28 Kasım 2011 Pazartesi

parasetamol

Beni öyle hala getirdin ki sabahtan beri uyku getirdiğin yetmedi,bir de üstüne umutsuzluk,sinir,keyifsizlik getirdin.
Hoop bütün iyi niyetli hallerimi emdin geçtin.
Şimdi böyle kızgın,biraz sümüklü,biraz kırgın oturuyorum.
Bu keyifsilzliği toparlayacak bir kaç çözüm bulup,fazla da direnmeden uykuya geçmek istiyorum.
İstiyorum,istiyorum da uyku bana dost mu sanki son 1 yıldır,ben dost olmaya çalışsam da uyku benim tarafımda değil yatağın diğer yanına kaçmış...

27 Kasım 2011 Pazar

2012 ben erken davranıyorum senin de erken davranmanı rica ediyorum



Bu sene erken dilemeye ve istemeye başlasam sanki hemen olacakmış gibi bir durumdayım.Kasım ayını yaşarken of daha yılbaşına var derken aslında kasım da bitiyor.Yeni yıl geliyor durumunu da dolayısıyla erken idrak ettim.
Evet 2011 belki çok da güzel gelmedi canım ülkeme.Belki bizlere de öyle.Ama 2012 farklı olacak.Varsın dünyanın sonu gelecek diye konuşanlar olsun.Falan filan.
Ama 2012 farklı olacak,bir çoğunun düşündüğü gibi ben de aydınlanma ve ruhsal açıdan farklılıklar yaşayacağımız bir dönemin başladığına inanıyorum.
Kendime baktığımda farklılıkları 2011in son ayları yaşamaya başladım.
2012 sağlıkla gelsin öncelikle aileme ve tüm sevdiklerime.Huzurumuz eksik olmasın.Ve artık bana güzel bir iş nasip etsin.Uzun bir ara verdim iş hayatına.Artık dönme vakti geldi.Umarım güzel bir işe sahip olurum.Bir kaç post önce yazdığım gibi çok stabildim bu sene.Leylekleri havada göreyim birazcık.
İstekler bitmez yine yazar çizeriz ama ben erken davranıyorum senin de erken davranmanı rica ediyorum 2012.

Güzel güzel gel sevdiklerime ve herkese.

**görsel

25 Kasım 2011 Cuma

Son günlerde

Hamilelik,doğum falan derken izleyemedim Fringe bölümlerini izliyorum son günlerde.İzledikçe bir bölüm bir bölüm daha diyorum ama bir bölümü ancak izliyorum.Tabi merakla kalıyorum şimdi ne olacak diye.Fringeden daha önceden de söz etmiştim.Şu an izlediğim bölümlerde paralel evrene geçişlerden söz edildiği için daha da ilgiyle izliyorum.Paralel evren konusu ilginizi çekerse çok önceden izlediğim bir belgesel var.Belgesel için buraya alayım sizi.(Belgeselde de geçen eski bir söz çok dikkat çekici ne dileyeceğine dikkat et)

Konu çok ilgi çekici başlı başına.
Bir başka evrende farklı bir siz olduğunu hayal edin,göreceksiniz hayali bile nasıl sizi şaşırtacak.

Herkese güzel hafta sonlar dilerim bu arada.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Aylar sonra sinemada görüldüler


Aylar sonra sinemaya gittik dün.Anneannesine bırakıp,kaçtık Demiri,evet kaçtık çünkü veda işine girdik mi ağlayacak arkamızdan.Anne-babasından gizli bir yerlere giden çocuklar gibi çıktık kapıdan,suçlu suçlu arabaya bindik.Sinema öncesi dondurulmuş yoğurt yiyip,biraz dolaştık.Ama dilimizde hep Demir,kitapçıya girdik Demire kitap baktık.Demire kıyafet baktık falan.Bu arada dondurulmuş yoğurt mevzusunu ayrı bir post konusu yapsam yeridir.Bağımlısı oldum diyebilirim.
Patlamış mısırımızı aldık baktık saate 5 dakika var.AAA bizim saat mi geri derken salona girdik.
Film 3 boyutlu.(Ölümsüzler-Tanrıların Savaşı) Baktık ki insanlar oturmuş,bize göre film başlamış.Hemen gözlüklerimizi taktık acele ile.5 dakika geçmedi bile ışıklar açıldı.Sinemaya gitmeye gitmeye her şeyi unutmuşuz:)Bir önceki seansa girmişiz.Filmin sonunu görmüş olduk.O kadar çok güldük ki kendimize 

Salondan çıktık,5 dakika sonra tekrar girdik ve filmi izlemeye başladık.Antik Yunan çağında geçiyordu.Bol bol aksiyon,kan,mitolojik öğe içeriyordu.3 boyutlu olmasını da ayrıca sevdik.

Eskiden sık sık sinema ile ilgili postlar yazardım.Çünkü her hafta sonu neredeyse sinemaya giderdik.Bazı filmleri yazmazdım bile.Şimdi aylar sonra yazıyorum sinema ile ilgili.Güzel zaman geçirdik.
Demir doğduktan sonra sevgililikten anne-babalığa terfi ettik.Bu ağzımızdan çıkan sevgilim sözcüğünden tutun da birlikte zaman geçirmeye kadar çok şeyi değiştirdi.Kendimize zaman ayırmaz olduk.Kadın kısmı yani ben hep aslında şöyle olmalı böyle olmalı diyerek hem içimden hem dışımdan konuştum ama erkek kısmı anlamadı.Anlamamaya da devam ediyor.Ona kalsa bir şey olsa sen artık annesin diyebiliyor da.
Üstelik aylardır sinemaya gidememekten de en çok şikayet eden de hep o olduğu halde yine ben işte şu film var hadi diyebildim.
Bakalım başarabilirsek  fırsat buldukça gideceğiz tekrar sinemaya.Bir kaç sene sonra Demir ile gideceğimiz günleri de iple çekiyoruz.Tabi o zaman filmlerin formatı değişecek ama bilenler bilir biz çizgi film de çok severiz;)





19 Kasım 2011 Cumartesi

Bazen


Bundan bir kaç sene önce stabil hayatımdan şikayet ederdim.Özellikle iş anlamında.Sonrasında iş değişikliği ile gezmediğim yer kalmadı.İş dışında da çok fazla gezdim.2011 senesine bakıyorum da stabil diye şikayet ettiğim zaman dilimimden de stabil durumda hiç bir yere kıpırdamadım.Plan yaptık kaç kere olmadı,olmadı.
Ben şimdiden 2012ye sesleniyorum.Tebdil-i mekanda ferahlık vardır bazen.
Bazı anlarda bir parça anlaşılmak istiyorum ve belki de bu anlarda bir parça çocuklaşıyorum.Her zaman değil bazen.
Ve gerçekten sabah akşam şükür etmenin beni nasıl motive ettiğini anladım.Bazen,bazı olaylar beni alaşağı etmeye çalışsa da..




17 Kasım 2011 Perşembe

Ne zaman oldu tüm bunlar?


Bir anda olu veriyor.Bir bakıyorum Demire yaptıkları karşısında şaşıp kalıyorum.Yahu ne zaman öğrendi,ne zaman bunları yapmaya başladı diye.Sürekli yanında değilmişim gibi şaşıp kalıyorum.
Dün akşam nihayet bizim koltuklara da tırmanmayı başardı.Şimdi her koltuğa tırmanıyor,çıkıyor yeni eğlencesi bu.Onun eğlencesi iken ben diken üstündeyim.Düşmesin diye gözlem altındayım.Tama düşecel,öğrenecek ama içimdeki evhamlı anneye de söz geçiremiyorum.Annelerin içinde bin bir çeşit anne var.An geliyor bir anda biri pörtlüyor.
İki gün önce de salondayız Demirle.Anneanneni arayalım oğlum bakalım nasılmış dedim.Demir kayboldu gitti bir geldi,elinde telefonumu uzatıyor.Mutfağa dolabın üzerine koyuyorum.Daha çok da o almasın diye itiyorum kenara.Ama Demir yerini iyi biliyor artık uzanmış almış bir de getirmiş uzatıyor.
Nesneleri tanıyor,getir deyince getiriyor.İlk defa gördüğü tencereye kapak uymayınca söylenip başkasını isteyebiliyor.
Ve ben yanı başımda bile olsa ne zaman oldu tüm bunlar diyorum.

15 Kasım 2011 Salı

Ütü yapabildiğine bile şükretmeli insan





İnsan ütü yapabilmesine şükretmeli mi?Neler mi diyorum?Ben ki ütüden hiç hoşlanmam bilenler bilir.
Peki bu başlık nereden çıktı derseniz şöyle anlatayım;dün her pazartesi gibi Aykut Oğuttan gelen pazartesi sendromuna son verdik maillerinden biri geldi.Bir hafta boyunca her sabah ver her akşam 10 dakikanızı hayatınızdaki şeylere şükretmeye ya da teşekkür etmeye ayırın diye.En sonuna da eklemiş "Kahvaltı eğer vücudun enerjisi ise, Şükür egzersizi, ruhun enerjisi."
Ben de bir kaç gündür akşamları uyumadan önce hem iyi şeyler düşünmek adına hem de rahatlamak adına güzel hayaller kurup,şükretmeliyim diyordum.Tabi uyku artık eskisi gibi asılı değil tavanlara,pıııt diye uyuyorum.Neyse ben dün sabahtan itibaren başladım.Sabah Demir uyurken ütü yapıyordum ve 10-15 dakika aklınıza gelebilecek veya gelmeyecek her şey için şükrettim.Akşam da devam ettim.Mesela yürüyebildiğim için şükür ettim.Bu benim için çok önemliydi belki de hayatımda şükretmenin önemini bununla öğrendim diyebilirim.1.5 ay yürüyemediğim,yatmak zorunda kaldığım bir dönem geçirdim üniversite zamanında.Bana 1,5 ay çok şey öğretti.En çok da yürümenin nasıl güzel bir şey olduğunu .Böyle böyle derken ütü yapabildiğime bile şükrettim o an.Hayattaydım,ciddi bir rahatsızlığım yoktu ve ütü yapmak için zaman bulmuştum.
Söylerken komik değil mi ütü yapabildiğine şükretmek diye ama o şükürün altında neler neler yatıyor bir düşünün.


****görsel

13 Kasım 2011 Pazar

Un kurabiyesinin üzerinde pudra şekeri olmasınmış

Un kurabiyesi çocukluk mutluluk hikayelerimin arasında yer alır.Bunu başka zamana yazayım.Un kurabiyesini çok sevdiğim halde yapmayı dün ilk defa denedim.Oldu mu derseniz fena olmadı.Başka bir şekil vermek istedim fakat nasıl olur diye düşünürken kendilerini yuvarlayıp dizi verdim tepsiye.Fakat kurabiye hamurunu yoğurmak öyle iyi geldi ki ruh halim rahatladı.Bir de evi saran kokusu da diğer güzel yanı.Keki ve kurabiyeyi neredeyse evi saran kokusu için bile pişiririm desem.Evi ev yapan kokulardan,mutluluk veren kokulardan.
Bir gün Alev Alatlıyı bir programda izlerken hiç unutmadığım bir şey söyledi.Aynısı olmasa şuna benzer bir şeydi:
"Artık kimse evde yemek bile yapmıyor.Anneler çocuklarını kek,kurabiye kokan evleri ile karşılasınlar.Bilmedikleri abur cuburları yemesinler.Çocuklar eve zevkle gelir." 
Yazının başlığına gelecek olursak birileri bu kurabiyelerin pişmesini merakla ve sabırla bekledi.Sonra da üzerinde pudra şekerlerinin olmasından hoşnut olmadı.Sanmayın ki bu kişi Demir değil.Bir parça verdim yemedi Demir.Sevgilim,sevgili eşim neden üzerinde pudra şekeri var dedi.Un kurabiye kavramını mı değiştirmek istiyorsun dediysem de çocuk gibi inadından vazgeçmedi ve yemedi de.Bilerek mi döktün,sevmediğimi biliyorsun dedi.Elmalı kurabiyeleri yapan anneme de döktürmez.Bunları nasıl unutmuşum.Hay unutkan ben.Ama şeker yok hayatım bunun içinde böyle tatlanıyor da desem.Yok,yemedi bile.
Evet bir de unutkanlığım var o da başka bir yazıya kalsın.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Demir bugün 13 aylık oldu

Bir yaşımı geçtim bile!Büyüyorum işte!
Çok hareketliymişim,her gören öyle söylüyor.Şimdilerde yeni merakım koltuklara tırmanya çalışmak.Anne annemlerdeki, koltuk alçak olduğu için evdekilere göre onlara artık tırmanabiliyorum.Yürümekten koşmaya geçiyorum yavaş yavaş:)
Mesela almamam gereken bir şeyi ele geçirdiysem hızlı hızlı kaçıyorum anneme de gülmeyi ihmal etmiyorum kaçarken.
Kavanozlarla,kapaklı kutularla aç,kapa oynamayı çok seviyorum.Balonlar ve toplarla da oyun oynamaya hala bayılıyorum.
Balonlarla oynamayı seviyorum ama balon şişirilirken çıkan sesten çok korkuyorum.Ayrıca elektrikli süpürge sesi,saç kurutma makinesinin sesinden,matkap seslerinden inanılmaz korkuyorum.Duymaya tahammülüm yok.
Üzerime giydirilen yelekleri,hırkaları çıkarmaya bayılıyorum.Yeniden kendim giymeye çalışıyorum.Ya da atıyorum bir kenara.Çoraplarımı çıkarıp  kendim giymeye çalışıyorum.Bulduğum kıyafetleri giymeye çalışıyorum.
Annem alkış dediğinde ya da bazen bir müzik duyduğumda alkış yapıp sevinç içinde odanın içinde dört dönüyorum.
Öpücük göndermeyi çoktan öğrendim.Şekilli küplerle oynamaya da başladım.
Eşyalarını verir gibi yapıp vermeyerek şakalaşmaya da bayılıyorum.Biri öksürdüğünde ben de hemen taklit edip öksürür gibi yapıyorum.Başka sesleri de taklit etmeyi seviyorum.Şakacı Şirinliğimi elden bırakmıyorum anlayacağınız.


                                                   Demir
Bir yaşına geldi,gelecek derken 13.ay oldu bile.Büyüyor benim minik bebeğim.Geçen sene bu zamanlar koltuğa koysak düşme tehlikesi olmaz kıvamındayken şimdi neredeyse koltuklardan kendi kendine atlayıp zıplayacak.Böyle bir şeymiş işte bir adım bir öncekinden büyük,eski yaşanan ilkleri unutturacak cinsten.Kolay bir şey değil ki bir insan büyüyor.,Hepimiz böyle miniciktik,annelerimiz,babalarımız,büyüklerimiz emek verdi.
Büyüdükçe oğlum sorgulamalarım devam ediyor.Çocuklara bir şeylerin öğretilmesinden ziyade iyi bir yol gösterici,yol dayanağı olmamız gerektiğini düşünenlerdenim.
Zaman bizden yana olsun güzel gözlü oğlum.Beraber güzelce yürüyelim hep el ele..




                                              Annen



9 Kasım 2011 Çarşamba

Anne

Bayramın ilk günü sabahı daha uyanamamıştım.Demir gece çok sık uyandığı için uyuyamamıştım.Sabah kalkınca babası ilgilendi.Ben de yarım saat daha uyumak istedim.Sonra babası ile yanıma geldiler.Demir bana doğru geldi anne dedi.Son haftalarda anne diyordu ara ara.Ama sabah gözlerimi öyle açmak ve bana sarılması..
Ne güzelmiş gerçekten anne denildiğini duymak.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Bu bayram her zaman hatırlayacağınız hoş bir anınız olsun..


Ben kalkmadan önce kahvaltıyı hazırlamıştı çoktan.Sobayı yakmış oturmuştu küçük taburesine.
Sıcacık odaya radyodan gelen sesler eşlik ediyordu.Günaydın kızım dedi,kahvaltımızı yaptık.Radyoda bayramla ilgili şarkılar çalıyordu.Kulağımda radyodaki şarkılar,aklımda annemler,biraz buruk biraz sevinçli bir bayram sabahıydı işte.
Birden Kalehisar Kalesi çaldı,karlı dağları aşalım dedi,ben biraz daha buruldum,ver elini bayramlaşalım dedi ben iyi ki babaannemin yanındayım da yalnız kalmadım evimde dedim.Çoktan bayramlaşmıştık şöyle baktım yanımdaki yaşayan tarihe.İyi ki gelmişim,iyi ki dedim.Güzel güzel sohbet ettik.Ardından bir sürü gelen giden oldu,zaman nasıl geçti anlamadım.
Şimdi ne zaman dinlesem Kalehisar Kalesini aklıma babaannem ve o bayram sabahı gelir.
Bu bayram sizin de her zaman hatırlayacağınız hoş bir anınız olsun.
Bayramınız kutlu olsun...

***Fotoğraf can Yeşocandan..


31 Ekim 2011 Pazartesi

Sonra...

Güneş özletecek demiştim burada da.Kendi adıma daha şimdiden özlediğimi itiraf ediyorum.
Zaten bir hüzün var artık canım ülkemde.Güneş de özlenir,iyi haberler de.
Ama iyi haberler gelir.
Ve bence devamı da gelir.
Şimdi yıllar öncesinin ekim anıları falan filan derken ekimi bitirdim ben.
Ayrıca umutlarımı da gün be gün suluyorum her daim yeşil kalması,solmaması için.
Kasım ayı kapımızda ve ben de kendime yapılacaklar listesini hazırladım.Kalemimi,kağıdımı elime aldım ve yazdım.
Yanlarına tik koydukça mutlu olacağım.
Ben kasım ayını da çok severim.Dünyadaki tek,biricik kardeşimin doğum günü ve sevgili eşimle tanışma günü bu aya gelip yerini almıştır.

Bir de yenilenme zamanı gelmiş benim için,Kasım ayı bunları getirsin.Bir çeşit hazırlık olsun benim için.
Sonra yeni yıla girerken....




27 Ekim 2011 Perşembe

Zor günler ama geçecek

Böyle göğsümüz dolu dolu ,söyleceğimiz kelimeler içimizi deşerken,göz yaşlarımız her an akmaya hazır göz pınarlarımızda beklerken bazı şeyler çok zor gelebilir.
Yaşamadan anlamak çok zor ki yaşamadan kilometrelerce öteden bizde yarattığı tesir bu ise onları düşünemiyorum bile.
Karınca kararınca elimizden ne gelirse yardımlaşma vaktidir dedik,doğru ellere ulaşmasını umut ettik.
Ama şimdi yardım edip 1 ay sonra unutmamız gerekir diye düşünüyorum.
Sonuçta şu anki sıkıntıları çözülür ama yıkılan evlerle birlikte yıkılan hayatların onarımı için bir kaç günlük ya da bir kaç haftalık yardım yetmez.

Zor geliyor gündelik hayat bile bize,hatta biz sıcacık evlerimizde iken onların payından da çalıyoruz hissi yaşıyoruz.
Dua edeceğiz,umutlarımızı yüksek tutacağız ve ne olursa olsun umutlu şeyler düşüneceğiz.
Çok zor belki ama yapmamız gereken bu.

ve mutlaka üzerimizde güneşler açacak...



20 Ekim 2011 Perşembe

Umut

Oğlum 5 gündür hasta.Uyuyamadığımız gecelerde geçecek nasılsa önemli değil,geçecek dedim.Umudum var,geçecek.
Sonra haberleri açtım dün sabah açmamış olmayı dilemem hiçbir gerçeği değiştirmezdi.
Umudu biten anneleri düşündüm.Evladının eve dönmeyeceğini bilen tüm anneleri.Annem bana ne yemek pişirmiş diyerek evine adımını atamayacak evlatları düşündüm.Umut bitmişti.Ölüm değiştirilemez gerçeği ile yerleşmişti aramıza.
Hepsinin umudu bitti,hayatları boyunca bitmeyecek bir acı ile yaşamaya devam edecekler.
Hayat devam ettirmeye zorlayacak hepimizi,unutmayacağız,lanetliyoruz demek yerine başka şeyler yapsak ya da yapabilsek.
Ben küçücük bir umut yetiştirmeye çalışıyorum.Hiç kimse ölmesin diye.
Çok küçük bir umut biliyorum.

Ve evladını,eşini,dostunu kaybeden herkese Allahtan sabır diliyorum.




14 Ekim 2011 Cuma

Demir bugün bize ilk defa bir şeyler anlattı

Babası eve gelmeden önce balonla oynayan Demir,balonunu patlattı.Patlayan balonun şaşkınlığı ile bana geldi sarıldı.O anda kapı çaldı.Babası gelince olayı işaret dili ve kendi kaptan mağara adamı dili ile anlattı.ooo PÜFFF BOOOOMMM ellerini uzatıp olay yerini gösterdi.Ooooo püfff yaptı.
Bu da tarihe not olsun.Demirin ilk başından geçen şeyi anlatmasıdır:)

13 Ekim 2011 Perşembe

Kitap Paslaşması için

Demirin doğum günü koşturmacası ile yazamadım bir türlü.Unutmadım kitap paslaşmasını.
Üzerinde biraz düşündüm.Bu olmamış şöyle yapalım derseniz önerilerinize açığım.

O halde ilgilenenleri Gezgin Kitaba alıyorum efendim.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Demir 1 yaşında

Yuppppii artık 1 yaşındayım.
1 yaşıma gelmeden yürümeye başladım.Artık öyle çok hızlandım ki yürürken beni tutabilene aşk olsun.
Şakacı Şirinmişim ben annem de Pinky teyzem de öyle söylüyor.Mesela dün annem kitabın arkasına yüzünü sakladı ve bana yüzünü çıkarıp gösterdikçe güldüm.Sonra annemden kitabı istedim ve aynısını ben de yaptım.
Çekmecelere de bir şeyler koyuyorum.Mesela geçen gün şapka çekmecesine toıp koydum.Seviyorum anneme böyle sürprizler yapmayı.
Annem,babamla üçümüz birlikte top oynadığımızda çok seviniyorum.Bir de annemle tivist tivist dansı yapmayı seviyorum.
Ellerimi şaklatmayı,bay bay yapmayı öğrendim.
Kapaklarla oymayı çok seviyorum,kavanozların kapağını açmayı kapamayı çok seviyorum.
Çorbalarla da aram biraz düzeldi.
Uykuyu hala sevmiyorum.Ama gün içinde daha fazla yorulduğumdan artık ben de uyumak istiyorum.Uykum gelince kafamı koltuğa koyuyorum.
Ne güzel artık 1 yaşındayım,büyüdüm ben:)

Demir

Anneliğimin bir yılı doldu.Nasıl geçti bu zaman.Benim oğlum 1 yaşında mı oldu şimdi.Durup durup soruyorum bu soruyu.İnanamıyorum.Hamilelik,doğum derken hayatım nasıl değişti.Evimizin sessizliğine nasıl güzel bir ses geldi.
Çok ama çok seviyorum seni.
Nerede varsa,isteyen herkese versin diye dualar ediyorum.
Yaşaması gerekir isteyen herkesin diye düşünüyorum.
Bir çocuk nasıl güzelleştirirmiş herşeyi,nasıl değiştirirmiş bir insanı.
Sevgim her gün fazlalaşıyor.
Bir kaç gün önce en sevdiğim dizilerden birinde şöyle bir söz geçti.O an kalakaldım,
"Gerçek aşkın sizi kalbinizden vuracak dünyanızı aydınlatacak ya da onu mahvedecek tek şey olduğunu sanırsınız.Fakat sonra................anne olursunuz."
Benim dünyam seninle yerinden oynadı.
Canım oğlum sen geldikten sonra kendimi daha sorgular oldum.Annelik hep bitmeyen bir vicdanla baş başa kalmakmış.Sürekli soruyorum kendime iyi bir insan mıyım?Sana iyi örnek oluyor muyum?Sana iyi örnek olabilecek miyim ?
Sorularım sürekli içimde,benimle.
Umarım sana iyi bir anne olurum.
Ve belki bir gün şöyle dersin ;
iyi ki benim annemsin...



6 Ekim 2011 Perşembe

Kitap paslaşması

Bir önceki postumda sevgili ikiz bebek annesi Özgenin yorumu ile evet bence yapmalı diyerek uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Okuduğumuz kitapları birbimize ulaştıralım.Bununla ilgili düşüncelerinizi,yorumlarınızı bekliyorum.
Nasıl yaparız,ayrı bir blogtan mı yürütürüz?

Evet bekliyorum;)

3 Ekim 2011 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna

Uzun zamandır bu kitabı okumak için bekliyorum.Böyle bekleyen kitapların okunma zamanı olduğuna inanlardanım.Şimdi okurum,sonra okurum derken eline alırsın,okumaya başlar ve anlarsın.
Kitabın sonunu getirmemle tesiri altına girdiğimi söylemem daha doğru olur aslında.
Kitabın gelişme kısmındaki duygusal tasvirler beni çok etkiledi.Kitapta yer alan Raif ve Maria Puder karakterlerinin iç dünyalarını açıkça anlatan,kişiliklerimizde yer alan gelgitlere ayna tutan anlatımı ile kitap okudukça içine alıyor.Sonunda gözlerimde yaşlar takılı kalıp,kalbim sıkışarak evet bunu yaşayan insanlar var ne yazık ki diyerek kalakaldım.
Kitaptan bir alıntı:
"Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ancak bize,bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden,-ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler hicaplar bir tarafa bırakılıyor,ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için,her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu."

30 Eylül 2011 Cuma

Hayatımın en güzel rengi




Hangi rengi en çok seviyorsun diye sorsaydı biri cevabım farklıydı bundan önce.Şimdi en güzel rengin aşkını içimde taşıyorum.Her gün gülen gözlerini seyredalıyorum.
Bir çocuk büyütmek zormuş belki ama güzelmiş hem de çok.
Neden mi?
Bir insanın büyümesine şahit olmaktan daha güzel ne olabilir?Bu şansa sahip olmak üstelik kendini özel de hissettirir.Sanki sadece sen anneymişsin gibi gelir o anlarda.
Bir de sarılırsa bu küçük insan,oooohh dünya o an tüm ağırlığı ile bile konsa omuzlarıma umursamam.

29 Eylül 2011 Perşembe

Sonbaharla haşır neşirim


















Şöyle camdan dışarı bile baktığımda iyi bak güneşe diyorum.Özleyeceksin.
Bu sonbahar güneşini çok seviyorum.Böyle kendini özleteceğini bilerek,herkesi kıskandıracak kadar parlak,hadi son günlerim biraz daha ısının özlersiniz diyecek kadar narsist sanki.
Sonbahar bana başlangıçları hatırlatıyor hep.Başlayan güzel şeyleri.Ya da başlayacak olanları.Okulların açılmasına sevinen çocuklar gibi.
Kendime döndürüyor bu sonbahar rüzgarları estikçe,esiyor kendime daha çok tutunuyorum sanki.
Söyleyecek çok kelime biriktirdim bir de ceplerimde.
Şöyle bir silkelesem ceplerimi ooooo neler dökülür içlerinden.
Adı bahar olsun mevsimin yeter ki ben ziyadesiyle severim.


24 Eylül 2011 Cumartesi

Demir artık tamamen yürüyor diyebilir miyiz:)

Bayramdan bu yana 2-3 adım derken derken Demir dün hız kazandı adımlar çoğaldı.Artık tutunacak yer fazla aramadan ayakta uzun uzun durarak ve en önemlisi yürüdüğünün de farkına vararak adım atmaya başladı.

Artık Demir hayatı arşınlamaya başladı!!

20 Eylül 2011 Salı

















Demir odasında oynarken ben de yanı başında onu izliyordum.Birden Yaz 'ın takvimine baktım.Ve Eylül ayının Yaz cümlesi neymiş hadi bu cümle benim olsun dedim.

Ve şöyle diyordu;
Eğer sıkıntı olmasaydı huzur da olmazdı,kış olmasaydı yaz da olmazdı.
St.John Chrysostam

Durdum düşündüm elbette.Boş değil bir anlamı vardı,bir şeyler anlatıyordu bana.Sonra aklıma Nietzche geldi.Nietzcheye göre insanlar değerli şeylere mutluluk dolu bir sürecin sonunda kavuşmuyorlar.Hatta bu sebeple dostlarına bile kötü temennilerde bulunurmuş ki acıların sonunda güzel bir mutluluğa ulaşmalarını umut edermiş.
Kendimi düşündüm.Bazen mutlulukları nokta gibi görüp diğer sıkıntıları düz çizgilere benzettiğimi.
.-.-.-.-.-.-.-.-.- gibi gibi
Ama sonra çeliştim işte birden aslında hep olumluyu çağırmak gerekti.
Bize öğretilen de buydu işte
O en can alıcı sözlerden buradan çıkmaz mıydı?
Her acının sonunda aydınlık bir pencere vardır gibi.
Çelişiyordu işte bu hep olumluyu çekme hali ile.
O yüzden bize öğretilenler,tüm özlü sözler ile kafamdan kovdum hepsini..

13 Eylül 2011 Salı

Jane Austen sevenler yaklaşın yamacıma


En çok sevenlerden biri de Pinkyim biliyorum.O izlediği zamanlarda izlemek bir türlü nasip olmamıştı.Nasıl geldiyse geçen günlerde aklıma geldi ve izlemeye başladım.
İlk Emmayı izledim.Ama BBC versiyonunu.Emma karakterini canlandıran kişiyi çok iyi seçmişler.Emma neşeli ve sevimli bir karakter.Evlenmeyeceğini söyleyip çevresindekilere çöpçatanlık yapmaya çalışan biri.

Aşk ve Gurur

Filmi hep bölük pörçük izlemiştim.Sonunu da getirmemiştim hiç.Oturdum izledim.Aşkı yanlış kişi de bulduğunu düşünüp acı çeken bir kızın ve beraberinde kız kardeşlerinin yaşadığı aşkları da anlatan bir film.

Becoming Jane(Alakasız bir şekilde Aşkın Kitabı ismiyle ülkemizde gösterime girmiş)

Diğer filmlerden sonra bu filmi izleyince çok üzüldüm ben Jane Austen için.Filmlerindeki karakterleri kendi hayatından yola çıkarak kaleme aldığını görmüş oldum.Nasıl yazdığını,neler yaşadığını gözler önüne seren film son sahnede beni gerçekten çok etkiledi.

Syhnm bir de film izleyemiyorum diyorum değil mi?




Hayatınızın fon müziği hep güzel olsun

Sahip olduğumuz bir ton şey varken daha fazlasını istiyoruz çoğu zaman.
Oysa nelere sahibiz?Bir çoğundan zengin,huzurlu,rahatız.Fazlası fazlası.
Kış olunca,yaz olsun.Yaz olunca,kış olsun der gibi.
Kızıyorum böyle anlarda kendime.

Bir de herkesin haklı olduğu durumlarda iki tarafa da yorum yapınca kızıyorum kendime.Öyle haller var ki aslında iki taraf da kendine göre haklı.

Bir de en çok bir düşünceye,güne,yeni olan ne varsa işte o şeye başlarken düşüncelerimi bazen bulandırmama kızıyorum.Dur diyorum at kafandan tüm bu düşündüklerini.
Kendine gel.

Kulağımıza çalınan melodiler güzel olsun,kalbe giden yolu bulsun.Düşüncelerimiz hep berrak olsun.İyimser tüm dualar,dilekler bizim olsun...


bu sabah kahve yaparken dinlediğim şarkı buydu ve bana ne kadar huzur verdiğini düşündüm.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Demir 11 aylık oldu

Yuppiiii doğum günüme 1 ay var!
Ne çok büyüdüm ben:))
Yürümeye ufak ufak başladım sayılır.Bana bir de ilk adım ayakkabısı aldı dayım.Ayda yürür gibi adım atıyormuşum onunla.Öyle diyorlar.Tutunmadan durabiliyorum uzun süre ama cesaret de edemiyorum 2-3 adım dışında.
Alt dişlere komşu üst dişler geldi.Yandakilerde hazırlıkta ki salyalar son sürat akıyor,akıyor,akıyor...
Annemler ne yese yemek istiyorum.Ne var ki bazen annem veremem sana bundan deyince kırılıyorum.Çorbaları hala pek sevmiyorum.Nadiren tadına bakıyorum.Damla teyzemin mercimek çorbasını çok sevmiştim ama.
Annem kilitler taksın dursun.Ben kilitleri de koparıyorum.Yeni hedefim annemin yemek takımlarının olduğu dolap.Aman içinde ne güzel kelebekli tabaklar var öyle.
Attı,git,ver söylediğim diğer kelimeler arasında.Arada başka kelimeler de tekrar ediyorum biri söylediğinde herkes durup bir bakıyor.Ama sonra pek de söylemiyorum tekrar tekrar.
Dedem de geldi ki nihayet ne oyunlar oynuyoruz onunla.
Babamın arkasından ağlamaya da başladım artık.
Annemle,babam bana komiksin diyor.Evet benim de kendi çapımda bir espri anlayışım var.

Demir


Çocuk

Bir gülümseme ne çok sevindirirmiş beni.
Çocuk nasıl da gelmişsin,girmişsin hayatıma
Herkese kendi çocuğu dünya güzeliymiş,evet doğruymuş.
Baktıkça doyamıyorum,sevdikçe doyamıyorum sana
Sen geldikten sonra baktığım her çocuk ne çok,ne çok kıymetli bana
Çocuk ne çok şeyler anlattın sen bana...




10 Eylül 2011 Cumartesi

Game Of Thrones-Taht Oyunları


Kuzenimde benim gibi dizikoliktir.İzle dedi Game of Thronesu sen seversin fantastik hikayeleri.Arkasında
n Damlocanım sürekli söz eder oldu.Hemen başlamalı dedim.İzleyeli çok oldu aslında ilk sezonu.İlk sezon bitti dayanamadım kitabını aldım.Merakla 2. se
zondan tüyolar bulacağını sanan Yıldız yanıldı.1000 sayfalık kitabı okuyarak Game of Thrones ile ilgili bir çok konuya vakıf oldu.Demirle nasıl okudun demeyin,neredeyse 1000 sayfa olan kitabı kucağınızda uyuyan bir bebekle okumak çok zor:)Bırakın bebeksiz de kalın kitap okumak zor.Tek elle kalın kitap okumayı uygun hale getiren bir icat bulan beni mutlu eder.Azıcık yaratıcı olsam ben bulacağım.Tek elle tutarsın olmaz,öyle yaparsın olmaz.Böyle yaparsın olmaz.
Taht oyunlarına dönersek Yüzüklerin Efendisi ile karşılaştırmak istemem.Toiken tarzında değil asla kitap da.Ama o havayı yakaladım diyebilirim.Krallıklar ve elde edilmeye çalışılan taht,arkasında savaş ve daha bir çok şeyi getiriyor.
18 eylülde Cnbce diziyi yayınlayacak izlemek isteyenlere duyurulur.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bu şehir artık sonbahar kokuyor

Artık soğuk içecekleri tercih etmek yerine elim hep kahve kavanozuna uzanıyorsa
Etrafımda okul malzemelerini sıkça görmeye başladıysam.




Rüzgar artık saçları savurup,üşütüyorsa
Sararan yaprakları görüyorsam artık yollarda 

bu şehir artık sonbahar kokuyordur.




7 Eylül 2011 Çarşamba

Bu arada biz

Bu bayram biraz doğaya karıştık.
Çocukluğumdan beri gitmediğim Emirgan Korusuna gittik çocuğumuzla birlikte:)
Fakat sahil kenarında ağaçlık bir yerde vakit geçirirken otlarla tanışan Demir ayaklarını yere koyamadı ve fotoğrafda da gördüğünüz gibi durumdan hoşnutsuzdu.



Artık ayakta tutunmadan durmaya başladı Demir ve bayram orta sehpa koltuk arası adımlarını attı tutunmadan.Tabi anneannesinde attı bu adımları.Bizim orta sehpamız ortadan kalkalı çoooook uzun zaman oldu.Dün de dayısının evinde orta sehpa koltuk arasında 3 adım attı.
6 eylül için ilk adımlarımız diyebilir miyiz?Deriz değil mi:)))
5eylülde üst dişlerimiz kendini ortaya attı.Dişlerimiz geç ve zorlu geliyor.Ama neticesinde geliyor.Şimdi bir adet tavşan modundayız.

Ve Demir artık daha da meraklı bir bebek oldu.Perdenin arkasındakiler,kapılar,pencereler,dolap içleri ve dahası başlıca meraklarımız arasında.



25 Ağustos 2011 Perşembe

Demirin İlk Arabası





Bir kaç hafta oldu bu arabayı alalı.Playskooll ilk arabam ismi arabanın ama bize göre Demirin ilk arabası.Üstündeki oyuncaklarla oynadı ilk zamanlar.
Biz oturtup götürünce eğlendi güldü hoşuna gitti.Bu şekildeki gibi ittirip gidebilir ve yürüme çalışmaları yapabilir.İlk zamanlar buna yanaşmadı.Bugün ilk defa kendi iterek gitmeye başladı.Offf nasıl güldüm nasıl hoşuma gitti.Ama kameraya çekemedim.Neyse denk getireceğim o anı:))



23 Ağustos 2011 Salı

3 film birden




Başlık şaşırtıcı değil mi?Eski günlerdeki gibi 3 film birden,5 film birden yazabiliyorum.Hooo hooo ne mutlu bana(Bu Noel Baba gülmesi oldu ama neyse)
Eskisi gibi arka arkaya 2 film izleme şansım yok artık.Filmleri durdur devam et,durdur devam et,şeklinde ya da kapalı gözlerle izliyorum.İzlerken uyuyakalıyorum yani.Sonra ertesi gün
devam.
Gelelim filmlere
Son Gece (Last Night)
Baş rollerde Keira Knightley,Sam Worthingon,Eva Mendes ve Patrick Dempseyin gülümsemesine benzettiğim gülümseme ile Guillaume Canet var.Film elbette bu kadro ile daha iyi bir iş
çıkarabilirdi fakat ortaya çıkan da çok fena değil.En azından kadın erkek ilişkileri açısından bakılınca kadın erkek farkını ortaya güzel koyuyor.Kadınlar fazla gözlemci,erkekler dikkatsiz bazı konularda.Ayrıca kadınlar aldatırsa saklayabiliyor hiç çaktırmadan.Evliliklere bir bakış açısı sunuyor.

Limit Yok (Limitless)
Bradley Cooper,Robert De Nironun başrollerinde olduğu film yeterli reklam mı yapmadı,ben mi uzak kaldım sinemalardan bilemiyorum.Film bence daha
fazla ilgiyi hak ediyor.Konu süpersonik bir hayal ama insan izlerken keşke böyle bir
şey olsa ben de denesem,beynimi sınırsız kullanabilsem demeden kendini


alamıyor.Konu daha bilim kurgu ile farklı bir hale getirebilirdi ama olduğu hali ile de dikkat çekici.



Kukla (The Beaver)
Mel Gibson ve Jodie Foster bu filmde bir araya gelmiş.Bir kuklayı eline takarak iletişimini insanlarla bu şekilde sağlayan yaşadığı psikolojik sorunlardan kurtulmaya çalışan bir adamın ve ailesinin hikayesi.

Bazı sahnelerde sıkılsam da film kukla ile iletişimin yarattığı şaşkınlık ile izlettirmeye devam etti.
.




19 Ağustos 2011 Cuma

Annelerden Sütlü Tarifler

Bugün LeiLeo yu ziyaret edince kimin sütlü tarifini bulacaksınız bakalım?Emziren anneler ya da bebek bekleyen anneler bu güzel bloğa bir tık tık yapın güzel paylaşımlara siz de katılın;)
Aylar önce keşfetmiştim ve blog sahibi Zeynebin yaptığı şeyin müthiş olduğunu düşünmüştüm.Sonra bir gün twitterda rastlaştık ve ben de bir sütlü tarif vermiş oldum.



17 Ağustos 2011 Çarşamba

5 dakika içinde tüm evde cam kırıkları

Bir an için mutfağa gitmemle şangıııııır diye bir ses arkasından Demirin ağlaması ile salona ışınlandım.Bir bakarım ki mor cam kırıkları ile oturmuş panik halinde Demir.Hemen aldım kucağıma baktım bir yerinde bir şey var mı diye.Sakinleştirir sakinleştirmez salondaki kırıkları temizlemeye koyuldum.Ama Demir elektrikli süpürge sesinden korkuyor.Büyük parçaları elimle toplamaya çalışıyorum ama bir yandan Demir yanıma geliyor.O an evde tek başımıza olmamız çok canımı sıktı tabi.Demir sürekli yanıma gelmeye çalışıyor.Annecim gelme desem de odasına bıraksam bir bakmışım yanı başımda.Elimi çabuk tutup parçaları topladım.Süpürgeyi çıkarmak için kilere gittim.O da ne????Bir şangırrr daha.Bu sefer benden.Demir gezerken takılmasın diye yerde duran büyük cam vazomu kilere kaldırmıştım onu da süpürgeyi çıkarırken ben çarptım telaştan.O da kırıldı.Böyle böyle tüm ev cam kırıkları ile doldu.Süpürgeyi çalıştıracağım ama Demiri ne yapacağım diye düşünürken odasına götürdüm sürekli açmak istediği dolabı açtım önüne koydum.Kapaklarını bağlamıştım açmasın diye.Hiç cazip gelmemiş olacak ki yine yanıma geldi.Artık ben nasıl cam kırıklarını süpürdüm nasıl sildim yerleri o kısım kafamda flu şu an.
Demir el yordamı ile uzanıp cam küreyi kırdı.Büyük ihtimal örtüyü çekiştirdi bir yerden.
Bu benim dikkatsizliğim ki hala ısrarla örtüyü orada bırakmışım.
İnsan yaşadıkça yapması gerekenleri daha iyi anlıyor.Neyse ki ona bir şey olmadı.Kırılan şeyler ise hiç umrumda değil

12 Ağustos 2011 Cuma

Demir 10 aylık oldu

Offf çok büyümüşüm ben,annem öyle diyor:))
Bir de doğum gününe 2 ay kaldı diyor.1 yaşıma girecekmişim.
Son günlerde anneannem ve dedem bizden uzakta olduğu için her gün bizle telefonda konuşuyorlar.Anneannemle daha çok konuşuyorum diye dedem bozuluyor sanırım.Telefonu kapatınca üzülüyorum,hep konuşalım istiyorum.Telefon çalınca hemen kulak kabartıyorum,annem ne zaman açacak diye bekliyorum.
Mutfaktaki dolapların bir kısmını bağladı bir kısmını kilitledi annem.Ama hala çöp kovasının orası açık ve geçen gün kapağına kafamı çarptım.Kaşımın üstü çizildi.Annem bana oğlum kapağı aç-maa derken ben çoktan açmıştım.Annem çok üzüldü.
Çığlıklar atmayı çok seviyorum.Bu çığlıkları atarken arada bazı şeyler söylemeyi de çok seviyorum.Bu benim sevinçli halim:))
Beam,neyam,edın en çok söylediğim kelimeler hadi gel,baba,dede,mamadan sonra:))
Odamdaki çekmeceleri açmaya iznim var.İçindekileri açıp tek tek boşaltıyorum her defasında.
Annemin elinde kitap görmeyeyim hemen elime almak istiyorum.Neyse ki benim de kocaman bir kitabım var ve sayfalarını kendim çevirip resimlerine bakıyorum.
Öyle çorba ile aram yok hala.Meyveler hala favorim.Bir de etçilmişim annem öyle diyor:))
Bir çok şeyi kendim yemek istiyorum.Annem minik minik lokmalar hazırlayıp önüme koyuyor ben de kendim yemeye bayılıyorum.
Çok hızlı emekliyorum,yürümek gibi bir derdim yok hala.Koltuk kenarlarından tutuna tutuna nasılsa yürüyorum.
Elimde iki top tutuyorum birini annem istiyor,verir gibi yapıp gülüyorum,annemle çok eğleniyoruz.
Bir de birlikte bir şeyleri çekiştirirken çok eğleniyoruz.Ama en çok annem koltuğun arkasına ya da kapının arkasına saklanıp ben nerdeyimmmmm dediğinde onu bulmayı en çok seviyorum.
Demir
Geçen sene bu zamanlarda sıcak havadan bunalıp kendimi nerelere atacağımı şaşırınca oğlumun hayalini kurardım.Nasıl bir bebek olacak,kime benzeyecek diye düşünürdüm.
Bilemezdim ki böyle güzel bakıp gülen bir bebek olacağını,bilemezdim ki o her güldüğünde içimin eriyeceğini.Bilemezdim ki sarılınca dünyayı durdurmak isteyeceğimi.
Ve bilemezdim hayatımın böyle değişeceğini.
Yeni bene alışmak zor oldu ama sana alışmam zor olmadı canım oğlum.Sanki sen hep vardın,benimleydin,benim parçamdın.
Ben çok dua etmiştim sağlıklı,neşeli bir bebek olasın diye.Gülünce günler açsın,sıcak kalpli bir bebek olasın diye.Şükürler olsun.
Hayat daha ne olsun..
Annen






11 Ağustos 2011 Perşembe

bu sabahın fon müziği

Sabah kalkınca içimde çalan fon müziğim...




9 Ağustos 2011 Salı

Çocuklu halimiz çocuksuz halimizi döver

Üniversiten,çok yakın arkadaşım,eşi ve kızı cumartesi akşamı iftara bizdeydiler.Son anda haber verdi.Ben mutfakta bir şeyler yaparken aradı,sofraya iki tabak daha koy dedi,memnun oldum.
Kızı 2 yaşını doldurdu.Şimdi Demir de hareketlenince ikisini kollamaktan ne konuştuğumuz anlamadık iftar sonrası.
Onlar gidince düşündüm çoğu zaman hafta sonlarını birlikte geçirirdik.Hatta onlar Bursada yaşarken ya biz sık sık Bursaya giderdik ya da onlar İstanbula gelirdi.Gezerdik,eğlenirdik en güzeli de sabahlara kadar sohbet ederdik arkadaşımla.Tıpkı üniversite zamanlarımız gibi.Bu konuşmalar bize terapi gibi gelirdi.Hayaller kurar,eskilerden konuşur,yenilerden konuşur,konuşur da konuşurduk.Eşlerimiz de arkadaş olduğu için onlar birlikte vakit geçirirken çoğu zaman biz iki arkadaş birlikte bir yerlere giderdik.
Sonra ....
Sonra ne mi oldu?
Arkadaşım hamile kaldı.Sabahlara kadar konuşmaya niyetlendiğimiz gecelerde arkadaşım uyuyakalmaya başladı.Gezerken kendimize alışveriş yapacağımıza bebek mağazalarında gezer olduk.Öyle her yere gidemez olduk.Sonra arkasından doğum zamanı.Sürekli arkadaşımın yanına gittim özellikle yalnız olduğu zamanlarda.Bebekle vakit öyle hızlı geçiyordu ki oturup iki laf etmek istediğimizde bile akşam oluyordu.Aradan aylar geçti.Vakitlerden geçen yazdı.Ben bu sefer karnım burnumda.Ama vazgeçmiyoruz da plan yapmaktan.
Bir yerlere gideceğiz bir hafta sonu.Eşi de yoktu.Kızını da ablasına bırakacak biz de çıkacağız akşam.Öğleden sonra bizim çıtırık uyumadı.Haliyle mızır mızır huzursuz.Arkadaşım kızını uyuturken ben de uyuyakalmışım.9a doğru uyandım,uyanınca gülmeye başladık.Ne oldu bize diye.Tabi gezme işi kaldı.
Arkasından benim doğum yapmamla bizim gezip,eğlenme işlerimiz rafa kalktı.Aylardır bir yerlere çıkmıyoruz.
Ama hala biz tatil planı yapıyoruz birlikte.Bu sefer hemen değil,iki sene sonraya:)

uğur böcüğü oğluma ithafen

5 Ağustos 2011 Cuma

doğru düzgün bir dolap kilidi bulamadım

İlk önce e-bebekten aldım dolap kilitlerini,beğenmedim değiştirdim.Gittim Mothercareden aldım.Dün akşam monte etmeye çalışırken bir türlü yapamadım.Çünkü lavobanın altındaki çöpün olduğu kapağın girintisi diğerlerinden farklı ve bir türlü ayarlayamadım.Demir son sürat tencerelerin olduğu kapakları karıştırıyor.Dün düdüklü tencereyi çekerken elinden zor aldım.Saniye ile gözünü açıp kapayana kadar işini hallediyor.Bizim kapaklar da yukarıda,onlara asılıyor bir güzel,geri geri gidip açıyor.Sonra kapaktan kurtulup hooop oturuyor dolabın karşısına.
Hayırı fazla söylememeye çalışıyorum.Yapma etme demek de sürekli istemiyorum.İlgisini bir yere çekmek de sürekli saçma geliyor.Konuşuyorum anlatıyorum ama yok tekrar o kapağın başında.Onun için bazı çekmecelere kilit takmadım.İstediği gibi boşaltsın,merakını gidersin.Zararlı şeylerin olmadığı çekmeceleri onun keşfini bıraktım.Ama onlar ulaşılabilir ya,çok umrunda değil.Diğerlerine ulaşmaya çalışıyor.Bağlanacak gibi olanları bağladım.Ama bağlanamayacak kapaklar var.
Ev içinde bazen nereye gideceğimi şaşırıyorum.Çünkü Demir sürekli keşif halinde.

2 Ağustos 2011 Salı

prenses


Küçük bir kız çocuğuyken prenses olmayı arzu eder,ailemin beni el bebek
gül bebek büyütmesi ile belki de öyle sanırdım.Gün geldi,biri dedi ki bırak bu prenses hallerini,artık kendinlesin yalnız yaşıyorsun,ailenin prensesi değilsin.O gün tacım çalınmış gibi hissettim.Öylece kaldığımı sandım.Şımarık mıydım?Hayır,sadece şanslıydım ve bu şansım insanları kızdırabiliyordu.
Bunları düşündüm filmi izlerken.Zengin,ünlü kızımızın sıradan bir erkek gazeteci ile aşkının henüz klişe olmadığı zamanlarda çekilmiş eski bir film;Roman Holiday.Romayı özleyenler,sevenler izlesin.Bir de siyah beyaz filmleri sevenler.

31 Temmuz 2011 Pazar

Akıllı ve uslu bir çocuk olursan Şirinleri görürsün oğlum peki annen ve baban ne zaman görür

Bir kaç zaman önce...
-Ne yaptınız AVM'de?
-Ne yapalım,bizim çocuklarla işlerimizi hallettik sonra de yemek yedik beraber.
-hımmm
Konuşmadan bir kaç gün sonra aynı AVM'ye birlikte gidilir.
-Biliyor musun biz o gün çocuklarla yemekten sonra sinemaya gittik.Sinemaya aylardır gitmediğimden midir nedir film de güzeldi,sinema salonu da güzeldi(yeni açılan bir AVM olduğu için)Dedim çocuklara ben gelemem Yıldız beni mahveder.(Mahveder!!!!!!Ben ne zaman mahvettim?)Valla duyarsa sinemaya gittiğimiz kızar,çok bozulur(Kızar!!!!Kızmaz ama bozulur tabi)
-Bensiz sinemaya gittin demek.
-Ama hayatım yani sensiz gitmek istemezdim ama film de güzeldi.
-Film de güzeldi demek.
-Evet belki de bana öyle geldi.
-Niye söylemedin?
-Buraya geleceğimiz zaman söylemek istedim.
-!!!!
-İçime sinmedi sensiz gerçekten.
-Peki öyle olsun.
Tabiki mahvetmedim,arada sadece bensiz sinemaya gittin demek ,dedim o kadar.
Aylar oldu sinemaya gitmeyeli.Hatırlarsanız sinema postları girerdim sık sık.Hatta çoğu filmi yazmazdım bile.Ben hamileyken de sık sık gidiyorduk.
Şimdi 9 aydan fazladır sinemaya gitmiyoruz.Annemler memlekette tatildeler.Burada yoklar.Dolayısı ile sinemaya artık ilk ne zaman giderim bilmiyorum.Demir daha büyük olsaydı onu da alır giderdik Şirinlere.Ben ve benim yaşımdakiler için Şirinler ayrı bir çizgi filmdir.Bizim gibi munis,saftrik çocuklarda Şirinleri sever.Şimdiki çizgi filmler bile farklı,izleyenleri gibi.
İnanırdık ki akıllı ve uslu olursak Şirinleri görebiliriz.
Şimdi Demire diyorum.Konuşmaya başladığında cevaben ne der bilemiyorum.
Fragmanını izledim ve bayıldım.Tabi How I Met Your Motherdan çok sevdiğim Barney Stinson (Neil Patrick Harris) başrolde olunca ayrı bir merak uyandı bende.Artık izleyenlerin yorumlarını alırız:))

29 Temmuz 2011 Cuma

Uğur böceğim iyileşti

O benim uğur böceğim.Pinky teyzesi dedi aslında ilk.Sanki bilir gibi bana minik bir uğur böceği mum göndermişti diğer hediyeleri ile birlikte.
Kelebekleri çok severim ama uğur böceklerine de bayılırım.Elime alır severim her zaman.Adı böcek olup daha sevimli başka bir böcek daha var mıdır?
Ben de uğur böceğim dedim.Arada minik kelebeğim olsa da uğur böceğim.
Uğur böceğini çocukluğundan beri severim.Hatta uğur böceği şeklinde bir çantam vardı.Keşke saklasaymışım.Şu an bile kullanırdım.
Uğur böceğim artık daha iyi.Kırmızılıklar bizi terk etti.Ne mutlu bize.
Hastalık geçti,eşim elinde bu küçük pasta ile geldi.Kutuya bakmadan buzdolabına koydum.Sonra bir ara açtım baktım ki bayıldım görünce.Üstelik tadı da çok güzeldi.Demirin 1 yaş pastası nasıl olur diye sormuştu bana geçen gün.Ben de uğur böceği şeklinde olur demiştim.Eşim de bize minyatürünü getirmiş.

26 Temmuz 2011 Salı

6.hastalık

Diş diş diyerek suçladığımız şey meğer 6.hastalıkmış.Akşam Demirin yüzünde kızarıklıklar oldu.Sürekli omzumuzda uyuduğu için terliyordu.Terle birlikte isilik oldu sandım.Ama kızarıklıklar tüm vücudu hemen hemen kaplayınca doktorumuzu aradım.Ateş sonrası olduğu için 6.hastalıktır dedi.Gelin bakayım deyince gittik.Demir 6.hastalık geçirmiş doktorumuzun da teşhisi ile.Ateşin sebebi,kızarıklıkların sebebi bu hastalıkmış.
6.hastalık
"Herpesvirus tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür. Kuluçka dönemi 5-15 arasındadır.
Klinik : Belirgin bir neden olmadan ateş 39,5-40 dereceye kadar yükselir ve 3-5 gün yüksek kalır. Erken dönemde özellikle ateş yükselirken havaleler sık görülür. Yüksek ateşe karşın çocuk genellikle uyanık ve aktiftir. Genellikle üçüncü günde kandaki lökosit sayısının azalmasıyla boyun ve kulak arkasında lenf bezlerinde büyüme meydana gelir , dalak biraz büyümüş olabilir. Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller – % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür."


Umarım kızarıklıklar en kısa zamanda geçer.

24 Temmuz 2011 Pazar

ah bu dişler ahhh

Cuma akşam üzeri Demirin gözünün beyaz bölgesinde kırmızı bir nokta.Ama göz kanlanması gibi damar damar değil.Tel bölgede.Arkasından kafası cayır cayır yanıyor.Ölçüyoruz 37 dolaylarında.Bu ikisinin birbiri ile bağlantısı yok.Ama ikisi de can sıkıntısı.Vücudunun sıcaklığı da artınca hemen ılık bir duş aldırdık.Ateş düştü.Doktoru aradık ikisinden de bahsettik.Doktorun bebeği de 3 gündür ateşliymiş bir türlü düşmüyormuş.Zaten bebek erken doğdu ve çok hastalıklar atlattı.Daha bir kötü oldum duyunca.Göz içinde bir şey yapmayın kan gitmez de göz doktoruna gitmek gerekecek dedi. Gece zor uyudu daha çok kucağımızdaydı.
Dün sabah devam etti,öğleden sonra hafifledi ateşi.Biz de biraz çıkalım sahilde hava alalım dedik akşam için.Demir dışarı çıkınca daha da iyi oldu.Ohh dedik rahatladık.Gelince uyudu falan 1'e doğru bir uyandı,bir daha uyku yok.Yine ateş dişlerden mi neden derken uyumakta da zorlanıyor.Ateş düşürücü verdik.Saatler ilerliyor ateş düştü ama Demir yarı uykuda yarı uyanık.Kucağımızda uyuyor,yatırınca uyanıyor.Babasının kucağında uyudu ben yattım.Sonra 6 ya doğru uyandım 10-15 dakika içinde Demir de uyandı.Bir iki saat oyalandık ateşi de düşmüştü.Rahatladım uyuduk yeniden.Tekrar uyanınca baktık huzursuzluk var ateş içinde kafası.Haydi dedik doktora gidelim artık.Dişlerden olduğunu tahmin ediyoruz ama yine de içimiz rahat etmedi.Demiri keyifsiz görmeye alışık değiliz.
İlk defa gittiğimiz bir doktor tatil günü tabi.Ama doktor ilk önce bizle konuştu.Mikrobik bir durum olsa bunun yan etkilerinden ve Demir de görülmemesinden söz edince ilk dakikalarda rahatladık.Şansımıza iyi bir doktordu.Arkasından muayene sonrası dişlerinin iyice kabardığını görmüş olduk.Doktor dişlerden dedi bir ihtimal başka sebep onun içinde hemen kan tahlili yapmayı gerek görmüyorum.48 saat gözlem dedi.İbufren içerikli bir ateş düşürücü verdi.Şimdi çok şükür iyiyiz.Ama doktorumuz bizi uyarmıştı.Üst dişler çıkarken zorlanacaksınız diye.Dişler çıkana kadar umarım böyle fazla ateş olup uykusuz geceler yaşamaz canım oğlum.
Bir ateşle bile insanın canı nasıl sıkılıyor.Dün gece düşündüm hep.Ciddi rahatsızlıkları olan bebeklerin ailelerini.Off dedim Allahım sen yardım et onlara.
Acil şifalar olsun minik bebeklere ve tüm hastalara..

23 Temmuz 2011 Cumartesi

reçel gibi



Onca insan arasında yalnız olduğumu hissederken,şimdi neredeyse kimse yokken yalnız olmadığımı düşünmem kalbimi neyle doldurduğuma işaret?
Belki de cümlelerim ortaya saçılınca kimseyi bulamamaktan.
Belki alışmaktan.
Belki hayata karışmaktan,belki de anlamaktan.
Sızlanmaktan vazgeçmek belki de.
Ya da ne kadar sevsem de bazı arkadaşlarımın kötü enerjisi olduğunu bilmek de.
Ne zaman bir işe kalkışsam bir yere gitmeye hazırlansam bir hımmm,oh ne güzel sevindim diyenden korkmayacaksın.Hımmm öyle mi?Ah sen ne kadar şöylesin,böylesin,çok kazanıyorsun,çok şanslısın diye diye birini kurutur mu kurutur işte.Nazar de,kötü enerji de artık ne dersen de.
Ya da ben kendimi bir tabak reçel sandım en güzelinden.Kahvaltı masasına getirilip,yenmeden buzdolabının yolunu tutan.Aslında çok şeker,ev yapımı,mis gibi.Ama gel gelelim sofra süsü olmuş gibi.Belki taze tereyağ ve kaymakla iyi bir ikili olabilir.Ya da sadece reçel işte.Tükenmeden unutulan.