21 Temmuz 2011 Perşembe

Anne de sever oğlu da



Demir The Beatles sever,hayranıdır,tişörtünü bile giyer.
Tibet ağbisini çok sever,her ne kadar pastası kesilirken uyusa da,Tibet ağbisinin eline verdiği şekeri,gösterdiği ilgiyi unutmaz.
Annesi kelebeği çok sever,bunu bilen güzel arkadaşı anne ve oğlu temsilen iki kelebekli kolye hediye eder.
Demir balonla oynar,annesi patlayacak diye korkar,ama ikisi de balonla oynamayı çok sever.
Kovaları doldururlar,boşaltırlar,kendilerine taç yaparlar,kral,kraliçe olurlar.
Demir artık sevinince ellerini kollarını sallar,çığlıklar atar.
Arabada uykusu gelmişse bazen vızıldar,uyuyamaz.

Annesi bloğunu da,sayesinde tanıdığı arkadaşlarını da çok çok sever.
Oğlu da.

12 Temmuz 2011 Salı

Demir 9 aylık oldu

Evetttt bugün 9 aylık oldum ben:))
Emeklemek son hız devam ediyor.Ama en çok tırmanmayı seviyorum.Tv modülü en sevdiğim köşe ayakta durup her şeyi çekiştiriyorum.Koltuklara tutunup yastıkları çekiyorum.Mutfak dolaplarının kapaklarını açıyorum.Çekmeceleri açıyorum,içindekileri karıştırıyorum.Ama çekmeceleri açınca annem parmakların parmakların diye birden yanıma geliyorum.Çekmece kilidi dedi annem babama ne yapacaklarsa kilidi artık:)
Annemin üst üste koyduğu oyuncak kulesini yıkmaya bayılıyorum.Bir de doldurduğu oyuncak kovasını boşaltmayı.Kapları ağzımıza tutup annemle şarkı söylüyoruz.
Annem bana sürekli hadi gel annem mutfağa gidiyoruz,hadi gel banyoya,hadi gel dışarı dediği için ilk söylediğim cümle hadi gel oldu.Gel diyorum elimle de.Geçen gün su damacanası getiren ağbiye de gel dedim annemle babam çok güldü.Su damacanası demişken ona da tırmanmaya bayılıyorum.Damacanaya asılıyorum.Tutuyorum deniyorum acaba bizimkilerin yaptığı gibi ben de suyu akıtabilir miyim diye.
Mama,baba,dede,dada hecelediğim diğer kelimeler.
Meyve yemeyi hala çok seviyorum.Annem duymasın ama sebze pürelerini hiççç sevmiyorum.Artık annemlerin yediği bazı şeyleri yiyorum.Makarna yemeyi ben de çok sevdim.
Bazı şarkıları duyunca kollarımı kaldırıyorum,oynatıyorum.

Demir
Alnını alnıma dayayıp gözlerini kocaman açıyorsun ya işte ben o zaman eriyorum.Bir de gülücük atıyorsun ki o anı beynime kazımak istiyorum.Sarılman,sarılmaya çalışırken saçlarımdan tutunman hatta saçlarımı çekmen.Sevgini ifade etme şeklini çok çok seviyorum o an eriyip bitiyorum.Bazen yanağımızı çevirip elini koyup bakıyorsun ya işte diyorum.İşte ne güzel bir şey bu!
Geçen gün koltuğun altına girmişsin,uzanmışsın.Oradan durup bize bakıp gülüyorsun ya babanla dedik.Yaa nerede çıktı bu çocuk hale bak ne güzel gülüyor bize ve şükürler olsun ki bugünleri gördük.
Büyüdükçe yaptıklarını gördükçe şaşırıyorum.Geçen aylarda bir kutuyu boşaltmanı görünce şaşırmış,büyüdüğünü bir kez daha anlamıştım.Geçen gün de dolap kapaklarını açınca bizi aylardır izlediğini şimdi sıranın sen de olduğunu kanıtlar gibiydin.Evet sizi izliyorum,izliyorum ve gördüklerimi uyguluyorum der gibisin.
Büyüyorsun bebeğim büyüyorsun..

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Masalların Masalı




Ben sana o gün ilk şiirini okudum,sen çok sevdin,çok güldün,çok..
O iki mısır patlağını göstere göstere..
Bunca zaman niye okumamışım ki şiir dedirttin.
Bu sana okuduğum ilk şiir..

Masalların Masalı

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...

Nazım Hikmet Ran


Ben de şiirin sonunda gülen gözlerimde bir kaç yaşla çok şükür dedim,çok şükür..

7 Temmuz 2011 Perşembe

Kendime bir kaç sözüm var


Hani olacak gibi düşünüp olacağına kendini inandırmak sana göre mi?Ama biliyorsun,biliyorsun formülünü sen de biliyorsun.Biraz dip,biraz yalnızlık,bir kaç gözyaşı sonunda yine de her şeye şükürler olsun demek.Çok dipte olmak sana göre değil ki zaten sen de iyi biliyorsun.En fazla bir kaç dakika,olmadı bir kaç saat.Ki saatler bile çok senin için.Bir kaç dakika.Bir kaç dakika..Yani zamanında olmadıysa en büyük keşkense o sadece senin elinde olan senin hayatını etkileyen bir şey değildi.Onlarcaydınız birinin duası tutmadı,birilerinin rızası olmadı.Kişisel değil.
Az kaldı,dur bekle.
Sen bu düşüncelerdeyken bir kelebek camına konduysa bir yerlerden sana az kaldı deniliyor.

görsel

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Buğday gibi bereketli bir yaşamın olsun canım oğlum



23 haziranda hissedilen ilk dişi hemen arkasından 30 haziranda 2.diş geldi,Şu an biri uzun diğeri kısa iki tane mısır patlağı var ağzında.
1 temmuzda diş buğdayını yaptık.Ufak kendi aramızda diş buğdayı merasimi yaptık.Meslek seçimi olsun diye önüne kitap,bilgisayar falan koydum.Demir gitti kitabı seçti.Artık okur mu,yazar mı ne yapar bilemem.Ama benim çok hoşuma gitti kitabı seçmesi.
Oğlum buğday gibi bereketli bir yaşamın olsun..

29 Haziran 2011 Çarşamba

Minik kaşif iş başında

Oooo neler varmıuş burada?
Bakayım bakayım,şuna da bakayım,hımmmmmm


24 Haziran 2011 Cuma

Nihayet beklenen geldi :)

Neredeyse yılbaşından beri kaşınan diş etlerimizin sahibi evine yerleşti.İlk defa dün ufak bir toplu iğne gibi elime geldi.Zaten bir kaç gündür çok sertleşmişti damakları.Hatta arkasından diğeri de geleceğe benziyor.
Dişsiz gülüşlerin yerini tek dişli,iki dişli gülüşler alacak.
Diş buğdayını düzenleyeceğiz bu hafta ya da önümüzdeki hafta.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Demirsel Mevzular

Evet evet bundan bir kaç ay önce diyordunuz bunlar en rahat zamanların bir emeklemeye başlasın diye.Emeklemeye başlayan Demir bir başladı pir başladı.Zaten emeklediği ilk gün bir yere tutunup ayağa kalkan Demir sürekli ayakta,bir yerlere tutunmuş halde.Bazen koordinasyonu sağlayamayan vücut bazen popo üstü yerde.Ayaklarına kaydırmaz çorap giydiriyorum ki kaymasın.Sıcak olduğunda da bazen çıkarıyorum.Yoksa bazen kayıyor.En komiği de yanında yöresinde biri varsa ellerini bırakıp bıdı bıdıı bıddı bıııddı bir şeyler anlatması.Ellerini niye bırakıyorsun tatlım diyorum.Tabi cevap yok:)
Salonda hayat fena halde zor.Karıştırılacak tonla şey var.Gözü alışsın diye çerçeveler,dvdler hale ortada.Dergiler hala kendi köşesinde kitaplığın önü hala açık.Demir de hep bu mekanlarda.Merakını gidersin diyorum.Bazılarını eline alıyor bakıyor.Hadi dergileri karıştırsın diyorum.Bir süre sonra dergiler ıslanmış,yemeye çalışıyor.Aslında aylardır bir türlü çıkmayan dişlerini kaşıyor.Bir anda tv modülünde dvdyi çekiyor.Olmadı dekoderi çekiyor.Bunlar oyuncak değil derken,o çoktan çekivermiş.
Mutfakta bir bakıyorum sandalyelere tutunmuş.Bir bakıyorum mama sandalyesine asılmış.Dur durak yok,bunlar saniyede oluyor.Tek gözüm onda tek gözüm mutfak tezgahında bir şeyler yaparken şaşı olacağım.
Evet çocuk büyütmek kolay değil.Bunlar yaşanacak şeyler.Maşallahı var oğlumun,sağlıklı ve çok hareketli bir bebek.
Hayatı tanıyacak,keşfedecek ve merak içinde.Neler oluyor dünyada diye,merak içinde minik oğlum.Çekmeceleri bile açıyor.Hayır kelimesini çok kullanıp anlamsızlaştırmak istemiyorum.Anlatmaya çalışıyorum.8,5 aylık bebek anlamaz gözüyle bakmıyorum.Sakin kalıp,anlatmaya çalışıyorum.Kendine zarar vermesin diye kolluyorum.Ama bazen de kendine zara vermeden düşsün de düşmeyi de anlasın diyorum.Çünkü hep kol kanat gersem düşmeyi bilmeyecek.Zaten hayat böyle değil.Her türlü öğrenmesi gerek.
Şimdi bir de emekleme sonrası yürüme faslı var.O daha da zor diyeceksiniz değil mi ilk zamanları için:)

20 Haziran 2011 Pazartesi

Amannnnn şans da benden yanaymış,hıhh!

Ömrümün yarısı kadar zaman geçmiş,
İnsanın gözleri değişmezmiş,
İnsan yaşlanır ama ya gözler,gözler değişmezmiş,
Birden çok eskilere gidilirmiş,
Unuttuklarını çıkagelir biri hatırlatırmış,
Aaa dermişsin bir de böyle olmuştu,
Doğum günleri böyle toplarmış herkesi,

Dağılırmış işte her şey dağılırmış,
Gidermiş kafadaki düşünceler,
Ama en güzeli şans da benden yanaymışşş
hııııhh!!

ben bundan sonra şansı hep çağırırım yanı başıma



18 Haziran 2011 Cumartesi

Uyku arası kitap molası

Eskisi gibi hızlı,seri kitap okuyamıyorum bu bir gerçek.Okuduklarımın bir çoğu da bebek gelişimi üzerine oluyor.Ama araya başka kitaplar da alıyorum.Hele hele Demir kucağımda uyumaya başladıysa yatırdıkça uyanıyorsa ya da dalması uzun sürüyorsa hemen yanı başımda kitap bulunduruyorum.
Maeve Bincynin son iki kitabını okudum.Aynı tarzda da yazsa ben Maeve Bincy kitaplarını okumaya bayılıyorum.Tasvir yeteneği sayesinde okurken sanki dinlendirici bir film izliyormuşum hissi uyandırıyor.

Aklından Bir Sayı Tut var bir de
Yazarın ilk kitabı,kitap hızlı bir şekilde okunuyor ama konu olarak izlediğimiz cinayet filmlerinden pek de bir farkı yok.
Paulo Coelho Bridayı okudum bu kitaptan sonra.Hızlı bir şekilde okudum bunu da ama sonunu hiç ama hiç sevmedim.
Dün akşam da Marc Levynin Keşke Gerçek Olsa adlı kitabını bitirdim.Yazarın okuduğum ikinci kitabı.Kitapları rahat okunan bir yazar Marc Levy.Hayaller,gerçek üstü konular üzerineydi her iki kitap da.Bu okuduğum kitabın filmi de var.Ama kitabı yansıtmayan bir film olduğunu düşünüyorum.Kitapta anne oğul arasında yaşananlar filmde hiç yansıtılmamıştı.Üstelik sonu da tamamen farklıydı.Film ülkemizde Cennet Gibi adıyla gösterilmişti.






16 Haziran 2011 Perşembe

annem iyi ki doğdun!


Ben senin gibi olamam diyorum ya,hani yapmayacak olmamdan değil aslında yapamayacak olmamdan.Bu kadar iyi olmayı,fedakar olmayı,kendinden önce karşısındakini düşünmeyi ben beceremem.
Annem olmandan hep sevinç duydum.Yeri geldi arkadaşım oldun,yeri geldi sırdaşım ama en çok annem oldun.İnsanlara iyi bir kalple bakmayı öğrettin.Doğru,düzgün,yalansız olmayı da sen öğrettin.Dediğin gibi ben yalan söyleyemem anlarsın ama saklarım.Saklarsam da anlarsın.Paylaşmayı öğrettin bana.Ve hayattan keyif almak gerektiğini de.Yeri geldiğinde elindekinin kıymetini bilmeyi.En çok da şükretmeyi.Şükreden insanın hep mutlu olacağını.
Annem benim iyi ki doğdun!Doğum günün kutlu olsun.Canım annem iyi ki varsın.


Bilirim papatyaları çok seversin....



15 Haziran 2011 Çarşamba

Akşam üzeriyse demlenirim

Akşam üzeriyse,bazen ılık,bazen soğuk rüzgar esiyorsa,içmeye de gerek yok.
Hele hele ters düz ise bir söz ile..

13 Haziran 2011 Pazartesi

hem içimden hem dışımdan


-Uff saat kaç olmuş daha duşa giremedim.
-Mutfağı toplamaya girdim ama ahhh yoğurdu mayalamadım.
-Oyuncakları böyle bırakayım nasılsa gene dağılacak.
-Yine yapamadım.
-Yok,yok gidip uyuyayım ben
-Gerçekleşir mi bu hayaller?Hııı?
-Uyanmasa derin uykuya geçse bebeğim.
-Kitap mı okusam?Yoksa hemen kafayı vurup yatsam.
-Unutmasam,bir yere mi not alsam.
-Yakın gibi sanki,daha beklemesek.
-Ama çokkk özledim.
-Hayaller fazla mı birikti?
-Yok,yok gidip uyuyayım ben
-Şuna da bir göz atsam.
-Aman boş ver....
-En iyisi uyumak




***görsel

12 Haziran 2011 Pazar

Demir 8 aylık oldu

Emeklemek de ne keyifliymiş ama:)Geziyorum,evi keşfediyorum,yeni yerler görüyorum.İlk zamanlar hangi odadaysam çıkmaya cesaret edemiyordum.Şimdi geziniyorum evin içinde.En çok tv modülü ilgimi çekiyor.Off ne ilginç şeyler var üzerinde.Hele fotoğraf çerçeveleri!Annemin kitaplığı ve dergiliği de nasıl renkli,nasıl ilginç şeylerle dolu.Ama emeklemek yetmez bana.Ben tutunup kalkmak istiyorum her yere.Yatağımda hep kenara tutunuyorum.Koltuklara tutunuyorum.Masalara tutunmak istiyorum.
Aylardır diş diş diyorlar hala ne gelen var ne giden:)
Oyuncaklardan çok çevremdeki yerler cazip geliyor bana.Tutunup tutunup tırmanmaya çalışıyorum.
Sebzeleri sevmiyorum,meyveleri seviyorum:)Hele muz en sevdiğim meyve.
Babamı görünce dünya duruyor sanki benim için.Hemen onun kucağına gitmek istiyorum.
Çok hareketliymişim annem öyle diyor,evet durmayı sevmiyorum.Hep keşfetmek,anlamak istiyorum dünyayı.
                                                                                                                                                  Demir
8 ay önce seni kucağıma verdiler,o mini mini halin aklıma gelmiyor bile.Sanki hep böyleydin.Gülüşüyoruz,oyunlar oynuyoruz,konuşuyoruz hatta.
Hayatın tüm kodları sen de gizli sanki.Sen büyüdükçe çözülüyor sanki kodlar.Hayatı daha çok seviyorum seninle.
Bazen gözüm korkuyor inan,büyüdükçe değişecek bir çok şey.İyi bir anne olabilecek miyim diye.
Sen nasıl açıyorsan algılarını her gün hayatı tanırken ben de açmaya çalışıyorum.Nelerin geçtiğini aklından bilmek isterdim.Sen de merak uyandıran şeyleri ben de merak ediyorum.
Aslında bir bebek gibi yaşamak gerek diye düşündüm geçen gün.İlgini verdiğin bir şeye zamanını da veriyorsun.Bizler ise bir acele bir telaş içindeyken,bir çok şeyi anlayamıyoruz bile.
Sevmelere doyamıyorum,öyle bir içim coşuyor ki,şükürler olsun,bunları yaşıyorum.
Şükürler olsun sen varsın...











10 Haziran 2011 Cuma

bir kaç gündür


Şimdi kulağımın dibinde tüm iştahıyla ağzını doldura doldura biri konuşuyor sanki.
Kafamın içinde yankılanıyor sesi,daha önce de hayal kurmuştun oldu,olmaz gibi düşünürsün ama oldu.
Sen hayal et,hayal et diyor sürekli.
Evet,evet ben hayale dalıp uyuyacağım az sonra.
Biraz daha zamanı var ama olacaktır,olacaktır...

bu fotoda da başka bir hayalim var.
görsel

9 Haziran 2011 Perşembe

Bir gün

Bir kaç saat önce seninle oynarken düşündüm.
Bir gün ne ben bu halimle olacağım,ne de sen bu halinle kalacaksın.
Büyüyecek genç olacaksın.
Belki bana kafa tutacaksın,isyan edeceksin.
Bir yerlerde anlaşamayacağız belki.
Ve ben diyecek miyim,bebekken ne kadar kolaydı hayat,o zamanlara dönsek keşke diye.
Ki şu an sürekli seni takip ederken hayatın bazen zor olduğunu düşünüyorum.
Ve ben hep isteyeceğim ki bana gülerek baksın gözlerin,yüreğimin içine işlesin her bakışın.
Ki ben bu sevgiyle yeni bir insan olup,çoğalmaktayım ve içimi ısıtmaktayım.

Bir gün,hımm ne dersin?

Hışır hışır

Dün Demir odasında yatağındaydı,ben yanında değil diğer odadaydım.
Bir ara hışır hışır sesler geliyor.Kendi kendime diyorum ki yatağında hışırtılı oyuncak yok.Bir gider bakarım ki elinde kağıt.Yatağında ayağa kalkmış,komidin gibi başlığın üzerindeki kağıtları almış tam ağzına götürürken yakaladım.
Yatakta ayağa kalktığını biliyorum.Son günlerdeki yeni oyunu bu,yatakta ayağa kalkıp oradan bize bakmak.
Yetmezmiş gibi el yordamıyla ulaştığı kağıdı ağzına almış.
Bu sabah da görünce gülme krizine girdim.Yatağında ayağa kalkacağım diye bol gelen pijamasının altını çıkarmış.Yukarı doğru asılırken ayağıyla ite ite çıkmış.Bir gördüm,gülmeye başladım.O da gülüyor tabi:))
Yatak kenarına tutunma günlerimiz başladı başlayalı,yatakta bırakmaya da korkar oldum.Ne kadar yüksek olsa da korkuyorum şimdi.
Oradan seslenip,yere inmeye çalışıyor.
Artık takipteyim,ama kaşla göz arasında yanı başımda düştü geçen gün.Yanında oynarken oyuncaklarını veriyordum.Parkeye düştü,ağzının üzerine.Ağladı,ben de kucağıma aldım bir bakarım ağzına kan var.Panik olma Yıldız,panik olma derken milyon şey aklımdan geçti.Ağzını su verdim,yüzünü yıkadım.Beyaz bir mendil alıp,ağzının içini kontrol ettim.Baktım kan yok.Ancak rahatladım.Bir an azıcık kanadı demek damağı.
Zor iş şekerler çok zor bebek firarda,anne takipte...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Bu hafta sonunda

5 dakika diye uğradığım kuzenimde 5 saat oturdum.Saatler nasıl geçti anlamadım.
Özsüt Fırının Ege kahvaltısını yedik,minik ekmeklere bayıldık.İzmir teneke tulum peynirini ne kadar özlediğimi hatırladım.
Sürekli gitme,yeni yerler görme isteğini yaşadım.Ama hep bildiğim adreslerde dolaştım.
Oğlumu daha çok,daha çok sevdim.Daha bir gülüştük,eğlendik.
Bridayı bitirdim,sonunu hiç sevmedim.
Pazar günü evden en mutlu halimizle çıkmamıza karşın bu şarkıda ağladım.Birden ip gibi süzüldü gözyaşlarım,tutamadım.Üstelik siyah göz kalemi ip gibi simsiyah damlalarla aktı gözümden.Sevgili şaşırdı,niye ağlıyorsun ki şimdi hangi arkadaşını özledin dedi.Bilmiyorum belki de hepsini dedim kalakaldım.


aslında Sezene kızgındım....

görsel

3 Haziran 2011 Cuma

Moonlight Serenade

Kaç gündür aklımda melodisi,dinleyeceğim dinleyeceğim diyorum,unutuyorum.
Kendim için.
Bir zamanlar bana ay ışığım dediğin için ve ben dinlerken hiç yabancı gelmiyor dediğin için.
Ve tüm ay ışığını sevenler için...

2 Haziran 2011 Perşembe

Pıtır pıtır Demir

Şu bebekler emeklerken ne sevimli oluyor yahu.Şeker diye yutasım geliyor Demiri.Pıtır pıtır gidiyor ya.Ahh diyorum büyüdün sen işte!
Bir kaç gündür odalar arası seferlerine başladı.Odaların kapılarına geliyor uzun uzun eşikte oturuyor ya da emekler şekilde bir ileri bir geri gidiyordu.Bazen mıkırdanıyor koridor ona uzun geliyor canını sıkıyordu belli ki.Korkmaması için yanına gidip gel bebeğim gel diyordum o şekilde geliyordu.Bazen de kendi haline bırakıp etrafı incelemesini sağlıyordum.Şimdi artık çıkıp istediği yere gidiyor.Gezinmek hoşuna gidiyor odalar arasında,koridorda.
Ama salonda cidden zorlanıyorum.Hani çok da esirgeyip aman aman demek istemiyorum.Ne yapacak diye izliyorum.Ama zor oluyor böyle bir anda pazartesi günü gitti gitti kafayı masaya çarptı.Ve hafif bir morluk oldu.Teni zaten öyle hassas ki dokunduğun yer kırmızı oluyor.
Emeklemeye başlar başlamaz ayağa kalkmaya gayret etti tutunup.Şimdi yatağında ayağa kalkıyor,emeklerken bir yeri buluyor kalkıveriyor ayağa.Dün mutfaktaki tabureyi almış çekiyor.
Bir de emeklerken birden oturuveriyor ya başlıyor o an oyuncaklarını bulduysa oynamaya.
Şimdi pıtır pıtır emekle Pıtırcık oğlum,sonra da pıtı pıtı yürü.
Pıtı pıtı emekle oğlum

1 Haziran 2011 Çarşamba

Bugün neler var?

Bugün parmağımda nasıl olduğunu bilmediğim bir kesik,burnumda hala gripten izler var.
Çantamda günlerdir sürmek üzere dolaştırdığımı yeni bir oje var.
Aklımda kısacık da olsa yaptığımız,gerçekleşmesini umduğum tatil planı var.
Yatağımın başında sonunu heyecanla okuduğum,bitmek üzere olan bir cinayet romanı var.
Bir de hava güzel gitsin de sahil de yürüyelim planı var.

Tabi bir de Tibetimin güzel annesinin doğum günü var ;)Kendi güzel,gönlü güzel canım arkadaşım İYİ Kİ DOĞDUN!

Bir de enerjik eski bir şarkı var dilimde.

31 Mayıs 2011 Salı

Boş vermişim dünyaya

Aslında her sabah kahvaltı sonrası kahve yanına dinlemeli bu şarkıyı.Öğlen çayının yanına ya da akşam yemeğini hazmetsin diye.Tüm gün yorgunluğunu silsin diye hayatın tüm ağırlığı omuzlarına geldiğinde.
Hastalık falan derken sümüklü sümüklü dolanırken insanın vücut direnci düşünce hayat daha da zor gibi oluyor.Kıyı köşelerde görmediğin tozlu düşünceler sana daha da batıyor.
EE o zaman ben de diyorum,sık sık da diyeyim istiyorum.
BOŞVERMİŞİM DÜNYAAAA

29 Mayıs 2011 Pazar

Demir hasta ben hasta

Evet bütün kış boyunca hasta etmediğim çocuğu hasta ettim.Mevsim hastalık mevsimi diyeceksiniz ama ben kendime kızıyorum.Bebek olunca havalar da böyle gidince kaloriferleri en kısık da yakmaya devam ettik.Demir yerlerde gezinince evde hafif bir sıcaklık olması iyi diye düşünüyorduk.Taa ki cuma gününe kadar.O kapalı rüzgarlı havaya rağmen kaloriferi kapadım.Artık cereyanda mı kaldık,kaloriferi kapattığımızdan mı,sıcak soğuk farklılıklarından mı bilemiyorum cuma gecesi boğazım fena oldu.Kalktım kaloriferi açtım ama nafile.Olan olmuş.Demir de uyandı sabah.Hafif bir gıcık var sanki boğazında kıh kıhh burunda akıntı.Ben de soğuk algınlığına kapılmışım.Nefes alamadım tüm gün.Ancak bugün kendime biraz geldim.İlaç da içemiyorum.İyi ki zencefil ve bal var.Öyle bir ağız tatsızlığı ki zencefilin tadını bile hissetmiyorum.Bel ağrısı sonrası mutlaka böyle rahatsızlanıyorum.Vücudum bir anda iflas ediyor.Vücut direnci düşünce oluyor tabi.Bir kez daha anladım.Annelik ne fena eskiden böyle olsa yorgan döşek yatardım.Ama illa kalkman gerek evde birileri olsa da.
Demir de burun akıntısı sürdü tüm cumartesi biraz da bu sabah.Doktorumuzu aradık görmeden söylüyorum ama paniğe gerek yok dedi.Burnu tıkalı olmasın sürekli kontrol altında tutun dedi.Maşallah bugün iyi.Bir de keyfinde eksiklik,iştahsızlık var mı diye sordu tabi.Maşallah o bakımdan da iyiyiz.Termometre sürekli elimde ateş ölçüyorum.Çok şükür ateş yok.Evde maske ile dolaşmamı söyledi doktor.Ama ne mümkün Demir sürekli elini götürüyor almaya çalışıyor maskeyi.Temastan uzak durduk ama beslenme seanslarında zor.Geceleri bölük pörçük geçirmeye çalıştık bu bir kaç gündür.Neyse çok şükür daha iyiyiz.
Hafta sonunu hasta bakarak geçiren babaya ve anneanneye teşekkürler.Ne diyelim çok şükür yalnız değiliz.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Komedi isteyenler ya da romantik komedi diyenler

İki komedi filmi var komedi filmi izlemek isteyenlere ilk olarak.Ama en çok Due Datede güldük belirteyim.Filmin en komik sahnelerinden biri.

Hangoverdan sonra dikkat çeken Zach Galifianakis ve Robert Downey Jr. başrollerde.Eğlenceli bir komedi.
Diğer film ise bir devam filmi.Little Fockers.Robert De Niro ve Ben Stiller başrollerde oynuyor.Filmde bazı sahneler cidden çok komik.İlk iki filmi izleyip beğenenler bu filmi de beğenecektir.

Romantik komedi olsun diyenler için de iki film önerebilirim.
Just Go With İt.
Jennifer Anistonı çok severim.Friends kolik olmamdan ötürü belki.Jennifer Anistona Adam Sandler eşlik ediyor.
Filmde farklı olan hiçbir şey yok.Öylece izlenmelik.
No Strings Attached.
Ashton Kutcher ve Natalie Portman başroller.Natalie Portman Black Swandan sonra farklı bir rolle bu sefer bir doktor rolünde.Bu filmde diğer film gibi hatta bir çok romantik komedi gibi bilindik hikayeye sahip.Bu tarz filmler kafa boşaltmak için birebir olabiliyor bazen benim için.



Geri döndü!

Ne mi geri döndü?Benim şiddetli bel ağrılarım geri döndü.
Ben çok şom ağızlıyım.Bir kaç gün önce ne güzel bel ağrım eskisi gibi olmuyor derrrrrrkennn dün tutuldum kaldım.Şimdi sol tarafımdan oturmak kalkmak bir işkence.Bir de her yeri keşfetme aşkı ile yanan bir bebe var evde.Oradan buradan toplamaya çalışıyorum Demiri ama her eğiliş bir acı dolu an.Emzirme döneminden dolayı ağrı kesici iğnemi de olamıyorum.Kendi kendine geçer mi bilemiyorum.Umarım iyi olurum.Bir de yatıp dinlenebilsem.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Siyah-Beyaz film izle ruhun dinlensin hele de Audrey Hepburn filmi ise

Son günlerde klasik filmleri arar bulur,izler oldum.Bunların başında Audrey Hepburn filmleri geliyor.Bu zamana kadar neden izlemedim dedim Sabrina için.Bir İstanbul Masalı adlı dizinin konusu bu filmden esinlenerek yazılmış.Siyah beyaz filmleri izlerken nasıl dinledim,nasıl yorgunluğumu üzerimden aldı.Konu fakir kız zengin erkek aşkı.Ama Audrey Hepburn izlemek ayrı bir keyifli.
Filmlerinde giydiği her kıyafeti uzun uzun inceleyesi geliyor insanın.Bir çok blogda fotoğraflarını görüyoruz.İzledikçe insan zarif bir insan elbette bu kadar seveni olur diyor.
Breakfast at Tiffany's de ikinci izlediğim film oldu.Bu filmi aslında çok uzun zamandır izlemek istiyordum.Filmde giydiği elbiseler en çok bilinen Audrey Hepburn fotoğraflarında görülebilir.
Şimdi My Fair Lady yi izleyeceğim.Film müzikal.

Bu arada izlenmeyi bekleyen Rita Hayworth filmleri de var.




Demir tırmanma şeridinde

Yahu bebeğim dur daha yeni başladın emeklemeye.Ne zaman geçtin tırmanma şeridine?
Bir bakarım ki tırmanıyor bir şeylere tutunuyor asılıyor.
Sonra dönüp bana gülüyor,özgürüm anne der gibi.
Dün mutfakta bütün elmaları,muzları oldukları büyük kase ile bir çekti üstüne geliyordu tek tek.Ben tabi tek gözüm onda tek gözüm muslukta hemen atladım.Normalde sadece devirse iyi  devirsin,zaman geçirsin diyeceğim.Hepsi kafasına doğru gelirken hemen durrr anneciğimm dedim ve yatay halde tuttum meyve kasesini.
Daha neler atıp,tutacağız,nerelerde yakalayacağım değil mi?

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Kaşif Demir için öneriler

Demir artık emekleme seferlerinde hızlandı.TV modülü en sevdiği hedef.Köşeler için koruyucu alacağız.Ama kenarları da alçak ve masa kenarı gibi keskin.Yastık koysak daha çok ilgisini çekecek.Şimdilik bir şey yok.Bir şey koymasak kafa çarpma olasılığı yüksek.Bantla bir şey yapıştırsam çok çirkin duracak.Tabi ki çarpmayı da öğrenecek,öğrenecek ki bir şeylerden kaçınacak.Artık ne kadar sakınırsa.
Ben de bir şeyleri pek sakınma gayretinde değilim.Özellikle annem çok panik.Bana da ne kadar sakinsin diyor tabi.Bir de bugün düşerse aahhh düştü diye bağırıp panik yapma,bağırma kızım dedi.Ben de onu sen kendine söylesen anne dedim.Kendi kendine şimdiden empoze et dedim.Şimdi tv modülüne bir çözüm bulalım diye söylenip duruyor.
Şimdi elimizde kaşif bir bebe var.Tehlikeli şeyler ortadan kalkıyor da bazı fotoğraf çerçeveleri dvdler de durmalı diyorum.Bir şeylerin olduğunu da fark edip gittiğimiz yerlerde aman Allahım bizim ev gibi dümdüz değil her yer karıştırayım demesin düşüncesindeyim.Elbette bebek bakmak dokunmak isteyecek.İlla duracak bakmayacak demiyorum.Bakacak,dokunacak ki tanıyacak.
Siz neler yaptınız bu dönemlerde anneler?Önerilerinizi,düşüncelerinizi paylaşmanızı rica ediyorum sevgili bloggerlar.

20 Mayıs 2011 Cuma

Demirin emekleme seferleri

Demir emeklemenin ilk evresinde ya da ikinci de diyebiliriz.Çünkü geçen haftalara göre istediği yere daha seri varabiliyor.Artık aylardır gözüne kestirdiği televizyon modülü onun ilk hedefi.Modülün üzerindeki süsler çerçeveler sırası ile kontrolden geçiyor.Ben annecim onlar süs onlar böyle dedikçe oyun oynadığımızı sanıyor.Bu eşyaları tamamen kaldırma işinden yana değilim ama zarar verecekleri kaldırıp,bazılarını bırakmak düşüncesindeyim.Çünkü bir kaç hafta içinde iyice serileşip bizim müdehalemize kalmadan istediğini çekip alacak.Zaten dün de modemi aldı çekti elindeydi.Benim kelebekli örtümü sürekli alıyor eline.Bir de bana dönüp bakıyor,gülüyor,anne bak der gibi.Tabi sivri köşelere çözümler de bulmalıyız.Bizim ev bir bebek için hiç güvenli değil.Yerdeki vazolar,mumlar falan kalkmalı tamamen.Kitaplık sabitlenmeli.Asıl problem evin her yerini saran kablolar.Taşınmadan önce düşünmediğimiz,müteahhitin de gerekli yerlere elektrik prizi koymamasından dolayı uzatma kabloları dolu her yer.Çok gıcık olup hiç bir çözüm üretmediğimiz bu konuya Demir çözüm buldurtturacak.
Ben bu satırları yazarken salonun ortasından masaya kadar geldi yanıma Demir.Anne benimle ilgilen der gibi.O yüzden Demirsel mevzulara sonradan devam edeceğim.

Herkese iyi hafta sonları

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Keyfiniz bol olsun

Kahve keyfi hem de balkonda keyfi,
Yanında anne sohbeti,
Saçımda bahar çiçekleri,
Demirde bahar sevinci,
Üstümüzde bahar kıyafetleri,
Rotamızda sevdiklerimizin evi,
İşte dünün özeti...

keyfiniz daim olsun,baharınız bol olsun,neşeniz eksik olmasın..

görsel

17 Mayıs 2011 Salı

Nereden başlamışım,ne zaman başlamışım blog alemine

Bir mim geldi canım Tibetimin annesinden bloğa nasıl ve ne zaman başladığımızla ilgili olarak.
Ben bile nasıl başladığımı ne yazdığımı unutmuşum aaa gider bir görürüm ki balıklama dalmışım merhaba bile demeden.Burada ilk yazım.İkinci yazım kelebeklere selam ediyor tabiki.
Çünkü ilk zamanlar biraz kendim çal kendim oyna tadında yazmışım.Hakikaten de öyle başlamıştım.Kimse okumazsa ben okurum.Zaten bu kadar kişinin okuyacağı yorumlar bırakacağı da aklıma bile gelmezdi.İş hayatımda inanılmaz sıkıntılar yaşadığım bir dönemdi.İnternet üzerinde çok araştırma yapıyordum birden alakasız bir konuda karşıma bir blog sonra başka blog derken aaa ne hoşmuş benim neden daha önceden haberim yoktu dedim.Derken okudum uzun zaman sonra ben de yazayım zaten yazmayı çok seviyorum dedim ve başladım sevdiklerimden,hissetiklerimden,yaptıklarımdan söz etmeye.İlk kime yorum yaptığımı bilmem ama bloglardan biri var ki bir çok kişi ile tanışmamı da sağlamıştır.Canım Karakızım canım Görkemsanım.Karakızla birlikte Tibetimi tanıdım,Pinkimi,Damlocanımı ve sonra sizleri.
Ehh iyi ki okudum tanıdım sizleri ve diyorum ya sanal falan değil bir çoğunuz çok iyi arkadaşım oldunuz,hayatımın içindesiniz.
İyi ki varsınız canım arkadaşlarım.
İyi ki varsınız beni okuyan sevgili bloggerlar.
O zamanlar Demir yoktu bir kelebek vardı şimdi annesi kelebeklere aşık oğlu ise bir tırtıla.


Mimi kimler cevapladı bilemem ama isteyenler alsın cevaplasın;)

12 Mayıs 2011 Perşembe

Demir bugün 7 aylık oldu

Bugün 7 aylık oldum ben :) 
Annemlere yemek yedirmiyorum,ellerinde ne görsem yemek istiyorum,tadına bakmak istiyorum.Sebze ile aram yok.Annem sebzeyi türlü şekillerde bana hazırlıyor ama ben 3-5 kaşık sonra bırakıyorum.Ama meyve yemeyi çok seviyorum.Meyve filemi görür görmez mutlu oluyorum.
Annemle şakalaşmaya bayılıyorum.O bana şakacı mısın sen dedikçe kahkahalar atıyorum.Bana komik çocuk diyor sürekli.Anneannem de annemle aynı fikirde. 
Babam eve geldi mi sevinçten deli oluyorum.İstiyorum ki beni hemen kucağına alsın.Anneannem de gelince çok seviniyorum.Sevincini bu kadar belli eden bebek görmedim diyor.
Emeklemeye başlamadım ama hızlı bir şekilde ilerliyorum ayaklarımı ite ite,sürünerek.Bana salonun ortasına koydukları battaniye sınırı işlemiyor artık beni başka yerlerden bulabiliyorlar.Çünkü ben o sınırları aşmayı istiyorum ve merak ediyorum bütün çevremdekileri.Mesela annem dün beni sehpanın altındaki süsle oynarken buldu.O da yetmedi kendi oyuncak kutumu aldım sehpanın altından oyuncaklarımı devirdim ve içinden oyuncaklarımı aldım.Geri geri de gidiyorum.Ben bir emekleyeyim beni tutana aşk olsun.Annem hedef 1-2-3 diye oyuncaklar sıralıyor.Yok artık ben hedeflere istediğim gibi gidiyorum.Şimdi kendi gözüme kestirdiklerimin peşindeyim.Anneciğim benim hedeflerim büyük artık.
Mutfakta annemi izlemeyi seviyorum bazen de sıkılıyorum.Ona seslenip gülücükler atmayı da çok seviyorum.
Baa-baa dışında yemek gördüğümde de ma-maa demeye başladım.
Çığlıklar atıyorum çok sevinince ya da çok kızınca.
Annem bir şeyler yedirirken elinden kaşığı kapmaya bayılıyorum.
                                                                                                                      Demir


Ben anne olduğumu aslında son bir kaç aydır daha iyi anladım.Karşımda bir küçük insan artık ciddi ciddi tepkileri var.Mutluluğunu,kızgınlığını,can sıkıntısını öyle güzel belli ediyor ki bu küçük insan içimi titretiyor her yaptığı ile.Elini elimin üzerine koyuyor bazen masal okurken,bazen tatlı gülücükler atıyor aniden yüzüme dokunuyor o da kendince sevdiğini belli ediyor.
Nasıl geçti zaman diyorum kendime sanki bir kaç hafta olmuş gibi doğum yapalı.Hatta hamileliğim her ayrıntısı ile aklımda.Zaman hızlıca akıyor,bebek hali geçip gidecek diyorum tadını çıkarayım diyorum.Öyle bir sevgi ki sevmeye doyamıyorum.
Bir şeyler yapma gayretindeyken hayranlık duyuyorum.Hani başardıkları için değil.Bir küçük insanın gelişimini böyle izlemek,insan olarak aldığımız yolun başa sarması sanki.Büyümek kolay değil diyorum.
Sen şimdi bir çok şeyi bilmiyorsun ama gün be gün yeni şeyler öğreniyorsun ve ne güzel biz de tanıklık ediyoruz.Ben de yeni şeyler öğreniyorum sayende bebeğim.Okuyorum,soruyorum,araştırıyorum.Ama en çok bütün bunları harmanladığım kalbimin sesine kulak veriyorum.Bilemiyorum ama kendimce doğal bir anne olma yolunda ilerliyorum.Kasmıyorum kendimi şimdi şu olsun bu olsun diye.Sevgiyle geçirelim zamanlarımızı istiyorum.
Seni çok seviyorum oğlum.
                                                                                                                                Annen

8 Mayıs 2011 Pazar

Anne olarak geçirdiğim ilk anneler günüm

Demir uyuyordu,yine de kendimi bir anda yanında buldum gece gece,bir baktım ki ağlamak üzereydi,ağlamadan kucakladım uyanmaması için kucağımda salladım.Kucağımdayken dolanırken bir anda fotoğraflarını gördüm arkadaşımın hani günler önce üzüldüğüm arkadaşımın.Bebeğini kucaklamış öpüyordu,o an öyle bir sevindim mutlu oldum ki,bana anneler günü hediyesi oldu dedim.
Öyle ya onun için de en güzeli yavrusunu koklamak,öpmekti.Ben de onların iyi olmalarına sevindim.Sonra kendime dedim annelik içinde her şeyi kucaklar,yaraları sarar,hastalıklara merhem olur.Annelik anne olunca anlanır.Annelik bir kadının dünyadaki en güzel ünvanıdır.
Kucağımda Demir içimi huzur kapladı.Saate baktım 12 yi geçiyordu.Bu benim ilk anneler günüm dedim.Anneliği tattırdığı için oğlumu kokladım öptüm yerine yatırdım.İçim coştu bir an uyuyamadım bile.
Sabaha da annemle ve Demirle uyandım.Rüyamda bile görmüştüm ikisini.
Anneler gününü kutluyorum tüm annelerin,anne adaylarının.
Hani bir gün yetmez falan denir ama anneler de bekler bir gün bile anılmayı.

İyi ki annem oldun sayende doğdum ben de anne oldum canım anneciğim...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Demirin Kahvaltısı-ek gıda durumları

Bundan bir kaç ay önce Demir uyuduğunda kahvaltı yapıyordum.Uyanma saatleri değişince Demiri karşıma oturtup öyle yiyordum.Son aylarda yeme olayını kavrayınca bu pek mümkün olmadı.Doktorumuz çoktan kahvaltıya başlayabilirsin dedi.Ben de son 2 haftadır kahvaltılarıma Demiri de dahil etmeye başladım.Zaten ne yesek bir uzanma elimizden alma çabasında ve ağzında yutma hareketleriyle bizi takip etmesinden ötürü Demiri yemeye dahil etmemek mümkün değil.
Ek gıdaya geçişle ilgili yazıları okudukça insana bir an darlık geliyor.Elinde listelerde olsa bebeklerin de seçimleri var ve olmalı.Ne yedirsem,sağlıklı mı organik mi olsun gibi soruların sonu yok.En sağlıklısı küçük bir yerde bahçe içinde yaşayıp kendi ekip biçtiğini yedirmen.Bu da mümkün olmadığına göre bulabildiğin sağlıklı yiyecekleri bebeğinin hayatına sokma düşüncesindeyim.
Şu an Demirin ana öğünleri tabi ki anne sütü.Bu yedikleri ara öğün hatta tadımlık yiyecekler.Hem tadını alması için hem de taneli yemeye alışması için.
Kahvaltısını kendime hazırlar gibi hazırlıyorum.Ne yediğini anlamak için bir tabağa tuzu alınmış keçi peyniri bir-iki tuzsuz zeytin içi biraz tuzsuz ya da normal ekmek içi koyuyorum ki bunların hiçbiri bitmiyor.Tadımlık oluyor daha çok.En son bir kaşık pekmez.Karışım yapmaya şu an karşıyım.Şu an karşıyım diyorum çünkü çocuklar annelerin de dediklerini yutturmak da bir numaralar.
Tabi yumurta yemesini istediğimde durum nasıl olur bilmiyorum.O zaman da minik ekmeklerin üstüne yumurtayı ezip sürerim diye düşünüyorum.Ihlamur hazırlıyorum bir kaç kaşık ıhlamur veriyorum.Biberonla bir şeyler içerken artık içmeyi reddedip daha çok dişini kaşıyıp biberonu atıyor.Aynı şey kaşıkla da oluyor kaşığı elimden kapan Demir dişini kaşıyor.(Pinkim dediğin gibi adı üstünde Ka-şı-----k :))Ihlamur yapmadıysam da bir kaç kaşık su veriyorum.
Böyle yedirmek çok zor belki tek tek.Fakat yediklerinin tadını tek tek almasından dolayı mutluyum.Neyi sevip sevmediğini de takip edebiliyorum.Mesela pekmezi çok severek yiyor.Sonra peyniri de seviyor.Zeytinin tadı tuhaf geliyor sanırım.Zeytini ilk zamanlar pek bebek kahvatılarına koymuyorlar ama ben koydum.Biraz daha büyüsün kahvaltısını önüne koyacağım minik parmakları ile yemesini sağlayacağım.
Bu tadımlık kahvaltıları bazı günler yedirmiyorum bazı günler yemiyor.Bugünse ana kucağından sarktı ve yediği kahvaltıyı kustu.Demir ana kucağında öyle bir aşağıya sarkıyor ki yere kadar.Oyuncağı düşüyor ya eğilip alıyor ya da almaya çalışıyor.Daha mama sandalyesi almadık.Alsak oturur mu diye geçen gün arkadaşım da denemesini yaptık ve oturdu.Gerçi alsak oturmak da istemeyebilir.Ana kucağında Demiri oturmak mesela çok zor.Hele dediğim gibi de yaptığı için yalnız bırakamıyorum üstünde.Mutfağa gittim bir gün bir geldim salona tepe aşağı Demir.Oyuncağını alıyor yerden.Ana kucağı da alçak bir model değil bu arada.
Mama sandalyesi ile ilgili önerileri ve görüşleri bekliyorum efendim:))

3 Mayıs 2011 Salı

Demir artık kendi başına oturuyor

Evet ben de şunu ilk yaptı bunu ilk yaptı diye konuşan annelerdenim.Her yaptığı ilk bir öncekini eskitecek belki de önemsizleştirecek.Şu var ki gün be gün yaşanan ilklerin sevinci tarifsiz.
Aslında epeydir oturuyordu destekle ya da bir kaç saniye.
Dün  yerde oyuncaklarıyla oynuyor ve bana destekle oturuyordu.Telefonum çaldı,bıraktım.Evet kendi kendine oturmaya devam etti.
Tabi bir süre sonra devrilebiliyor ama yine de oturabiliyor.
Bakalım bir sonraki ilkimiz ne olacak:)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Demirsel mevzular-6 levellik Demir

0 kilometre işte.Her şeyi adım adım öğreniyor.
Gidecek çoook yolu var.Bir şey yaptığında duruyorum ne biliyor ki öğrenecek işte diyorum.Neler neler bilecek diyorum.
Çok hareketli bir bebek durmuyor yerinde.Emeklemeyemese de tam olarak istediği hedefe mutlaka ulaşıyor.
Adı gibi Demir öyle güçlü ki.
Aylar önce belirtileri başlayan dişten bir haber yok.Doktor demişti aylar sürebilir diye.Ben 5-6 aylıkken çıkarmışım.Eşim de 6-7 de çıkarmış sanırım.Diş konusunda anne-baba ne zaman çıkardıysa bebek de aynı zamanlarda çıkarırmış.Eninde sonunda çıkar da yarattığı sıkıntılar çok kötü.Uykuları bölünmeye başladı geceleri.Ağlayarak uyanmazdı ağlıyor geceleri.Tabi gündüz yaşadığı duygular da etken olabilir.Bebekler çok hassas,her şey etkileyebilir kırılgan yapılarını.
Bir bebekle empati kurmak çok zor.Çünkü hatırlayamıyoruz bebeklik zamanlarımızı.Ne düşünüyor,ne istiyor tam olarak diyerek onu doğru yorumlamaya çalışıyorum çoğu zaman.

Yeğenime de dedim o daha 6 level,hepsi kısım kısım ancak yapacak bazı davranışları birden bekleme.Çok hoşuna gitti tabi bir oyun sever olarak bu benzetmem,arada söyleyip gülüyor.

Gün be gün etap etap kendini geliştirip yapabilirliklerini arttırıyor.
7 level olunca evde rahat rahat gezinen Demir bakalım neler yapacak:)

Bir Doğum Günü Ardından

Neredeyse 1 hafta olacak ancak yazabiliyorum.
Doğum günü sabahı ilk sürprizim geldi.Kimden mi?
Kızlar sizi çok seviyorum çok çok teşekkür ederim...Çok düşüncelisiniz ve beni çok mutlu ettiniz.En yakın zamanda sizi ve bıdıklarımı görmek istiyorum güzel Yazım ve bir tanem Tibetin anneleri;)
Arkasından arkadaşım eve gelmiş beni bulamamış sürpriz yapmak için.Aynı tatlı meyve çiçeğim gibi kimse beni bulamadı evde o gün.Neyse ki annemdeydik.Canım arkadaşımla hasret giderdik bol bol kaynattık.
Uzun zamandır ertelediğimiz bir telefon konuşması yaptık ve mutlu olduk.
Ardından hediyelere boğulduk

Pastamızı üfledik dileğimizi diledik.
Bu benim anne olarak kutladığım ilk doğum günümdü.


Herkese çok teşekkür ederim...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ben bugün bir yaş aldım,oturdum bir şeyler karaladım


Aslında günlerdir içimde binlerce sayfa.Yazdım,yazdım,sildim beğenmedim bazı sayfaları,yırttım attım.
Yeni baştan yeni baştan aldım.
Ben bugün yeni bir yaş daha aldım.
Duyduğum haberler canımı yaktı,içimden durmadan ağladım.

Başa döndüm,bütün hikayelerimin başına.Nasıl büyüdüğümü düşündüm uzun uzun.Her zaman şükrettiğim gibi yine şükrettim beni çok seven anne,babam ve canım ağbim için.Evin küçük kızı olmayı ne çok sevdiğimi düşündüm.Seke seke yürüyüp sarı dalgalı saçlarımı oraya buraya atmayı ne çok sevdiğimi.Annemin benimle evcilik oynamasını.Babama beni kucağıma al dememi.Öyleydi ki ben m'lerin ve n'lerin yerini değiştiren bir çocuktum.Un kurabiyesini çok sevdiğimi bilen annemin her çarşıdan dönüşünde kese kağıdını uzatmasını.Ve bununla birlikte gelen minik hikaye kitaplarımı.Ağbimin silgilerini nasıl yediğimi,kalemlerini ısırdığımı.Babamın ağbime özel olarak yurt dışından getirdiği bembeyaz cetvelini nası boyadığımı.Bunun için saklandığımı ve sonucunda hiçbir şey olmamasını.Gündüzleri ayrı kutlanan doğum günlerimin akşamları da aile dostlarımızla kutlanmasını.Her doğum günüme annemin ayrı bir özen göstermesini.Kocaman kız olmama rağmen kocaman bir panda ayı ile kapıya dikilen babamı.Ağbimin mutlaka her doğum günümde hatıra defterlerime bir şeyler yazmasını.
Büyüdüğümü hatırlıyorum.Dostlarla kutlanan doğum günlerimi hatırlıyorum.
Ve sonra bir doğum günümde ilk defa yalnız kaldığımı,ailemden kilometrelerce uzakta olduğumu.Arkadaşlarıma da boş verin doğum günümü oturup vizelere çalışalım dediğimi.Akşamında müzik dinlerken çok ağladığımı ve bir anda arkadaşlarımın gelip hadi çıkalım demesini.Başka bir doğum günümde ise bütün gün telefon için beklediğimi ve ben çıktıktan sonra arayan sevgilimi.Ve tüm gece eğleniyor gibi yapıp,eğlenmediğimi.
Sevgilimin yaptığı doğum günü sürprizlerini.
Nasıl evlendiğimizi,nasıl eşim olduğunu.
Kızgınlıklarımı,ilk iş heyecanımı.
Hatalarımı,yanlışlarımı.
Sevdiklerimi düşündüm ayrı ayrı.Geçen yıllarda hayatı nasıl anlayıp kucakladığımı.
Ergenlik de üstüme gelen dünyayı yirmilerin başında nasıl salladığımı.Yirmilerin ortasında hayatını kurcaladığımı ve yirmilerin sonunda hayatı artık netleştirip anladığımı.
30lu yaşın bana annelikle gelmesini.Ve beni bir yerden bambaşka bir yere sürüklemesini.
Çok büyüdüğümü.
Bir canlıya hayat vermenin ne demek olduğunu.
Ve yıllar sonra Onun aşkı ile yanmayı.

Hani çok gibi dursa da,ben 30lu yaşları sevdim yetinmedim üzerine bir yaş daha ekledim.İçimdeki tüm sevgileri parlattım her gün için.Şükredince bencillik yapmıyorum ya dedim.Zamanı bir ileri bir geri sardım.Ama ben 30ları da sevdim.
Ve fark ettim ki ilk önce oğlum,eşim ve diğer sevdiklerim için dilek dilerken ve dua ederken kendimi bir yerlerde bıraktım.Sonra gözümü kapadım ve bir hayalimi canlandırdım.Daha fazla umut koydum içine.Ve olacağına inandım.

Ben bugün bir yaş daha aldım ve oturup bunları karaladım.Bu yaşıma umutları yakıştırdım.Hayatı kabullenip,kalbimi canlı tutmayı.

görsel

26 Nisan 2011 Salı

Düşüncelerim hastalandı

Ahh düşünmeyeyim diyorum.Gözümü kapıyorum aklıma geliyor duyduklarım.Düşünüp de sana ne faydam olur ki.Gözümü kapamayayım dedim.Baş ağrısı bırakmadı beni.Hasta oldum bir çeşit.Seni düşünemiyorum.
İsyan etmek doğam da yok.


Durum ümit ettiğimden kötü.Bir bildiği var Allah'ın.
Sana duamdan başka ne gelir elden.

Dua ediyorum bol bol,sabır için...

25 Nisan 2011 Pazartesi

ne denir ki

Günlerdir aklımdaydı arkadaşım.Aradım kaç defa son bir kaç gündür.Açmadı telefonlarımı.
Ortak bir arkadaşımızdan aldım haberini.Aylardır sevinçle beklediği bebeği erken gelmiş ve problemliymiş.Ulaşamıyoruz doğru düzgün haber alamıyoruz.
Haberi duyunca dünya üstüme üstüme geldi sanki.
Ne denir ki,tam açmıştım ki yeni sayfayı bir şeyler yazacaktım kaldım cümlelerim..

21 Nisan 2011 Perşembe

İnsanın kendisine sürprizi

Aklına bir şey takılmıştır,
Kitaplıktan bir kitap seni çağırmaktadır,
Zamanın hangi vaktinde koyduğun bu kitap arası güzellik seni beklemektedir,
Açarsın ilk sayfada görünce çiçeği hatırlamaz,sevinirsin,
Kendini de o an çok seversin,
Kendi kendine yaptığın sürprizi çok beğenirsin.

Bugünkü aklımla çocuk olsaydım



Bugünkü aklımla çocuk olsaydım neler neler yaparım diyorsanız,haydi buyrun bir de burada deyin.
Anne sözünde ödüllü 23 Nisan yarışması için buradan tık tık..
Ben çoktan gönderdim bile;))




19 Nisan 2011 Salı

aylar sonra el ele görüldüler


Pazar klasiği,annemlerdeyiz.
-Haydi uyudu,çıkıp işlerimizi halledelim.
-Bilmem çıksak mı?
-Oyalanmayalım haydi.

Aylar sonra el ele görüldülerrr deyince gülmeye başladık.
Demir olmadan dışarı çıktık,bir eksiklik var,çantamda da hafiflik.
Bir kahve molası,beraber kitaplara baktık.Biraz market alış verişi.

Çocuğu yanında yok diye özleyen anne baba olarak da çıkarıp çıkarıp fotoğraflarına baktık güldük,başka şeylerden konuşurken konu hep döndü dolaştı Demire geldi.

15 Nisan 2011 Cuma

Resmen baaa baaa diye heceliyor yahuu!

Bir kaç gün önce babasının kucağında baa baa deyince yanlış duyduk sandık.Tekrar baaa baaa dedi babası ile bakakaldık.Sonraki günler anlamsız şekilde heceler devam etti.
Taaaa kkiiiii az önce mamasını yedirene dek (evet pirinç unlu mamaya da ayın 12si itibari ile başladık) baaaa baaa diyerek ağlamaya başladı.İlk anne demesini beklemiyordum zaten ama yine de Demire demekten alamadım kendimi baba demek haaaa oğlum baba demek:))
Bebekler bir şeye yoğunlaşınca rüyalarında bile görürmüş ya bizimki de 2 sabah önce gözünü açmadan ayağını ağzına götürdü uyanmaya çalışırken.Babası ile epey güldük.O da gözlerini açar açmaz bizi karşısında öyle gülünce gülmeye başladı.
Tabi böyle gülerken ağladığımız zamanlarımız da oluyor.Dün akşam uykusundan ağlayarak uyanan Demir çok zor sustu.Dişlerinden ötürü olduğunu düşünüyoruz.Diş etleri çok sıcak,yanıyor sanki.Jel ve soğuk diş kaşıyıcı ile masaj yapınca biraz iyi oldu ama zor sakinleşti.Dört gözle dişin çıkmasını bekliyoruz.
Ama ben hala şoktayım işte baaa baaa dedi yahu.Kameraya da çektim delil de var elimde.

12 Nisan 2011 Salı

Demir 6 aylık oldu

Uzaylı dost pijamamdan görüntülerle 6 aylık olduğumu duyuran annemi gün be gün daha mı çok seviyorum ne?Birbirimize yuvarlanıp annemin çılgınca bağırmasına ben de çılgınca eşlik ediyorum.Annem bir yandan ben bir yandan yuvarlanıyoruz ve yüz yüze gelince annem seni,seni,seni çoooooook seviyorum deyince kahkaha atıyorum.
Cuma günü geri geri gidince annem şaşırdı,iyi ki yanındaydım seni yatağın tam ortasına bıraktım sen kenarına gelmişsin dedi.Anneannem de gördü geri geri gitmemi.
Annem hedefler koyuyor karşıma ne yapıp ne edip ulaşıyorum.Bazen yuvarlanıyorum,bazen sürünüyorum.
Oyuncaklarımı yere atmaya bayılıyorum annem yer çekimini mi kontrol ediyorsun diyor bana,yer çekimi ne demekse?
Babam beni omuzlarına alıp evde geziniyoruz ya bayılıyorum!Anneme de tepeden bakıp gülücükler atıyorum.O arada boş durmayıp babamın saçlarını çekiyorum.Saç deyince galiba annemin saçlarını fazla çekiyorum,hep bu dişim yüzünden ben de çok sıkıntı duyuyorum.Hala dişim çıkmadı.
Bazen ilk defa gördüğüm kişileri yabancılıyorum.Ağlamaya başlıyorum ama zaman geçince alışıyorum.
Kendi dilimce bir şeyler söylüyorum annem kaptan mağara adamım benim diyor.Anlatıyorum anlamıyor mu acaba?
Annemin çıkardığı ilginç seslere çok gülüyorum.
Annemle babamın elinde ne görsem almak istiyorum,farklı şeyler görmek hoşuma gidiyor.İncelemeye bayılıyorum.
Anneannemi,dedemi ve kuzenimi görünce sevinçten çıldırıyorum.
Demir

Hamileliğimden önce anne dur hayatını yavaşa al dedin.Yavaşlat kendini,hayatın sesini duy der gibiydin hamileyken de.Şimdi seninle hayatın sesini daha iyi duyuyorum.
Bir insanın büyümesini görme mucizesini yaşıyorum.
Çok kısa süredir anneyim ve bu cümlelerle toz pembe dünyada gibi miyim?
Elbette masal diyarında değilim.Anne oldum diye başım göğe de ermedi.
Bu hayat toz pembe olur mu?Hele hele bir annenin iç sesi susar mı?
6 aydır anneyim,6 ayın her günü farklı sorularla içimi kurcalıyorum.
İşte o sorulardan bazıları hayata öyle farklı bakmamı sağlıyor ki.Ben iyi olacağım,olumlu olacağım ki öyle bir evlat yetiştireceğim.
Çünkü minicik bir bebek bile hissediyor her gerginliği.İfadesi değişiyor.
Elimden geldiğince iyi olacağım.Elbet isyanlarıma da denk gelecek,kızgınlıklarıma da.
Annesinin her halini bilecek ama hani bir gün annem umut dolu biriydi hep,bana da o öğretti umutlu olmayı desin.
İçimi titreten bir ateş sanki,aşk gibi.
Seni çok seviyorum oğlum,nice ayların,nice yılların olsun!

Annen




11 Nisan 2011 Pazartesi

Değişen

Değişen aslında olaylar,durumlar değil aslında.
Çok uzatmayı sevmiyorum,ne küslükleri,ne hüzünlü ruh halini.
Geçen zaman diliminde değişen sadece benim düşünce şeklim.Haydi diyorum kendime dünya bu,eldeki en değerli an şu an.
İyi düşün,olumlu düşün değiştir ruh halini.
Beklediğin dosttan haber de gelmemiştir,o anki durumlar da değişmemiştir.
Yaş aldıkça bakış açım bu oldu.Dur kendine gel,zaman kısıtlı.
Hayatta neler oluyor demek bencillik belki ama olduğunu kabullenip keyfini çıkarmak,anlamak hayata şükür etmenin bir yolu.
Ne kadar zamanın kaldığını bilmiyorsun ki?
Tek garantin şu an.
Onu da hor kullanma diyorum kendime.

İşte böyle değişen zamanlarda hep güzel bir haber alıyorum gelişmeyi bekleyen.Umarım sonuç iyi olur.


7 Nisan 2011 Perşembe

Ben bugün bahar kokusunuı kalbimin taa içlerine davet ettim


Bütün olumsuz haberleri elimin tersi ile ittim.
Uzun zamandır takmadığım siyah beyaz yüzüğümü taktım ve ona eşlik eden bluzumu giydim.Olmaz diye giyemediğim dolabın bir köşesine terk ettiğim pantolonu da giyince ohh dedim.
Kafam ağaçlarda yolda yürürken açan çiçeklerle başımı döndürdüm.
Çok sevdiğim elmalı kurabiyelerden yedim.
Çok  çay sevmesem de çok güzel demlenen çaydan iki bardak içtim.
Bir bebek ve bir çocuğun nasıl iletişim kurduklarını gözlemledim.
Bir baktım ki Demirin şapkasının içine bahar yaprakları saklanmış,hiç şaşırmadım.

Akşama bir telefon aldım,içimde uzun zamandır sorduğum sorulara,cevaplar aldım.Ve kendime kızdım neden aramadım diye.Öyle güzel bir başlangıç yaptım ki belki aylar sonra göreceksiniz siz de.

görsel

6 Nisan 2011 Çarşamba

mendil

Acaba doydu mu?Rahat uyuyor mu?Üşüdü mü?Terledi mi?Üstü ince mi?Burnu mu akıyor?Ah başını hızlı mı çarptı?Dişi ne zaman çıkacak?Canı çok yanıyor mu dişi çıkarken?
Yeni bir şeyler öğretebiliyor muyum?İyi bir insan mıyım?Ona iyi örnek olur muyum?
Bu sorulardan dahası da var içimde.Eminim daha da eklenecek gün be gün.
İçimde bir ip,ipte asılı bir mendil.Mendil durgun havada bile hafif hafif sallanıyor.
Sürekli pır pır ediyor.
Anne olmak içinde hep dalgalanan bir mendille yaşamakmış.

5 Nisan 2011 Salı

ilk elma ve ilk yoğurt

3 nisan pazar günü ilk elmasını yedi Demir.
Ek gıda konusunda ufak başlangıçlar yapmak istedim ve bugün de yoğurt verdim.
Demir yediklerinden çok kaşıkla ilgileniyor.Kaşığı alıp kendi yemek isteyenlerden olacak belli ki.
Gerçi şu anki kaşık aşkı diş kaşımak isteğinden daha çok.
Bakalım neleri sevecek neler yiyecek?
Biz yemek yerken bizi dikkatle takip ediyor.Anneannesi tatsın diye yerken sularından veriyor arada sırada.
Önümüzdeki aylarda bakalım neler olacak?

hani


Sitem etmesem de ettim işte,sen sitemi sevmesen bile.
Hatırlatmak istedim kendimi,buna rağmen yalnız bırakıldım canım dostum
Dostluğunu özlediğim zamanlarda çok çok yalnız hissediyorum kendimi.
İnan kendime kızıyorum,sana da değil,çünkü suçu birilerine atma evrelerini çoktan geçtim.
Ben de hata ki,böyle.
Her şeye alışıyor insan ama insan dostunun neşesini de özlüyor,sohbetini de.
Sorarım sana sen nasılsın bu kadar zamanda?
Bana sorarsan,
Anlaman için yaşaman gerek......

görsel

1 Nisan 2011 Cuma

Bir minicik kız çocuğu bak duruyor hala

Yazıyorum,yazıyorum aslında ne çok şey yazıyorum, beynimde hepsi.
Bloğa zaman bulunca unutur gibi yapıyorum.
Gecenin üçü mü yoksa sabahın üçü mü desem,düşünüp duruyorum.
Bir çok cümle eski,yeni.
Kendime gülüyorum.Birini duydum 30 yaşındayım dedi.AA dedim yaşı varmış.Sonra kendime sordum sen kaç yaşındasın ki?Alışamadan 3 lü yaşlara yenisi geliyor,pek yakında.
Bir de demiştim ki girerken 3lü yaşlara davulla zurna ile gireceğim.Neredeeee en az mide bulandıracak pastayı bulup getirdi sevgili.Pastamı hala konuşuyor yiyenler.
O zamanında ne güzel doğum günü sürprizleri yapardı.Bir keresinde 20 sene önceki doğum günü video kasedini almış annemden cdye kaydettirmiş.Pasta kesilmeden önce durun dedi.O kasetten olan kişilerin bir çoğu da doğum günümdeydi.Onlara da zaman tünelinde yolculuk oldu.Ağladım tabi küçücük doğum günü kızını izlerken.
Aklıma bu şarkı geldi şimdi.