12 Nisan 2012 Perşembe

Demir bugün 18 aylık oldu

Yupppiiii 1,5 yaşındayım ben,soran olursa şu kadar aylığım dediğimde kafaları karışabiliyor.Ne güzel hem büyüdüm hem de düz hesap 1,5 yaşındayım artık:))
Söylediğim kelimeler artık boyumu aştı.Ama cümlelerle daha işim yok benim.Kendimce derdimi anlatmaya çalışıyorum.Galiba en iyi annem anlıyor beni.
Meraklı bücür olmaya devam ediyorum.
Duygularımı daha fazla belli eder oldum.Sevdiğim insanlara içimden geliyorsa o an mesela gidip sarılıp,öpüyorum.Kızıyorsam da öfkemi de gösteriyorum.Artık tepkilerim daha açık ve anlaşılır.
Gezmeyi çok seviyorum.Atta demeleri yeter hemen çıkmak istiyorum.Bazen yürümek istiyorum dışarıdayken bazen annem ya da babağımın kucağında olmak istiyorum.Kendi arabamla hala aramın iyi olduğu söylenemez.Annemler de alıştık artık pek almıyorlar bile yanlarına.Geçen günlerde beni oyuncak arabalara bindirdiler o kadar çok hoşuma gitti ki.Yine götürürler umarım beni oraya.
Annemle geçen gün evimizin arkasındaki parkta oyun oynadık uzun uzun.En çok tahteravalliyi sevdim.Salıncakta sallanmayı unutmuşum binmek istemedim.
Kitaplardaki hayvanları bulup söylemeyi,anneme göstermeyi çok seviyorum.Uyku öncesi genelde uyku kitabını okuyoruz.Annemin şişşşşştttt miyavlama güzel kedi demesine hep gülüp eşlik ediyorum.Ben de şişşşttt diyorum.
Uykuya dalmam hala zor.Son günlerde özellikle zorlanıyorum.Annemi de çok üzüyorum sanırım.Çaktırmıyor ama üzülüyor.Geçen gün biraz huzursuzluk çıkardım.Dayanamadım gittim öptüm sonra onu.
Ayo ya da alo diyerek elime bir şey alıp telefonla konuşur gibi yapmayı çok seviyorum.
Dansla,müzikle aram hala iyi.Müzik duymayayım hoşuma gittiyse başlıyorum hemen oynamaya.Son günlerde de Benim Annem Güzel Annem ninnisini dinleyerek uyumayı çok seviyorum.
                                 Demir

Dün akşam uyumayan Demir ile salonda baş başaydık.Üstüne varıp,inatlaşmak istemiyorum elimden geldiğince.Durumu anlatıp,bekliyorum.Ya da ilgisini başka yöne kaydırıyorum.Uyku konusunda ısrar etmedim.Loş ışıkta gölgesini gördü.Son günlerde gölgesini görüp takip ediyordu.Anne,Demir diye bizim gölgelerimizi gösterip hareketlerimizi inceledi.Sonra kendisi uzun  uzun inceledi gölgesini,oynadı falan.
O an kafamda yine bir şey dank etti.Anlamak için zaman gerekiyor.İncelemek gerekiyor.Sabır gerekiyor.Öğreniyor işte.Bilmediği bir çok şey var.Yeni öğreniyor.Böyleyken ondan bazı şeyleri beklemek ne kadar yanlış olur.Öğrenecek işte kendi başına.Orada durdum onu inceledim.Sıkılana kadar baktı gölgesine.Ama yine de ona garip geliyordu.
Gözlem yapıyor işte.Tıpkı babasının masaya koyduğu fincanı alıp mutfağa götürüp,mutfak tezgahına uzanıp bırakması gibi.Gözlemiş bizi,boşalan bardak,fincan götürülür.
Bilmez,görmemiştir dediğimiz şeyleri bile görüyor.O halde dikkat etmeli işte.Yaptıklarımıza,söylediklerimize.
İyilikleri ve güzellikleri öğrenmeni istiyor işte anne kalbi oğlum.
Son günlerde annenin kalbi çok yoruldu oğlum ama sayende hayata dört elle tutundu hep.Dokunduğun hayatımı güzelleştiriyorsun ya içimin gülen yüzü,senin de hayatını hep güzelleştirenler olsun..

Seni bu dünyada benden fazla seven yok derken kendimden korktum belki geçen gün.Ama öyle işte...

Annen


10 Nisan 2012 Salı

Yenilenme zamanı

Yenilenen bir kalp,
Yenilenen bir deri,
Yenilenen bir yaş,
Yenilenen düşünceler,


şimdi yeni şeyler söylemek lazım...

7 Nisan 2012 Cumartesi

Hepsi geçecek



Bir anda enerjim yüksekken bir anda yerlerde sürünüyor.Bir şey yapmak gelmiyor içimden.
Hepsi geçecek biliyorum.Sürekli bunları söylüyorum.
Bugün hastaneden çıkamayacak babamlar,pazartesine kaldı.Hayırlısı ile bir çıksalar.
Yemek yapmak istemiyor,yemek yemiyorum mesela bazen bugünlerde.Bazen de saçma sapan şeyler yerken buluyorum kendimi.Evin minik insanı için bir şeyler yaparken kendim yemeyi unutuyorum.Ya da karbohidrata hücum ediyorum.Şu an diyet falan düşüneceğim en son şey içine girdi.Bir çok şey gibi.
Elimdeki yanık feci bir hal aldı.Su topladı,patladı falan derken dehşet durumda şu an.O da geçecek biliyorum.
Her şey gibi.Geçmesini istediğim bir çok şey gibi.
Hepsi geçecek....
Neyse ki böyle bir minik insan var ki evde beni güldürüp,kafamı dağıtıyor..

5 Nisan 2012 Perşembe

Bir önceki gece babamın çok ağrısı olmuş.Babam hiç uyuyamamış dolayısı ile annem de seferber olmuş çok zor bir gece geçirmişler.Sabah da makineler sökülmüş ve yürütmek istemişler.Çok zorlanmış ve yorulmuş,öğleye doğru yanına gidince çok yorgunum dedi ve uykuya daldı.Ben gelmeden önce ağlamış.Bunu duyunca bittim.Çok çok kötü oldum.Annem de çok yorgun.Babam o kadar hassas ve saygılıdır ki eşinin yanında bile rahat edemez.Dolayısı ile yanında annemden başka kimse kalamıyor.Babam iyileşsin çabucak diye dua ederken,annem de hasta olmasın diye dua ediyorum sürekli.Çünkü eve geçince de ayrı bir bakım olacak.Cumartesi günü belki çıkabilir babam hastaneden.
Dün arayıp da sesimi duyan herkes beni merak etti,sesim çok kötü geliyor diye.Ama bugün çok daha iyiyim.Sabah babam aradı beni,ilk defa telefonu eline aldı ve kızımı arayacağım demiş anneme.Demiri merak ediyor babam çokça.Aralarında müthiş bir bağ var onların.Hayırlısı ile bir iyileşsin de bu görüşemedikleri zamanın acısını da çıkarırlar.
Bugün daha iyiyim,arayan,dua eden,iyi dileklerde bulunup yorum bırakanlara herkese çok teşekkür ediyorum.
Kafamda elli bin düşünce varken buralara kaçmak bir kaç satır yazmak nasıl iyi geliyor bir bilseniz.Sanki karşımda bir sürü dostum var da konuşup da konuşuyorum.
Böyle anlarda bütün yaralarım çok açık oluyor.Çok çok hassaslaşıyorum.Belki de kaşımamam gereken yaraları da kaşıyorum.Kendi canımı da yakıyorum.İnsanları suçlamayı bırakalı beri kendime oldu bütün suçlamalarım.
Çok gereksiz böyle zamanlarda bunları düşünmem diyerek sabah babamdan aldığım telefonla kafamdan attım hepsini.
Sonra dedim ki insan bu yaştan sonra da bu hayalleri kurar değil mi dedim kendi kendime.Çoğunuz ne var ki yaşında diyeceksiniz ama gönül bazen çok çok şey istiyor işte...

3 Nisan 2012 Salı

Şükür..

Babam dün ameliyat oldu ve ameliyatı iyi geçti.Dün akşam saat dokuz gibi uyandı ve bu sabah yoğun bakımdan odasına alındı ve durumu iyi.
Zaman bir kaplumbağanın sırtında ilerledi dün,geçmek bilmedi.
Neyse çok şükür ki iyi.
Çok tuttum kendimi ağlamayacağım dedim.Hatta sabah girmeden babam gelin öpeyim sizi deyince ağbimle bana o an bile boğazıma bir düğüm attım.Benim hakkım sizden yana helaldir demez mi?Düğümü daha da sıktım.Çıktık odadan,nefes almak zorlaştı.Ağbim merdivenlerden inerken koyverdi kendini mutlaka.Biz asansörle indik.Ben hala katı haldeydim.
Epey bekledim ameliyat 5 saate yakın sürdü.Uzun süreceğini bildiğimiz için eve döndüm.Demir uyumuştu,uyuyunca beni görsün diye döndüm.Sonra amcamlar geldi.İşte o zaman oldu olan.Çay verirken Demir atıldı,Demire gelmesin diye ben atladım .Demir korktu başladı ağlamaya.Ben daha da çok korktum ona bir şey oldu diye.Neyseki üstü kalındı ve bir şey olmadı.Ama onun ağlamasına ben daha da fena oldum.O bir patlama oldu ve başladım ağlamaya.Ağlamadığım zaman için de ağladım.Ama yine de çok ağlayamadım.
Sonradan susunca ikimizde elimin yandığını gördüm.4 parmağım yanmış meğerse anlamamışım acımı.
Ama ağlamam lazımmış diyorum.Her şeyin acısı geçer.Yeter ki sağlık olsun...

Babam iyi olsun

31 Mart 2012 Cumartesi

Bu kelimeler daha önce hayatımızda yoktu

Anjiyo,bypass..

Dün babam anjiyo oldu.Anjiyo sonucu 2 damarının tıkalı olduğu ortaya çıktı.Pazartesi günü bypass olacak.
Bu kelimeler daha önceden hayatımızda yoktu.Birden bire bu hafta hayatımıza giriverdi.

Arayan soran herkese,dua eden,edecek olan herkese teşekkürler.

Şimdi en çok duaya ihtiyacımız var.

29 Mart 2012 Perşembe

Hayat işte...

Bundan 2 gün önce gerekli gereksiz bir sürü şey düşünürken şimdi aklımda neredeyse tek şey var.Babam 1 haftadır düzenli tansiyonunu ölçtürüyordu.Bir de kan testi yapıldı.Kolestrolü biraz yüksek çıktı.Doktor ekgsinin çektirilmesini söyledi.Ekg sonucu da anjiyo kararına varıldı.Yarın anjiyo olacak.Bir anda duyunca üzüldük,inşallah bir şey çıkmaz diye dua ediyoruz.Ama dedem kalp krizi sonucu hayatını yitirdiği için aileden gelen bir kalp mirası var.
Ağbim yurt dışında,annemler arayıp söylememiş.Ben de söylemeyecektim nasılsa bugün gelecek diye.Ama bir anda programı değişir oradan başka yere geçerse özellikle bana neden söylemedin diyeceğini iyi biliyordum.Uzakta olana bir anda söyleyince panik  yaratmış oluyor insan böyle anlarda.Her ne kadar telaş etme dense de.
Şimdi faranjitten de sesim kısık konuşamadan,boğazıma da sanki bir fil oturmuş gibiyim.

27 Mart 2012 Salı

Yüzümü size çeviriyorum



Bahar aşığı olmak böyle bir şey.Güneş gördün mü hemen selamlaşmak,güneş var diye hemen sarmaş dolaş olmak.Sonrasında ince giyinmenin bedeli boğaz ağrısı falan filan.
Ama bütün kış bunu beklemedik mi?Hepimiz bu kış baharı çok özlemedik mi?Havalar sanki briden ısınacak da hemen yaz geliverecek gibi de hissediyorken insan kaçırmamalı güneşi,ağaçlarda pıtırak açan çiçekleri,yer yüzünün en basit ama en güzel papatyalarını.
Markete gitmek için bile bahaneler yaratıp çıkmalı evden ya da öğle tatilini 10 dakika daha uzatıp biraz yürümeli.İyi gelir her şeye işte bu bahar güneşi.

Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum.
Belki de kim diye sorsalar beni
Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı.



E. Cansever

26 Mart 2012 Pazartesi

Bilsem de yine öğrendim işte...




Şükür ki soğuk algınlığı geçti Demirin dişler de pırtladı.3 deli uykusuz gece geçirdik.Nihayet dün gece güzel uyuduk.Her diş çıkarmada en az 3 deli uykusuz gecemiz var bizim.Alıştık artık.
Cumartesi çocukluk arkadaşımı gördüm ya,nasıl sevindim.Mutlu oldum,o benim kalbimin kıymetlilerindendir her durumda.
Sonra dün bir kez daha bir kez daha öğrendim,başkasının ayakkabılarını giyip yürümek gerek diye.Bazı durumlarda alt alta sıralarız karşımızdakine kızıp,sitem etmek için.Ama sonra anlatınca kendini of diye belki kendimize kızarız.O zaman bir kere daha bir kere daha dersin kendine.
Başkasının ayakkabılarını giyip yürümek gerek diye.Bugün bu sözü unutmayayım,unutmayalım.
İyi haftalar olsun hepimize,güzel haberlerle gelsin en çok bekleyenlere,şifalar versin hastaları olanlara..

22 Mart 2012 Perşembe

İyi ki sabahlar var

Sabahın üç buçuğunda uyanmış olabiliriz,bir çoğunuzun uyandığı saat yedide yatmış da olabiliriz.Biraz erken uyumak,dişler,hastalık uykumuzu kaçırmış olabilir.Diş zamanı parçalı bulutlu uykulara alışığız.Ama bu kadar uzun süreli epeydir gece vakti/sabah vakti pek durmadık.
Toplam uyku sürem beş buçuk saat olup sadece iki buçuk saati kesintisiz olabilir.Henüz kahvemi bile içmemiş olabilirim.Daha bir dolu olumsuz cümle de kurabilirim.
Ama iyi ki sabahlar var.Gecenin tüm olumsuzluklarını silip süpüren.Uykuya dalarken kendini uyandıran minik insan ve uyumadığı için uykusuzluktan bitap düşen anne ,masaya oturur.Gülücüklerle kahvaltıya başlar.Minik insan kiraz domatesin suyunu zevkle içer.
Anne de iyi ki sabahlar var der.
Gece uyumaya çalışan oğluna bakıp neden geceler var,insanlar uyusun diye bir dolu düşünceye dalmışken düşündüğü gibi.
İyi ki sabahlar var.
Her karanlık geceden sonra geldiği gibi.

21 Mart 2012 Çarşamba

Dişler mi,soğuk algınlığı huysuzluğu mu yoksa terrible 2 mi?

1 haftadan fazladır burun hor hor çeşmesi,bir de öksürük eklendi.Doktor ciğerlerde,kulakta sorun yok dedi.Faranjit başlangıcı dedi.Yeni ilaçlar verdi.Ahh o şurubu nasıl zor içiyor.Elimde kaşık,halılar şurup oldu.(Halıların olmadığı leke kaldı mı doğrusu?)
Alt azılar da pırtlamış.Zaten üst azılar bir kaç hafta önce teşrif ettiler.
Bu bir haftadır huysuzluk diz boyu.Olur olmadık şeyler istemeler ve hemen akabinde ağlamalar.İlacın da etkisi olur dedi doktorumuz.Evet santral sinir sistemine etki ediyor özellikle öksürük şurupları.Neyse ilacı değiştirdi doktor da acitasyon kısmı geçti sayılır.Sayılır diyorum çünkü hala ağlamalar,huzursuzluklar söz konusu.2 yaş sendromu için erken ama bazen 1,5 yaş civarı da başlayabilirmiş.Umarım daha başlamamışızdır diyorum.
Sıkıldığı an dışarı çıkarıyorum hatta sıkılmasına bile fırsat vermeden.Çünkü Demir de gezmeyi seviyor.Benim hadi çıkalım dememe gerek yok.Bu sabah gözlerini açtıktan ve anne dedikten sonra ilk dediği şey atta oldu.
Biz bu güzel havada yine bir atta yaparız artık.

20 Mart 2012 Salı

Baharla gelen diyet




Son bir iki aydır ben de başlayacağım şöyleydi,böyleydi diye diye bu zamana geldim.Sibelciğim 2 hafta görünce artık başlayacağım dedim.Sibelim bak ancak 2 haftada başladım keşke daha önce görüşseydik.Hayatım boyunca diyet yapamadım.Başlar gibi oldum caydım.Yemeği zevk için yiyenlerdenim.Sofra keyfine bayılırım.Hele sohbetlerine..
Hamile kalmadan önce kilo vermek istedim fakat olmadı,ama o zamanlar spor yaptığım için vücudum gayet sıkılaşmıştı ve bir kaç kilo da vermiştim.Ama yine de son 2-3 yılda aldığım kiloları bir türlü verememiştim.Hamileliğimi de bilenler bilir.İlk aylar bir şey yemem mümkün değildi 74-75 kilodan 70 kilolara düştüm.Hamileliğim boyunca da verdiklerimi de işin içine katarsam 70 kilo üzerine ancak 14-14,5 kilo aldım.Doğuma girerken 84,5 idim.Hastane çıkışı 80 civarıydım.İlk aylarda rahat rahat 75-76lara indim.Sonuç olarak şu an Demir 17 aylık ve ben de 68-69 arası değişiyorum.Boyum 1.75 civarı.
Şimdi bütün ölçülerle kendimi ifşa ettim mi ettim.Buraya da yazdım mı diyetteyim diye yazdım.Çünkü söz vermiş gibi düşüneceğim bir şekilde,mecbur hissedeceğim,sonuç merak edenlere sonuç bu diyeceğim.
Herkesin bir yemek zaafı var.Benim de tatlılar,özellikle sütlü tatlılar,kekler,kurabiyeler ve bazı abur cuburlar.Ekmek yeme deseler hayatım boyunca ekmek yemem ama tatlı deyince dururum şöyle bir.Ama işler değişti.Artık kendime dur dedim.Buna diyet dersem kendimi kasıcam biliyorum.Sağlıklı yemek yeme stilini benimsiyorum diyorum bugün itibari ile.Yemek yemeyi abartmam,hatta yediklerim çok sağıklıdır.Ama kekler,abur cuburlar kısmını çıkarırsak.
Belli bir programın var mı  derseniz şu an yok.Bakalım böyle bir sonuç alamazsam bir liste ve bir diyet programına başlayacağım.
Bu satırları yazarken 3-4 kuru kayısı yedim mesela.Öncesinde içtiğim kahve de süt,şeker yoktu.Hele hele yanında çok sevdiğim waffelardan da yoktu.
Demir de annesi gibi tatlı seven bir çocuk.Hafta sonu kahvaltı yaptığımız yerde tatlıları göstermesi süperdi.

16 Mart 2012 Cuma

Up All Night

Yeni diziye başlamayayım dedim.Çünkü sevdiğim dizileri bile zor vakit bulup izliyorum.Filmleri ise bölük pörçük izlemek pek de cazip gelmediğinden kısa zamanlı diziler favorim oluyor.Hani bölünmeden,Demirin şekerleme zamanlarında.
İsim bize çok yakın,konu desen o da öyle.Bugün izlediğim bölüm de yer alan dialog ise ayrı bir güldürdü beni.


Bebekleri bu arada 6-7 aylık :)






15 Mart 2012 Perşembe

Ben hep...

Dün gece saat dokuz sularında uykudan gözlerimi açamıyor,oturduğum yerde uyukluyordum resmen.Tek gözümü açmaya çalışırken diğeri ısrarla kapanıyordu.Gece uyandım ki açmaya çalıştığım gözüm ağrıyor.O ağrı tüm gün şiddetle devam etti,baş ağrısına dönüştü.Sanki beni yere mıhladı.3 minosetle ancak geçti.
Şimdi şu koltukta uyuklayan ben değilim gibi uykuya yanaşmıyor,uykuyu bile hatırlamıyorum.Uyumasam uyumam.
İşte ağrı gitmişken beynimi rahatlatıp,kötü şeyleri atmaya çalışıyorum.
Aslında herkes gibi benim de güzel şeyler olmasına ihtiyacım var.Hem de çok.
Ben hep böyle umutla doluyorum bazı anlarda,umutlar ve hayallerle neden olmasın diyorum.
Ben hep birden düşecek gibi olup çıkıyorum.

Ben hep beklemek istemiyorum...


14 Mart 2012 Çarşamba

Baş ağrısı mı yoksa başkalarının yürek ağrısı mı?

Yazacak yeni,kitap,dizi varken yazmak içimden gelmedi pek şu an.İki gündür başım çatlıyor ağrıdan.
Ağrı kesici biraz hafifletse de tamamen geçmedi.
Kafamı kurcalayan çok şey var bunların da etkisi var.Bir de dün ufak bir işim vardı.Dışarı çıktım ve dondum.Sanırım kendimi fazla sıktım soğuktan ama bana yetti.Ve tarihte olanlar,tarihe yazılanlar,zaman aşımına uğrayan davalar onlar da canımı çok sıktı.
Bir kaç sene evvel Sivasa gittiğimde gördüm ben Madımak otelini.İçimin nasıl acıdığını ve nasıl kötü olduğumu şu satırları yazarken bile hatırlayıp üzülüyorum.Sivas kaldığım 2 gün boyunca üstüme geldi sanki.Artık geçmişin izleri ya da başka şeyler.İş için gitmiştik arkadaşımla.Ve o da kötü olmuştu yaşananları düşününce.Bir de İz Tv de belgeselini izledim.İzlemediyseniz izleyin,ben o günle ilgili bilmediğim bir çok şeyi öğrenmiştim.
Adaletin gözlerinin bağlı olmasını adaleti kör etmek için olduğunu sananlar var maalesef...

12 Mart 2012 Pazartesi

Demir 17 aylık oldu



Bugün 17 aylık oldum ben.1,5 yaşımdayım dememe 1 ay kaldı.Hoş ben sadece canım isterse biyy deyip parmağımla bir yapabiliyorum ama olsun.
Aylar önce yürümek gibi bir derdim yokken şimdi de konuşmak gibi bir derdim yok.Canım isterse bir çok şeyi tekrar edip söyleyebiliyorum.İhtiyacım olduğunda anne,babayı çok kullanıyorum.Bir de dede,sevdiğim şeylere de dede diyorum.Dedeme de dedeeeeee diyorum.Kuzenime aylardır Ba diyorum.Aslında ismi Batıkan.Ama ben Ba diyorum.Balona da ba diyorum.Böyle kısaltmalarım da mevcut.Dün annem mama yedirirken çok sıkıldım ve yemem dedim.Babam da annem de şaşırdı tabi.
Annem çok tv izlememi istemiyor.Reklamlar ilgimi çekerken son favorim Sid ile Bilim.Kumandayı uzatıp sssiiiii diyorum anneme.Ona izin veriyorlar.Hatta benim için programı kaydediyorlar.Arada Pepeye de bakıyorum.Onun dışında gündüz annemle müzik dinliyoruz.Çoğu zaman annem de benle oturup Sidi izliyoruz.Galiba annem de Sidi çok seviyor:))
Mutfak araç gereçlerine olan sevdam hala geçmedi.Bütün kepçeyi,süzgeci toplayıp evi turluyorum onlarla.Annem sürekli onları yıkamaktan usanmış sanırım.Ama ben oynamaktan usanmadım.
Anneme bilgisayar başındayken artık rahat vermiyorum.O sandalyede iken koltuktan yanına çıkmaya çalışıyorum.Benim de ilgimi çekiyor tabi sürekli tık tık.Ben de başına geçtim geçenlerde annem mutfaktaydı bir geldi sandalyenin üstündeyim.Tabi kadıncağız şokta.Ondan sonra da beni bırakmamaya başladı yalnız.Ben sandalyenin tepesine çıkıp annemin de bilgisayarına geçip tiki tak tiki tak yamaya başlamıştım,sırası mıydı anne gelmenin?
Annem dans etmeyi sevdiğim için bana Arthurun müzikli bir kitabını aldı.Müziklerini açıp dans etmeyi çok seviyorum.
Arabalarla da yavaş yavaş oynamaya başladım.
Kendimden büyük çocukları çok seviyorum.Onlara sarılmak istiyorum bazen.Bazen de oyuncakları hiç paylaşamıyoruz.Oyuncakları alıp kaçıyorum mesela.
Kaçmak deyince almamam gereken bir şeyi aldığımı gören annemle şakalaşmak çok hoşuma gidiyor.Anneme bir bakış atıyorum bakkk elimde ne var gibi.Sonra koşmaya başlıyorum.İstiyorum ki kovalamaca oynayalım.
Dışarı çıkmaya bayılıyorum.Sıkılınca anneme atkımı,beremi getiriyorum.Hadi artık çıkalım diyorum kendimce.Sonra kapıyı gösteriyorum.Zaten bana  gezmeye gideceğiz bugün demeleri ile benim atkımla beremi getirmem bir oluyor.Attaaa demeyi de öğrendim çoktan.Artık ne demekse.
Bir evden çıkarken,minibüsten inerken,bir mağazadan ya da marketten çıkarken mutlaka geride kalanlara dönüp el sallayıp baaayy baaaayy diyorum.Mağaza demişken kitapçılarda vakit geçirmeye bayılıyoruz annemle.

                                                                                                                     Demir
Geçen gün aldığım minik deftere not düşmüşüm.Uyutmaya çalışırken Demiri saçlarını okşuyordum.Bıraktığım an Demir alıp tekrar elimi saçlarına getirdi.O an öyle şaşırıp mutlu oldum ki.Uyumaya zor geçen bir bebek oldu Demir her zaman.Uykuya dalarken kendini uyandıran bir bebek.Anne olarak en çok zorlandığım konulardan biri bu oldu.Ama geriye doğru dönüp baktığımda rahat olduğum her anda daha rahat uyuduğunu gözlemledim.Ama anne olarak vakitli uyusun istiyorsun.Uykusunu alsın istiyorsun.O uyuyunca sana zaman kalsın istiyorsun.Bunları isterken stres yapıyorsun.O zaman işler değişiyor.En güzeli rahat olmak.Aynı saatlerde uyumasın,zorlamayacağım dediğim her gece kolay uykuya geçti.Ama yok uyusun geç oldu dediğim her gece de gereksiz boğuştuk uykuyla.İşte rahat uyusun dediğim anlardan biriydi saçlarını okşarken uyudu.Seni kendi doğanı bozmadan büyütmek derdim.Aklından neler geçiyor diye çok düşünüyorum bazen.Öyle ki bir anda aklına bir şey geliyor mesela mutfağa gidiyorsun.Bak minicik adam neler düşündü şimdi diyorum.
Her an dua ediyorum ve öyle anlar var ki o anlarda kat be kat dua edip şükrediyorum.Sarılıp arkama pı pıt vurman.Bir anda ben otururken gelip dizlerime başını koyman.Nasıl mutlu oluyorum o anlarda.Çünkü ben hep sevgisini belli eden bir çocuğum olmasını istedim.Dilerim her zaman sevgini böyle belli edersin..

                                                                                                          Annen

Ben 12yi çok severim



12ler anlamlı benim için.Bugün de ayın 12si.Yok,yok sanmayın bugün beklediğim bir haber falan yok.Sadece takvime bakıp 12sini görünce sevindim bir an.Çünkü ben 12leri severim.
Ayın 12sinde ne oldu dersiniz 12 Ekim 2010da Demir doğdu mesela.Ve daha bir sürü tarih var benim için önemli olan.
Hava durumunun bile haberi olmadan yağan bir kar var dışarıda.Evin minik insanı sümüklü böceğe dönüştü.Tüm bunları düşünürken dur dedim.Ve o an takvime ilişti gözüm.Sonra dedim ki kendime ben 12yi çok severim.Ve nasıl başlarsan güne gün öyle devam eder...

Hepimiz güzel başlayalım,güzel geçsin bu hafta.Birazcık sabırla yaklaşıyoruz bahara;)

9 Mart 2012 Cuma

İyi şeyler olacak...


Sanki baharı bir çırpıda yaşamışız yaza yaklaşıyormuşuz gibi.Güzel şeyler olacak gibi.Bir gün güneş görsem kendimi güneş enerjisi ile doldurup hoooopp işte şimdi iyiyim demem gibi.
Ben bahar çocuğuyum bu besbelli.Yeni bir yaş da geliyor adım adım.30'a girerken davullu zurnalı doğum günü yapacağım demiştim demesine de na-mümkündü.Şimdi de büyük planlarım yok.Yeni bir yaş,yeniliklerle gelecek eminim.Sadece doğum günü dileğim belli.Seneler evvel böyle dilemiştim ve olmuştu hem de 2 gün içinde.İşte öyle bir şey gibi.
Ağrılar,bazı sorunlar da var.Ama tolere ediyor içimde iyimser biri.Enerjim de düşebiliyor.Mesela 2 saat önce resmen ayakta uyuyup,rüya görüyordum.Şimdi tamamen uyanığım,gözlerim fal taşı.Yani inişlerim çıkışlarım hala var.Hem de her türlü.
Ama işte bahar geliyor.
Evet bir kaç gün içinde biraz hava soğuyacak ama iyi şeyler olacak....


7 Mart 2012 Çarşamba

Işınla Beni Scotty



Öyle bir hızla istediğim kitapları okuyayım,filmleri izleyeyim,zaman makinesiyle hem zamanda yolculuk yapayım hem de zamanı biraz hızlandırıp,biraz yavaşlatayım.Ama en çok hızlanmaya ihtiyacım var sanırım.Yapılacak onlarca şey varken.
Bir de ışınlanalım artık canım!İstediğimiz yerde olalım istemediğimiz yerden kaçalım:)

5 Mart 2012 Pazartesi

İçimdeki Şarkı-2


inişlerim çıkışlarım 
o kendimden kaçışlarım 
gidişlerim dönüşlerim 
içimdeki sancı 
o kısır döngülerim 
şarkılarım sancılarım 
kadınlarım hüsranlarım 
dostluklarım acılarım
içtiğim su 
o pusu duruşlarım 
yarım kalan sevgilerim 
uyanmamış sabahlarım 
perdesiz gecelerim 
paramparça oluşlarım 
yalanlarım yanlışlarım 
o arkamdan bakışlarım 
kendime geç kalışlarım 
içtiğim su 
o pusu duruşlarım 
yokuşlarım kalışlarım 
umutlarım kaygılarım 
inançlarım gözyaşlarım 
ben miyim bu şarkıdaki satırlarım





Çok iyi şekilde güne başlayıp akşama doğru can sıkıcı,üzücü şeyler olabilir.Demir kapıya çarpar kulağına kan oturur canı yanar,benim de..


Oysaki takvimler baharı gösterirken bugün güneş varken kısacık yürüyüşümüzde ne mutluyduk.
İşte inişler çıkışlar.
Son günlerdeki ruh halim gibi...

2 Mart 2012 Cuma

İçimdeki Şarkı-1




Dün bir eksiklik var ama ne dedim bir ara kendime.Koşturmaca içinde yoruldum,anneler yorulmazmış dedim sürekli kendime.Annen bu zamana kadar hep senin için bir şeyler yaptı.Enerji doldum öyle düşününce,elimden geldiğince bir şeyler yaptım.Annem rahatsızlandı,bel fıtığı dediler bana da dedikleri gibi.Nazarımız mı değdi dedim ona da.Ne güzel sen de fıtık yok derken.Sonra annemlerin mutfağını toplarken bugün bir şey yapmamışım gibi geldi akşama doğru.Evet düşünüce hatırladım.Bir kaç gündür yazmıyordum.Ve de dün sevdiğim blogları da pek gezinememiştim.Dün eksikliğini hissettim.Demek ki söyleyecek çok kelimem vardı o an.Belki şu an yok.

Bugün içimden bu şarkıyı söyledim.İçimden hep kelimeleri aktı.Bugün en çok kendime kızdım.Kendimi eleştirdim.Biraz acımasız oldum kendime ama olsun.Belki bir yerlere dikkat çekebilmişimdir kendi kendime,kendi içimde.

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..


Can Yücel


pinterest


Yarın için ise plan yapmıyorum.Bir kaç gün önce yarın için bir planım vardı.Ama olmadı işte.Yarın sadece güneş olsun sonra artık gün ne getirirse....








28 Şubat 2012 Salı

Kaplan Anne



Son günlerde gazetelerde sürekli karşıma çıkan bir konu ve de bu konuya sebep bir kitap var.Kitabı henüz alıp okumadım.Arka kapağında yazılanları D&R 'ın web sayfasında buldum.

"Çok satanlar listelerinde 1 numara" 
ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel

ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye'de


Çinli anne Batılı anneye karşı mı?

Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin'in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Amy'nin kızlarının şunları yapmaları yasak: yatıya kalmak, çocukların bir araya getirildiği oyun gruplarına gitmek, okul tiyatrosunda rol almak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak, kendi ders dışı etkinliklerini seçmek, A'dan daha düşük bir not getirmek, keman ya da piyanodan başka bir enstrüman çalmak, keman ya da piyano çalmamak.


"Chua'nın hatıratı, Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü."
Chicago Sun-Times

"Chua, tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki sırrı açıklıyor: Çinli anne. Bu çocukları yetiştirmede başarılı olan en geleneksel yöntemi de ön plana çıkarıyor: katı, eski ve tavizsiz değerler. (!) Chua, yöntemlerinin korkutucu olduğunu inkâr etmiyor; fakat elde ettiği sonuçların tartışılmaz olduğunun da farkında!"
Publishers Weekly


Bu yorumları bile okuyunca insan bir anda sinirleniyor.Kitabı okuyan annelerin bir çoğu da tepkili.Sonuçta biz annelerin çoğu çocukların, duygusal dünyalarının zedelenmeden büyümesini istiyoruz.Farklı bir açıdan bakmak için kitabı alıp okumak da istiyorum.

Bütün bu tartışmaların içinde Habertürk gazetesinde bugün bu yazıyı okudum.Benzer duyguları yaşadığımızı düşündüm.Yazar Damla Çeliktabanı son zamanlarda sürekli okuyorum.Oğlu Uzay ile Demir arasında 1 ay var yok.O yüzden aynı ve de farklı gelişimleri okumak ilgimi çekiyor.Bugünkü yazısının konusu çocuklarımızı sevgiyle büyütürken dünyanın fazlasıyla kin ve nefret ile dolması.Bu kadar sevgi ile büyüyen çocukların ileride zorluk çekebilecek olması.Şimdi bir an düşününce sevginin ne zararı var diye düşünüyorum.Ama geçmişime baktığımda,üniversiteyi kazanıp evden ayrılınca bu söylediklerimden çok da farklısını yaşamadım.Bir arkadaşımın şunu dediğini bile hatırlarım.Sen artık ailenin,arkadaşlarının çok sevdiği prenses değilsin.Buradasın ve hayat böyle!Acımasızdı,kalbim kırılmıştı.Evet hayatı böyle öğrendim.Çocuklarımız da böyle öğrenecek.Cam bir fanusa koyup kendimize saklayamayız.Öğrenecekler,kırılacaklar. Kırılırken kolay toparlansınlar ama kırmasınlar.Annelerin dilemması işte Damla Çeliktabanın da dediği gibi.








27 Şubat 2012 Pazartesi

Yeniden


Arada yapılan kaçamaklar hep bunu yapalım dedirtir dedirtmesine de bir türlü zaman bulunmaz.Haftalardır planlıyorduk,bu hafta sonu olsun,yok işimiz çıktı,bu hafta sonu olsun kar yağdı.Derken dün arkadaşımla haftalardır planladığımız organizasyonu yaptık.Dinlendik,konuştuk,yemek yedik,yürüdük.Öyle iyi geldi ki bize yeniden şarj ettik kendimizi.
Çocuklar babaları ile evde kaldı.Demir e de babası ilk defa bu kadar uzun bakmış oldu.Yolda dönerken ne kadar sevindiğimi iyi geldiğini belirtince yine yaparız deyince bir kere daha mutlu oldum.Çünkü insanın aklı hep çocuğunda,eşinde.Acaba iyiler mi idare ediyorlar mı?Alışmak ve alıştırmak gerek.
Şimdi yapılacak işler var,gidilecek yerler.
Güzel bir hafta olsun...



24 Şubat 2012 Cuma

Doğru nefes alıp verme


                                                         görsel  Pinterest
İnsan sıkışınca bazen cevaplar karşısına çıkarmış.Dün eve gelip Demiri uyuturken okumak da olduğum kitaplardan birini aldım elime.Kitapta kaldığım bölüm doğru nefes alıp verme ile ilgiliydi.Birden nefesime yoğunlaştım.Göğüs kafesi yerine karından aldığınız nefesler sizi çok rahatlatır.Nefese konsantre olup doğru nefes alınca vücuda şu sinyalleri gönderdiğimizi yazıyordu kitapta:

  • Kalp atışlarınız yavaşlayacak.
  • İçi organlarınıza daha fazla kan göndereceksiniz.
  • Hücrelerinize daha çok oksijen göndereceksiniz.
  • Daha az adrenalin salgılayacaksınız.Böylece çok çalışan böbreklerinizdeki baskıyı hafifleteceksiniz.
  • Her hücrenize "Tamam,rahatla biraz,her şey yolunda," mesajını vereceksiniz.
Bir an nefesime odaklanınca gerçekten ne kadar rahatladığımı hissettim.Zaten mekanı değiştirip bir markete gitmek bile o an rahatlatmıştı.Yoga yaptığım zamanları düşündüm,nefese konsantre olunca ne kadar rahatladığımı düşündüm.Keşke fırsat bulsam ve yine yoga yapabilsem.

İşte bazen cevaplar,çözümler birer karşımıza çıkıyor tam da ihtiyaç duyduğumuz anda..


23 Şubat 2012 Perşembe

Çikolatalar ve bekleme halim

Her şey bal kabağına bal kabağı çorbası yapmaya çalışmamla başladı.Belki de başka yerden zaten başlamıştı.Kabakları yıkayıp haşlamak üzere tencereye almaya çalışırken birden Demir geldi su damacanasının pompasını bana uzatıyor ee pompa elindeyse damacana.Hemen damacanaya baktım neyse ki yerinde suyla birlikte.Ben taktım ama Demir bunu bir oyun haline getirmeye niyetli takıyorum o çıkarıp elime veriyor.Yetmiyor damacana ile arkadaşlık etmeye çalışıyor.İçinde de suyla.Birden sinirlerim zıpladı.Elinden aldım pompayı oynamak yok dedim.İlgisini bir başka yöne çekmek için bak salonda ne var diyerek salona gittik.Bu arada ben kabakları tencereye alıp haşlamaya başladım tabi çorba öncesi.
Salonda epey zaman geçirdik.Baktık olmayacak böyle çıkalım biraz dışarı ikimize de iyi gelir dedim.
İçeri gittik hazırlandık falan.Ben arada bir koku alıyorum ama hala mutfaktan yana değil evdeki gezinmelerim.Demiri hazırladım,kendim hazırlandım.Arabayı çıkardık,evde deneme yaptık.Hani markete giderken bakalım binmek ister mi diye.En son gidip bakayım mutfağa dedim.Tencerenin dibi tutmuş tabi.Kabaklar fazla yanmamış hemen tencereden aldım tencere kapkara olmuş tabi.
Market yolunu aldık.Hava serin ama yine de güzel.Demir de öyle böyle derken etrafı izlemekten çok memnun.Markete gidip alışverişimizi yapıp eve döndük.EE ben torbaları açıp da ne göreyim?
Nasıl bir ruh hali ile alışveriş yaptıysam gerekli bir kaç şey dışında bir sürü çikolata almışım.Normal değildir bu kadar çikolata almam.
Bir çıldırma,bir delirme hali başladı bende.Biraz sebepli biraz sebepsiz.Sebepleri alt alta yazmak çoğalmasını sağlar bazen.Ama Demirin uyku saatleri gece epey geçe kaydı.Sabah da geç kalkıyor.Bu düzenimizi alt üst etti.Bir de yakın kişileri var ki.Konularının benle hiçbir alakası olmadığı halde hepp konularının ortasında,onları dinlerken buluyorum  kendimi.Yetmez gibi sen de ne alemdesin diyen yok.Ve bir de iş aramanın sıkıcı evrelerinden birindeyim ki.O evrelere girme niyetim yokken bazen kendimi içinde buluyorum.
Gerginlik hallerimin gitmesini bekliyorum.
Bekleme halindeyim yine,hadi bakalım...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Böyledir bugünün özeti



Cebinden bulduğun paraya sevinirsin sanki sen koymamışsın gibi.
Güneşe baktıkça ne kadar özlediği hatırlarsın.Güneş sanki eski dostun gibi.
Semt pazarında dolaşıp,kış sebzelerine bakıp bakıp az vaktiniz kaldı yakında bahar gelecek dersin içinden.
Hiç giymediğin renkte bir tişört giyip artık bu rengi seviyorum dersin.
Uzun zamandır süre gelen bir şeyi bitirip sevinirsin.Bu da kendi çapında bir milattır.
Taze çekilmiş kahvenin çantanda bıraktığı kokuya mest olursun.Çantandan çıkarıp dolaba koyarsın sonra dolabı saran o muazzam kokuya yine bayılırsın.
En çok sevdiklerini düşünürsün,binlerce kez bu düşünceyle bavul toplarsın hayallerinde gitmek için.
Saçlarını farklı bir şekilde toplar,uzun zamandır beğenmediğin saçlarınla dost olursun bu haliyle.
Ve çok sıkılırsın aynılıklardan,döngünün kırılmasını beklersin.Belki de o döngüyü kırabilecek gücün içinde olduğunu düşünürsün.Belki de yanılırsın.

Aslında bir gezgin olmalıydım dersin sık sık.Ama içinden,kimseler duymadan..



19 Şubat 2012 Pazar

Hayatımın en'leri kesinlikle değişti


Nasıl değişmesin ki?Böyle kutudan çıkan sürprizler gibisin oğlum.Her an ayrı bir güzellik ve şaşkınlık
Ama en güzeli ne biliyor musun?Sabahları uyanınca sarılıp sırtıma vurup,sıvazlar gibi yapman.
Hayatta öpmesinden en mutlu olduğum insan sen oldun mesela,nasıl mest oluyorum,nasıl mutlu oluyorum.
Şükürler olsun diyorum her anına,her anımıza.

Yanınızdan yörenizden küçük sürprizlerin eksik olmadığı güzel bir hafta olsun...

17 Şubat 2012 Cuma

Benimle Oynar Mısın Anne?

Bu kitabı yeni aldım.Belki içindeki oyunları oynamak için çok erken ama ileride ne tarz oyunlar oynayabiliriz ne gibi faaliyetler yaparız diye düşündüğüm için şimdiden okumak istedim.
Kitaba başlarken yazarın önerdiği bir kaç pratik bilgiyi uyguladığımı fark ettim.Mesela mutfakta Demirin bir kutusu var.İçinde ilgisini çekebilecek kepçeler,kaplar var.Onlarla ben mutfaktayken sürekli oynar.Hoş Demir açık olan çekmecelerdeki materyallerle de oynar ama o kutu mutfağa aittir,bilir.Oyuncaklarını belli aralıklarla ortadan kaldırıyorum.Aradan zaman geçince çıkarıyorum.Yeni olan oyuncakların bir kısmını saklıyorum.İlgisini kaybedip,sıkıldığı anlarda çıkarıyorum.Bu gibi öneriler de yer alıyor kitabın ön sözünde.
Zaman zaman hayal gücüm yetmiyor.Şimdi Demirin ilgisini çekip oyun kurmak zor oluyor.Ama gündelik hayatta mış gibi yaptığımız oyunları seviyor.Oyuncak ayılara yemek yediriyormuş gibi,yıkıyormuş gibi yapmak.Arabaların üzerine koyup geziyormuş gibi yapmak.Geçen gün büyük parçalı legolardan aldım 2 kere ortaya çıkardım tepkisi ne olacak diye.Takıp çıkarmak hoşuna gitti ama daha erken gibi geldi.Hemen kaldırdım.Oyuncaklara tepkilerini de böyle ölçmeye çalışıyorum.
Birlikte top oynamak hoşuna gidiyor bazen.Bazen de hiç oralı olmuyor,kendi oyununa bakıyor.Bazen bakıyorum oyuna beni dahil etmek istiyor.O zaman katılıyorum.
Oyuncakçı ve kitapçılarda gördüğüm bazı kutu faaliyet oyunları da şimdiden çok ilgimi çekiyor.Daha zamanı var deyip,sadece göz gezdiriyorum.
Sonuçta oyunlar çocuklar için çok önemli.Hayatı anlamak,hayatı yorumlamak için hayallerini geliştirmesi için oyun oynamaları gerek.
O oynarken izliyorum bazen hayal gücü nasıl olacak,nelerden hoşlanacak diye.Büyüsün diye değil acelem bazen keşke böyle kalsak diyorum.Biliyorum ki büyüdükçe işler zorlaşacak.
Umarım en ufak şeyden bile mutlu olan bir çocuk olur.Bu yüzden fazla oyuncağa boğmadan hayallerini serbest bıraktığı bir çocukluk yaşamasını istiyorum.
İşte bazen oyuncak alırken gereği var mı diye düşünüyorum.Çünkü an oluyor sanki kendimize alıyormuşuz gibi davrandığımız da oluyor.


16 Şubat 2012 Perşembe

EEEE Artık Sen Annesin!

                                                     görsel: Pinterest

Bir kaç gün önce hatta zaman zaman:
-Şöyle uyusam uzun uzun bana dokunmasanız.
-Böyle artık hayatım.
-Aylardır uyumuyorum kesintisiz.Bir sessizlik olsa çok değil şöyle bir 7 saat uyusam kesintisiz.
-Uyuyamazsın sen artık annesin.Şikayet etme hayatım.
-Ben şikayet etmiyorum sadece durum değerlendirmesi yapıyorum.Durumum bu.
-Şikayet ediyorsun.
-Etmiyorum.
-Ediyorsun işte uyusam falan diyorsun,annelik böyle bir şey işte.
-EE babalık nasıl bir şey?
-Annelerin durumu farklı,anneler şikayet etmez.
-Şikayet etmiyorum,sana söylemeyeyim de kime söyleyeyim canım?
-Tabi söyleyeceksin ama..
-Neyse boş ver bir şey demedim..


EEE sen artık annesinli cümleler doğum yaptıktan sonra çevrenizden sık sık duyduğunuz bir cümledir.Evet hayat değişmiştir,her şey ama her şey değişmiştir.Karı-koca arası bile değişmiştir hatta.
Doğum olur anne baba heyecan falan bir sevgi sarmalı halindedir.Günler hatta aylar geçer zorluklar başlar.Birbirine destek başlar.Bazen anlaşmazlıklar başlar.Yeri gelir odalar bile ayrılır.En azından biz bu süreçlerden geçtik.Uyku denen tatlı şey başka odalara bile savurur adamı.Alıştıkça toparlanır ilişki.Yalnız kalmak için de fırsat yaratılır.Yaratılmaya çalışılır.Hatta öyle olur ki sanki yeniden flört ediliyor gibi
olur.Ama her durum evdeki minik insana göre ayarlanır.
Eskiyi düşününce ne rahatmışız canım biz de denir.Her hangi bir şeye kalkışsan eee sen artık annesin cümleleri sadece koca kişisinden de duyulmaz.
EEE anneyiz de hala kadınız,insanız.Halet-i ruhiyemden de mi bahsedemeyeceğim deyip vazgeçebilirsiniz böyle anlarda.

Ama aylar geçtikçe siz zaten alıştıkça eskiden koltuklarda yayım yayım yayılıp keyif çatan,gezmedik yer bırakmayan insanın siz olduğunuza da şaşırırsınız.

Uykusuz sabahlardan bir sabah olur yine:
-Ben biraz daha uyumak istiyorum amaaaaaa!
-Dur hayatım bana ver,ben uyuturum tekrar.
-Ama sen uykunu aldın mı?
-Aldım git yat sen.

Der koca kişisi,tüm zamanlarının sevgilisi.Yatarsın  yarım saat uykuyu kar sayarsın.EEE artık sen annesin yarım saatlik uyku ile de idare edivereceksin canım!



14 Şubat 2012 Salı

Sahi kaç çocuk var bu evde?

Ayşegül okumayı seven,oğlum okumasa da ben okurum diyen bir çocuk.
Bilgisayar oyunlarını çok seven yetmez gibi her ay oyun dergilerini takip eden bir çocuk.
Çikolatasının çoğunu yiyip,evin miniğine birazcık veren yetmezmiş gibi oyuncaklarını da kendisi için biriktiren bir çocuk.
Evin miniği yatınca sanki annesinden gizli yer gibi keyifle abur cuburları yiyen iki çocuk.

Masalları hala seven iki çocuk.

Çekmeceleri açınca içinden sürprizler çıkartan çocuk.

Sahi kaç çocuk var bu evde?


13 Şubat 2012 Pazartesi

Sil Baştan

Bu kitabı okuyalı epey oldu.Dün okumadığım kitaplarım arasında bulunca neden orada bıraktığımı hatırladım.Bu kitabı sevmiştim ve mutlaka bloğumda da yazmalıydım.
görsel Kitap Yurdu
Kitapta hayatını 43 yaşında kaybedip 18 yaşında yeni baştan başlayan bir adamı anlatıyor.Ama bu hayat tekrarını bir değil bir kaç kez yaşıyor.Hayatımızın birden fazla varyasyonunu yaşamak nasıl olurdu diye çok düşündüm.
Anlatım çok akıcıydı,kısa sürede okudum ve bitirdim.
Öyle olmasa böyle nasıl olurdu derken her hayatında anlaması gereken bir şey yaşıyor neredeyse romanın kahramanı.
Yaşadığı hayatın tekrar yaşamak,olanları bilmek neler neler kazandırıyor,kaybettiriyor.
Paralel evrenlerden söz etmese de hayatların varyasyonlarından bahsetmesi açısından benim için kitabın zamanlaması güzel oldu.

12 Şubat 2012 Pazar

Demir Bugün 16 aylık oldu





2 ay sonra tam 1.5 yaşında olacağım.Yupppppi!Büyüyorum günden güne.
Müziğe karşı olan ilgim hala devam ediyor.Oynayabileceğim,kulağıma hoş gelen bir müzik varsa başlıyorum hemen oynamaya.Özellikle Karadeniz müziklerinde horon oynuyorum.Tabi son günlerde dans ederken bir de dönmeye başladım.Başımın dönmesi de bana komik geliyor.
Sevdiğim birilerini gördüğümde de mutluluk dansımı yapmaya devam ediyorum.Zaten eve birilerinin gelmesinden çooook mutlu oluyorum.Bir yerlere gitmeyi de çok seviyorum.Kar yağınca evde o kadar sıkıldım ki artık beremi,atkımı alıp hep kapıya gittim.Anneme çıkalım artık dedim kendimce.
Benden büyük çocukları görünce onlarla iletişime geçmeye çalışıyorum.Bazı ablaları,abileri görünce gidip sarılıyorum hatta.Kendimden küçükleri de öpmeye çalışıyorum.
Konuşma konusunda kelime dağarcığımın geliştiğini söyleyemem.Ama artık atç(aç) diyebiliyorum bir şeyin açılmasını istediğimde.
Son günlerde azı dişlerimi çıkardığım için geceleri pek uyumuyorum ve annemi de uyutmuyorum.Annem deyince son günlerde ona çok çok düşkün olmaya başladım.Bir yere gitmesini istemiyorum.
Annem mutfaktayken bütün mutfak gereçlerini karıştırıp oynamak hala hoşuma gidiyor.Mutfaktan salona taşımak da çok hoşuma gidiyor.


                                                                                                     Demir
Onca kitap okusam da,araştırsam yeni şeyler öğrenmeye çalışsam da belki zor olanı da seçsem bir tane Yıldız ve Demir var.Her şeyi görüp öğreniyoruz da ama en çok kendi yolumuzu buluyoruz.Buna belki doğal annelik diyorlar.Ama biziz işte.Öyle böyle anne-oğul.Böyle bir ikili olmak inan çok hoşuma gidiyor.Anne demen gibi,bana seslenmen,sarılıp,öpmen gibi.
Zor aslında anlatmak aylardır yazıyorum çiziyorum hakkında ama anlatmak çok zor.Mesela baban yine sordu bugün.Anne olmak nasıl bir duygu diye.Ara ara soruyor.Ona da dedim anlatmak çok zor.Binlerce kez öpsem koklasam yine de yemiyor işte.Böyle bir şey.Bundan da öte bir şey.
Canım oğlum seni çok seviyorum.







10 Şubat 2012 Cuma

Un kurabiyesi yapma vakti


Bir kaç gün öğle vakitlerinde..
Demir bir türlü uyumuyor ama nasıl da uykusu var.
Artık benim saç tellerim havada uçuşmaya başladı.Kendi haline bırak Yıldız dedim.Bıraktım yok olmuyor uykusu var ya sürekli yanımda yöremde.
Saçlar fazla uçuşmadan kalk kalk dedim kendime.
Demiri mama sandalyesine oturttum.Meyvelerini verdim eline.
Aldım unu,pudra şekerini işte şimdi un kurabiyesi yapma vakti.
Demir meyveleri bitirdi eee ben daha yeni başladım malzemeleri yoğurmaya o zaman imdadımıza kuru dutlar yetişti.
Hamuru yoğurdukça enerjimi boşalttım.Demir meyveleri hem yedi hem oynadı.Zaten 10 dakikada yeterliydi enerjiyi boşaltmaya.
Fırına attım kurabiyeleri etrafı toplarken Demir de aldı eline bir tepsi benden su istedi.Üstünü ıslatmayacağı kadar az ama oynayabileceği kadar çok su verdim eline.O da suyla oynarken daha da rahatladı.
Haydi dedim mutfakta işimiz bitti.
O uyudu bir süre sonra ben de işime gücüme baktım.
EEE un kurabiyesi değil miydi bir zamanlar çocukken benim mutluluk kaynaklarımdan biri.Sevdiğim pastaneden annemin eve gelirken getirmesini dört gözle bekler gelince de hemen yumulurdum.Şimdi de işe yaramıştı imdadıma yetişmişti un kurabiyesi.
An geliyor işte saçlar havaya dikiliyor çünkü karşımda artık kişiliği oturmaya başlayan minik bir birey var.Kendini de anlatmak için zorlanıyor belki.Ya da ağlayarak bir şeylerin olmasını istediğinde sabırları zorluyor.Şöyle sinirlerim bir zıplıyor durrr diyorum.Sakin ol.Hemen ilgiyi başka yana çevir.Olmadı kendin için de ilgiyi başka yere çevir.İşte böyle kurabiyeler ortaya çıkıyor mesela.
Sonra oturup afiyetle yeniyor.

7 Şubat 2012 Salı

Yağmurun sesi,bir hikaye var içimde belli ki bir de egonun sesi

Çok fazla cümle birikti.Bir hikaye var içimde biraz büyüyor bazen de küçülüyor.Aslında bir kalabilsem tek başıma yazacakmışım gibi hepsini.
Haydi diyorum başlayayım yok başlamak bile mümkün olmuyor.
Bazen içimde egonun sesi yazamazsın ki diyor.
Ama sonra bir rüya görüyorum sanki bana bir şeyler anlatıyor.Buradan başla,hikayeye bunu kat diye.
Yağmurun sesi güzel geliyor diye saatlerdir pencere kenarında olsam da izlesem dedirtirken ben böyle şeylere bile hiçç fırsat bulamazken bir hikaye nasıl yazılır uzun uzun.
Ama işte bir işaret.
Hayaller de niye var?
Hem ben değil miydim bugün çok şanslıyım çok derken milli piyangocuyu gören.Belki o da bir işaretti.
Ama rüya da güzeldi be!

3 Şubat 2012 Cuma

Şimdi Anlıyorum..

Anne olmadan önce anne olan arkadaşlarımın ve kuzenlerimin halıyı,koltuğu yıkatmak gerek,çok kirlendi dediklerini duyardım.Niye sürekli bir halı yıkama gayretindeler ki derdim hep.Şimdi bizim halının üzerinde envai çeşit leke var.Silmek falan hikaye yıkatmak gerek.
Ortalık dağınık,çekmecelerimi düzenleyemiyorum dediklerinde de anlayamazdım.Çekmece nasıl düzenlenmez ki derdim.Tamam benim gibi renkleri ayırmanıza gerek yok ama zor değil derdim.Şimdi çekmecelerimin dili olsa artık bizi düzelt diye ağlayacaklar.
İyi açıdan bakarsak sürekli eğilip yerlerden bir şeyler almak bir nevi spor hareketi sayılabilir.Zaten almazsan yoluna çıkan barikatlar olarak seni tökezletebilir.Hatta düşürebilir.
Şimdi anlıyorum tabi onların evinde de bu minik karış kepçesinden bir adet olduğundan normaldir bu dağınıklıklar,temizleme çabaları falan.
Mesela 2 gün önce detaylı olmasa da sildiğim halının üzerine buzdolabından kaçırdığı mayonezle güzel bir leke yaptı.İyi ki İkeadan dolap kilidi almışım da hemen devreye onu soktum gece Demir uyuyunca.Sabah kalkınca Demir buzdolabının kilitli olduğunu anlayınca epey bir bozulup bıdır bıdır söylendi.Eh dedim bir süre böyle canım.




2 Şubat 2012 Perşembe

Teoman Konserler Albümü



Teoman müziği bıraktı ama 4 cdden oluşan bir albümle biz sevenlerine bir hoşluk yaptı.İçinde 4 süper albüm var.Bülent Ortaçgil ile vermiş olduğu konserin cdsi ben de mevcuttu.Ama paramparça senfonik konserine gidememiştim ve çok üzülmüştüm.Bu 4 cdden en çok sevdiğim de bu konserin cdsi oldu.
Harika fotoğraflar var albümde.Sınırlı sayıda üretildiğini duyunca hemen almak istedim.
Müziği tamamen bırakması gerekenlerin ısrarla şarkı söylediği ülkemde Teomanın müziğe geri dönmesi gerek.O vazgeçip de müziğe dönene kadar bize de bu albümü dinlemek düşüyor.










1 Şubat 2012 Çarşamba

Şöyle güneş yüzümü yaksa..


 Kar yağsın mikroplar kırılsın gitsin.
 Bir çok şeyin üstünü de örtsün.
 Bu yaştayım ilk defa böyle kar gördüm dedirtsin.
 Yeni bir çok şeye ev sahipliği yapsın.
 Ama böyle hırslı hırslı yağarken sanki yıllardır biriktirip biriktirip içindekileri şimdi dökercesine ,
 İçimizi de fazla soğutmadan...                                                               
Yağsın tabi elbet.
                                               
 Ama bana da kızmasın güneşi çok özledim diye...