ve annesi bildiriyor


Kıpırtık,pıtırcık bebek,annesi,babası Sihirbazın Çırağı adlı filme gitti.Nicolas Cage fantastik filmde oynarsa mutlaka filmde kopuk mantık hataları olur dediler ve de haklı çıktılar.
Fantastik filmlerde mantık aramayın diyebilirsiniz.Fakat filmin devamlılığı içinde olması gerekenlerin olmaması tarzında eksikler görünce gülüyorsunuz tabi.Diğer baş rolde oynayan şaşkın çocuğu She's Out Og My League filminde izlemiştim.İki filmde de şaşkın bir tipleme çiziyor.

Afm sinemalarının koltukları gerçekten çok rahatsız.Hamile bir bünye için koltuk önemli oluyor sinemada.Bel boşlukta kalıyor,ayaklar rahatsız.Bir daha gidersem kendime yastık da alacağım.Cine Bonuslar bu konuda gerçekten çok iyi hizmet sunuyor.Fakat çok yakınımızda Cine Bonus sineması olmadığı için Afmleri tercih etmek zorunda kalıyoruz.Üstelik ses sistemi olarak da Cine Bonuslar çok daha iyi.

Sinemanın en güzel yanı filme girmeden öncecaldığım Starbucksın yaz için çıkardığı içeceklerden limonlu yeşil çaydı.Gerçekten ferahlatıcı bir içecek tavsiye ederim.

29 Haziran 2010 Salı

Her şeyden birazcık

Rüyalarda başlamış annelik-kaybetme korkusu.Bu aylarda olur diyorlardı.2 gün sözde kendimden geçmiş yatmışım.Uyanıyorum deniz kenarında oğlum oğlum diye ağlıyorum.Her gün karnımı izlemekle kafayı bozduğum için rüyamda da karnıma bakıyorum hareket yok.Sonra karnımda alien var gibi hareket etmez mi sözde oğluşum.Karnım bir orada bir burada.Ama ben sevinçliyim o iyi diye.Bir de bana ait olmayan turuncu spor ayakkabılarını giymeme ne demeli rüyamda.Onu da geçtim kendimi enteresan şortlu bir gelinlikle evlenir görmem ve bir türlü istediğim saç modelini yapamamam?Sürekli uyandığım için rüyalarımı hatırlamam kolay oluyor.

Bulantı zamanlarım da( kimine göre aşerme zamanları olarak adlandırılıyor) sinemaya gitmeyin bırakın film izlemek bile zulüm gibiydi.Kitap okumaktan söz edemiyorum bile.Bilgisayara bile bakamaz olmuştum.Şimdi eski dostlara dönüş içindeyim.Marc Levynin Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey adlı kitabını severek bir çırpıda okudum yeniden kitap okumaya başlayınca.Alice Harikalar Diyarındayı sinemada izleyemeyince bulup izledik.Çay saati vakti masadaki olanlara gülmekten kırıldım.Tavşanın her dediğine güldüm durdum.En son ise Remember Me isimli filmi izledim.Çok bunalım ilerledi.Ama sonu gerçekten tahmin etmediğim gibi bitti.Filmin başından beri neden 2001,neden 2001 yılındalar diye düşünüp durdum.

Kahve-kek keyfinin yerini süt-kek almalıymış.Hamileler dikkat etmiyor yediklerine diye eleştirirdim eskiden.Eskiden çok da süt içerdim.Demek o bulantılar,ruh halim,sevdiğin ve en önemlisi içmek zorunda olduğun sütten bile soğutuyormuş.Şimdi süt eski dostum olarak hayatıma dönmeli.Ki geç bile kaldık.Doktor bile artık size süt içmek zor mu geliyor diye uyardı.

İç karartıcı hava,kapalı güneşsiz yaz olduğuna inanamıyor değil mi insan?Elbiselerimizi bile giyemedik.Hele Damlocanın hediyesi mavi elbiseyi daha giyemedim.Denedim salındım evde kocaman karnımla tabi.Şaşkınlık içinde açtım paketi.Ahh dedim yaramaz kız.Elbiseli fotomu koysam mı diye düşünmedim değil.Çok teşekkür ederim Damlacım tekrar.

4 Mart 2010 Perşembe

Cennetimden Bakarken-The Lovely Bones



Film Peter Jackson filmi olunca aylar öncesinden beklemeye başladım.Çekilirken ki görüntülerini izleyeli 3-4 ay olmuştur.Ne zaman ne zaman vizyona girecek derken geçen cuma sinemalarda vizyona girdi.Dün izleme şansım oldu.Bu kadar beklememe deydi mi?Hayır.İçim sıkıldı izlerken.Efektler beklediğim gibi de etkilemedi beni.En çok merak ettiğim cennet görüntüleri idi.Zaman zaman içimi bir ürperme alsa da cennet görüntüleri daha iyi olabilirdi.Cennetin en ilginç tasvir eden filmlerden Robin Williams'ın dilimize Aşkın Gücü olarak çevrilen What Dreams May Come isimli filmini tek geçerim.Yine de bir görüntü var ki Cennetimden Bakarken filminde deniz kenarına vuran kocaman cam şişe içindeki yelkenlilerin karaya vurması.Ağlamamak için zor tuttum kendimi.

Filmin bazı kısımların da çok duygulandım,öfkelendim,küçücük çocukları hunharca öldüren lanet katillerin o an hepsini elime verseler tek tek boğabilirdim.Evet filmin konusu 14 yaşında bir kızın hunharca komşuları tarafından kandırılarak öldürülmesi.Ölen kız çocuğunun ise cennet ve dünya arasında kalarak yaşadıkları anlatılıyor.Konunun ne olduğunu zaten biliyordum ama yine de içim sıkıldı,dünya bir an dar geldi.Aklım almıyor bir insanın bir insanı nedensizce,sapık arzularla öldürmesini.Hele de öldürülen bir çocuksa.

Ve filmin sonu şaşırttı.Daha farklı bitmesini beklerdim.Neticesinde izlerken çok üzülüp,bunalmak istemiyorsanız hiç izlemeyin derim.Ama ben yine de cennet görüntülerini merak ediyorum diyorsanız izleyin.

28 Şubat 2010 Pazar

Eyyvah Eyvah,julie&Julia ve Funny People

Puslu,yağmurlu bir gün için size 3 keyifli film önerim var.Biri sinemalarda yeni vizyona giren Eyyvah Eyvah.Ata Demirer ve Demet Akbağ başrollerde oynuyor.

Demet Akbağı izlerken o kadar keyiflendim ki,gerçekten büyük bir oyuncu kendisi.Filmi izlemeye giderken çok fazla beklentim yoktu.Ama bir çok sahnesinde güldüm,eğlendim,hoşuma gitti.Aslında vizyonda yeni bir çok film var.Geçen hafta izlemeye film bulamazken bu hafta çok güzel filmler vizyona girdi.Sevgili haydi bu filmi izleyelim deyince kıramadım,ama iyi ki de izlemişiz dedik.
Diğer blog yazarları arkadaşlarımın sitelerinde görüp izlemek istediğim bir film vardı.Nihayet izleyebildim.Filmin sıcacık bir öyküsü var.Julie&Julia

İzlerken içinde bizden,hepimizden kareler göreceksiniz.O yüzden seveceğinizi düşünüyorum.

Son film ise bir Adam Sandler filmi -Funny People.Film biraz fazla uzundu.Konu çok enteresan olmasa da başlarda filmi izlemek keyifliydi,uzadıkça biraz sıkmaya başladı.



***kaynak 1
      kaynak 2

20 Şubat 2010 Cumartesi

Percy Jackson ve Olimposlular:Şimşek Hırsızı


Fantastik filmleri çok severim.Filmin fragmanlarını izleyince ilgi çekici geldi.Dün akşam filmi izledim.Fakat bana Yüzüklerin Efendisinden sonra hepsi yalan dedirtti.
Bu filmde seri kitaplardan uyarlama.Serinin daha 4 kitabı daha olduğu düşünülürse,filmin devamı gelecek.
Hikayeye başlangıç güzeldi.Eski Yunan mitolojisi ile ilintili karakterler,tanrıların insanlarla yaptıkları evliliklerden yarı tanrı çocukların olması.Fakat konu Yunan mitolojisi ile ilintili ise Yunanistanı,Egeyi görmek isterdim.Yer altına giriş için yapılan kovalamacada Las Vegasın olması,yeraltı dünyasına girişin Holywooddan olması belki bu ünlü şehirlerin cehennemle özdeşleştirilip bir gönderme yapılmış olmasına dayandırılmış olabilir.Ama tanrıların kenti Olimposo girişin Empire State binasından yapılması hepten yok artık dedirtti.
Sinemada aksiyon,bilim kurgu izlemenin dışında filmde beğendiğim başka unsurlar yoktu.
Hafta sonu için sinema keyfiniz başka diğer filmlere de göz atın derim.

16 Şubat 2010 Salı

3 film birden(Aşkın 500 günü,Kolera Günlerinde Aşk,Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar

Son zamanlarda çok fazla film izliyorum.İzledikten sonra yazmayı unutuyorum.Ya da ilginç,güzel gelmiyorsa hiç yazmasam iyi diye düşünüyorum.Bir de bu sıralar The Bing Bang Theory izliyorum üst üste.3. sezona geldikçe daha bir komik olmaya başladılar.Orada yer alan Sheldon adlı karaktere bayılıyorum.Bu diziyi daha sonra anlatabilirim.
Gelelim filmlerimize.Aşkın 500 günü.Aylardır izleme derdindeydim.Sinemada olmadı,dvdsini bulamadım.Derken geçen cuma buldum ve aldım.12 şubat gecemiz için izlemeye başladık.Geçen hafta Damla ile buluştuğumuzda soundtrack albümünü alacaktım.Damla dur bir filmi izle dedi.Peki dedim,ilk önce film.

Dilimize çevrildiği ismi gibi aşkın 500 günü anlatılmış fakat zaman sıralaması yok.Zaman karışık olarak verilmiş.Müzikler süper,çok çok sevdik.Film de güzel.Detaylara girmeden izleyin derim,izlemediyseniz.Yes Man filminden hatırlayacağımız Zoey Deschanel ve Joseph Gordon-Levitt başrollerde.


İkinci filmi geçen hafta izledik.Kolera Günlerinde Aşk.Javier Bardem'in başrollerde oynadığı film,Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marguez 'in romanından uyarlanmış.Umutsuz bir aşkın bir insanı ne hallere sürükleyebileceğini anlatan bir hikaye.Filmi izlerken bazı yerlerde sıkılsak da sonlara doğru daha bir heyecanla izledik.


Son filmi ise 2.kere cumartesi izlemiş oldum.İlk izlediğimde sinemada yakın bir kız arkadaşımla izlemiştik.Filmdeki hikayeler ne kadar doğru diyerek evlerimize yol almıştık.

Gerçekten biz farklı anlamlar çıkarmakta çok başarılıyız erkeklerin yaptıkları karşısında.Aslında onlar düz mantıkta düşünüyorlar.Aslında iyi de yapıyorlar,beyinlerini gereksiz şekilde doldurmuyorlar.Çok fazla düşündüğümüz ve de gereksiz yere kendimizi yorduğumuz çok oluyor.En güzeli erkekler gibi neyse o,düşüncesini kafamıza yerleştirirsek daha mutlu olabiliriz.

Erkeklerin söylediklerinden ya da yaptıklarından gizli anlamlar çıkarmaya çalışmak saçma.
Filmde bu sözünü ettiğim düşünceler üzerine kurulu.Gerçek hikayeler.Kadınların sürekli farklı anlamlar çıkararak bazen bütünü kaçırmaları.Detaylara yoğunlaşmak bazen bütünü kaçırmamızı sağlıyor.Erkeklerin hiç mi hatası yok diyeceksiniz.Elbette var.Onlar da bizim detaycı olmamızı farklı beyin yapılarına sahip olmamızdan kaynaklandığını anlamak için biraz daha çaba gösterebilirler.

Filmin kadrosuna gelince.Çok kalabalık bir kadro.Başrollerde Jennifer Aniston,Ben Afleck,Drew Barrymore
Scarlett Johansson var.