10 Aralık 2011 Cumartesi

Cosmic Love




Son günlerdeki yeni keşfini dinledikçe keyif dolarsın

İlk defa yaparsın bu tuzlu kurabiyeleri beğeniyle yenilir,sevinirsin,

Alakasız bir şekilde markete gidipte bazı kitapların %50 indirimli olduğunu görürsün,sevinirsin

Kitabın adı Yazlıktır ama sen kışın okur,kafanı dağıtırsın.

Bebeğin uykusunda kahkaha ile güler o an sevinmek değil hayat kendini sıfırlar sen de kuş gibi rahatlarsın.



O kahkahalı,gülmeli anın fotosunu ya da videosunu bir gün mutlaka çekmeliyim!





8 Aralık 2011 Perşembe

Yılın en çok hayal kurulan ayı:Aralık

Geçen gün kuzenimle konuşurken şöyle dedi gerçekleşmesi mümkün hayallerim var bir de gerçekleşmesi çok zor olan hayallerim.İkisini de hayal ederken mutlu oluyorum.

Ben de dün gece gerçekleşmesi zor olan hayallerimi düşündüm şu iki resmi Pinterestte görünce.

Aralık olunca istekler konusunda sanki arsızlaşıyormuşum gibi oluyor. 
Ama fena olmazdı değil mi derken ,öncelikli hayaller aklıma geliyor,onlar olsun onlar olsun diyen iç sesimi de susturamıyorum.
Neyse gerçekleşebilecek hayallerimiz bol olurken,gerçekleşmesi hep kolay olsun.


7 Aralık 2011 Çarşamba

Çılgınca Ağlamalar

Arabada bir kıyamet bir gerilim ağla ağla durmadı Demir,eve geldik 1-2 saat geçti yine başladı.Artık gelecek dişlerden mi,yoksa evdeki misafirlerden sebep ona az ilgi göstermemden mi yoksa 1,5 yaşa doğru giderken büyüme durumları mı yoksa hepsi birden mi bilemiyorum.Uyku saatleri de saçma sapan.
Benim böyle ruh halimi mi anlıyor bu çocuk diyorum bazen de.
Gerçi ona çaktırmasam da bir anda cadaloz modumda gözler önüne serilebiliyor.

Geçer elbet..


6 Aralık 2011 Salı

Nasıl bir bilinçaltım var benim?

Artık günlerden beri süre gelen ruh halimin katkısından mı yoksa yatmadan önce yediğim çikolatadan mı bilmem dün akşam gördüğüm rüyaların hepsi birbirinden ilginçti.Fantastik film tadında gördüğüm rüyalarım beni şaşırtsa da hoşuma gidiyor çoğu zaman.Aslında bazılarını yazmalı,unutmamalı.Ama bazen de fantastiğin de ötesine geçiyor,karman çorman.
Artık birinin bizi(bir grup insanı) iki kapının önüne getirip hem de sıradan iki kapının önüne getirip bunların ardında ejderhalar var demesi de neydi?Açtığımız kapılardan birinin arkasından ejderhanın e sinin bile olmadığı ama onun haricinde bir diskonun olduğu bir yer.Evet disko,afili afili dolaşan insanların olduğu bir disko.Aman yarabbi bir de kırmızı beyaz kıyafet giyenler vardı ki görmenizi isterdim.
Ondan önce de bir deniz kenarında devasa şırıngalarla örnek almaya çalışan bir takım insanlar vardı.
Hem şırınga neden?
Kenan Doğulunun başka bir rüyada olup Kıvanç Tatlıtuğun olduğu başka bir rüyanın olması da ayrı bir konu.Deli gibi hayranları olsam neyse.Hadi Kıvanç Tatlıtuğ sürekli gözümüzün önünde Kenan Doğulu ne alaka.
Bir de üstüne giydiğim montun yanması da cabası.
Of daha bu rüyaların içinde neler var da yazmıyorum o saçmalıkları.
Fringe,Game Of Thrones,Person of İnterest ve daha bir çoğunun da etkisi vardır mutlaka.

Yani bilincim alt üst olmuş,aklımdaki her şeyde işin içine girmiş.Bilinç de böyle bir şeymiş işte

5 Aralık 2011 Pazartesi

Ne çok

Şöyle ağız tadıyla yaşayamadı içimdeki öfkeli Şirin,çünkü ne zaman uygundu,ne mekan.Kızmak belki de bir miktar kırmak istiyordu ama sessiz Şirine dönüştü.Çünkü zaman o zaman değildi.
Anladı ki ne kadar içine atıp kızarsa mesela insanın beli bile daha çok ağrıyordu.Düğüm düğüm olmuş omurların ağrısı kafa ağrısı ile hiç çekilmiyordu.
Evet bir şeyler yapmalıydı ama ne?Gitti işte ama yerine sessiz Şirini bıraktı.
Ne çok,ne çok kelime birikmişti.
Ve ne çok anlamsızdı,anlamamıştı.
Neyse..


İyi niyetleri beklemekten başka çözümü olan????

4 Aralık 2011 Pazar

Tahterevalli


İçimde bir tahterevalli.Tahterevallide çoğu zaman ağır basan şişman bir Polyanna.Karşısında kim olursa olsun onu gökyüzüne zıplatıp,ortadan kaldıran Polyanna bu sefer şaşkın.
Şimdi tahterevallinin bir ucunda şişman öfkeli bir Şirin,Polyanna gökyüzüne doğru uçtu.
İşte şimdi bütün iyi niyetlerim uzun bir yola çıkıp benden uzaklaştı.

***görsel


2 Aralık 2011 Cuma

Hafta Sonu İçin

Şimdi biz arkadaşımla,geçtiğimiz pazar günü  önümüzdeki hafta sonu görüşelim diye konuştuk ama bir ihtimal şimdi bize misafir gelebilir.
Bu sefer plan yapmadık şöyle yaparız,böyle yaparız diye eskisi gibi.O yüzden beklemedeyiz,hadi bakalım.


1 Aralık 2011 Perşembe

Tatlı İlaç















Sesim en kısık seviyede.Hatta sessiz konuşuyor gibiyim.Faranjit aldı,uçurdu sesimi.Sesimi çıkarmaya çalışırken cadaloz bir hal alabiliyorum.
Ne içersem ne yaparsam yapayım bir süre böyle.Ama en güzel ilaç işte bu tavşan.Geçen sene 3 aralıktaki fotoğrafıyla bugünlerdeki fotoğrafına bakınca dedim ki vay  bizim fasulye nasıl büyümüş böyle!

29 Kasım 2011 Salı

mesaj

Kısa bir an saçma sapan şeyler düşünüp hayıflandım.
Bir kaç saniye sonra önümden 50 yaş civarı bir adam geçti,kağıt topluyordu.Yakınımdaki  büyük çöp konteynırın yanında durdu.Önce içine baktı sonra dışına bırakılmış bir torba içindeki ekmeği aldı,temiz bir torba daha bulup onun içine koyarak uzaklaştı.

İşte bu bana mesajdı,O AN için...



28 Kasım 2011 Pazartesi

parasetamol

Beni öyle hala getirdin ki sabahtan beri uyku getirdiğin yetmedi,bir de üstüne umutsuzluk,sinir,keyifsizlik getirdin.
Hoop bütün iyi niyetli hallerimi emdin geçtin.
Şimdi böyle kızgın,biraz sümüklü,biraz kırgın oturuyorum.
Bu keyifsilzliği toparlayacak bir kaç çözüm bulup,fazla da direnmeden uykuya geçmek istiyorum.
İstiyorum,istiyorum da uyku bana dost mu sanki son 1 yıldır,ben dost olmaya çalışsam da uyku benim tarafımda değil yatağın diğer yanına kaçmış...

27 Kasım 2011 Pazar

2012 ben erken davranıyorum senin de erken davranmanı rica ediyorum



Bu sene erken dilemeye ve istemeye başlasam sanki hemen olacakmış gibi bir durumdayım.Kasım ayını yaşarken of daha yılbaşına var derken aslında kasım da bitiyor.Yeni yıl geliyor durumunu da dolayısıyla erken idrak ettim.
Evet 2011 belki çok da güzel gelmedi canım ülkeme.Belki bizlere de öyle.Ama 2012 farklı olacak.Varsın dünyanın sonu gelecek diye konuşanlar olsun.Falan filan.
Ama 2012 farklı olacak,bir çoğunun düşündüğü gibi ben de aydınlanma ve ruhsal açıdan farklılıklar yaşayacağımız bir dönemin başladığına inanıyorum.
Kendime baktığımda farklılıkları 2011in son ayları yaşamaya başladım.
2012 sağlıkla gelsin öncelikle aileme ve tüm sevdiklerime.Huzurumuz eksik olmasın.Ve artık bana güzel bir iş nasip etsin.Uzun bir ara verdim iş hayatına.Artık dönme vakti geldi.Umarım güzel bir işe sahip olurum.Bir kaç post önce yazdığım gibi çok stabildim bu sene.Leylekleri havada göreyim birazcık.
İstekler bitmez yine yazar çizeriz ama ben erken davranıyorum senin de erken davranmanı rica ediyorum 2012.

Güzel güzel gel sevdiklerime ve herkese.

**görsel

25 Kasım 2011 Cuma

Son günlerde

Hamilelik,doğum falan derken izleyemedim Fringe bölümlerini izliyorum son günlerde.İzledikçe bir bölüm bir bölüm daha diyorum ama bir bölümü ancak izliyorum.Tabi merakla kalıyorum şimdi ne olacak diye.Fringeden daha önceden de söz etmiştim.Şu an izlediğim bölümlerde paralel evrene geçişlerden söz edildiği için daha da ilgiyle izliyorum.Paralel evren konusu ilginizi çekerse çok önceden izlediğim bir belgesel var.Belgesel için buraya alayım sizi.(Belgeselde de geçen eski bir söz çok dikkat çekici ne dileyeceğine dikkat et)

Konu çok ilgi çekici başlı başına.
Bir başka evrende farklı bir siz olduğunu hayal edin,göreceksiniz hayali bile nasıl sizi şaşırtacak.

Herkese güzel hafta sonlar dilerim bu arada.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Aylar sonra sinemada görüldüler


Aylar sonra sinemaya gittik dün.Anneannesine bırakıp,kaçtık Demiri,evet kaçtık çünkü veda işine girdik mi ağlayacak arkamızdan.Anne-babasından gizli bir yerlere giden çocuklar gibi çıktık kapıdan,suçlu suçlu arabaya bindik.Sinema öncesi dondurulmuş yoğurt yiyip,biraz dolaştık.Ama dilimizde hep Demir,kitapçıya girdik Demire kitap baktık.Demire kıyafet baktık falan.Bu arada dondurulmuş yoğurt mevzusunu ayrı bir post konusu yapsam yeridir.Bağımlısı oldum diyebilirim.
Patlamış mısırımızı aldık baktık saate 5 dakika var.AAA bizim saat mi geri derken salona girdik.
Film 3 boyutlu.(Ölümsüzler-Tanrıların Savaşı) Baktık ki insanlar oturmuş,bize göre film başlamış.Hemen gözlüklerimizi taktık acele ile.5 dakika geçmedi bile ışıklar açıldı.Sinemaya gitmeye gitmeye her şeyi unutmuşuz:)Bir önceki seansa girmişiz.Filmin sonunu görmüş olduk.O kadar çok güldük ki kendimize 

Salondan çıktık,5 dakika sonra tekrar girdik ve filmi izlemeye başladık.Antik Yunan çağında geçiyordu.Bol bol aksiyon,kan,mitolojik öğe içeriyordu.3 boyutlu olmasını da ayrıca sevdik.

Eskiden sık sık sinema ile ilgili postlar yazardım.Çünkü her hafta sonu neredeyse sinemaya giderdik.Bazı filmleri yazmazdım bile.Şimdi aylar sonra yazıyorum sinema ile ilgili.Güzel zaman geçirdik.
Demir doğduktan sonra sevgililikten anne-babalığa terfi ettik.Bu ağzımızdan çıkan sevgilim sözcüğünden tutun da birlikte zaman geçirmeye kadar çok şeyi değiştirdi.Kendimize zaman ayırmaz olduk.Kadın kısmı yani ben hep aslında şöyle olmalı böyle olmalı diyerek hem içimden hem dışımdan konuştum ama erkek kısmı anlamadı.Anlamamaya da devam ediyor.Ona kalsa bir şey olsa sen artık annesin diyebiliyor da.
Üstelik aylardır sinemaya gidememekten de en çok şikayet eden de hep o olduğu halde yine ben işte şu film var hadi diyebildim.
Bakalım başarabilirsek  fırsat buldukça gideceğiz tekrar sinemaya.Bir kaç sene sonra Demir ile gideceğimiz günleri de iple çekiyoruz.Tabi o zaman filmlerin formatı değişecek ama bilenler bilir biz çizgi film de çok severiz;)





19 Kasım 2011 Cumartesi

Bazen


Bundan bir kaç sene önce stabil hayatımdan şikayet ederdim.Özellikle iş anlamında.Sonrasında iş değişikliği ile gezmediğim yer kalmadı.İş dışında da çok fazla gezdim.2011 senesine bakıyorum da stabil diye şikayet ettiğim zaman dilimimden de stabil durumda hiç bir yere kıpırdamadım.Plan yaptık kaç kere olmadı,olmadı.
Ben şimdiden 2012ye sesleniyorum.Tebdil-i mekanda ferahlık vardır bazen.
Bazı anlarda bir parça anlaşılmak istiyorum ve belki de bu anlarda bir parça çocuklaşıyorum.Her zaman değil bazen.
Ve gerçekten sabah akşam şükür etmenin beni nasıl motive ettiğini anladım.Bazen,bazı olaylar beni alaşağı etmeye çalışsa da..




17 Kasım 2011 Perşembe

Ne zaman oldu tüm bunlar?


Bir anda olu veriyor.Bir bakıyorum Demire yaptıkları karşısında şaşıp kalıyorum.Yahu ne zaman öğrendi,ne zaman bunları yapmaya başladı diye.Sürekli yanında değilmişim gibi şaşıp kalıyorum.
Dün akşam nihayet bizim koltuklara da tırmanmayı başardı.Şimdi her koltuğa tırmanıyor,çıkıyor yeni eğlencesi bu.Onun eğlencesi iken ben diken üstündeyim.Düşmesin diye gözlem altındayım.Tama düşecel,öğrenecek ama içimdeki evhamlı anneye de söz geçiremiyorum.Annelerin içinde bin bir çeşit anne var.An geliyor bir anda biri pörtlüyor.
İki gün önce de salondayız Demirle.Anneanneni arayalım oğlum bakalım nasılmış dedim.Demir kayboldu gitti bir geldi,elinde telefonumu uzatıyor.Mutfağa dolabın üzerine koyuyorum.Daha çok da o almasın diye itiyorum kenara.Ama Demir yerini iyi biliyor artık uzanmış almış bir de getirmiş uzatıyor.
Nesneleri tanıyor,getir deyince getiriyor.İlk defa gördüğü tencereye kapak uymayınca söylenip başkasını isteyebiliyor.
Ve ben yanı başımda bile olsa ne zaman oldu tüm bunlar diyorum.

15 Kasım 2011 Salı

Ütü yapabildiğine bile şükretmeli insan





İnsan ütü yapabilmesine şükretmeli mi?Neler mi diyorum?Ben ki ütüden hiç hoşlanmam bilenler bilir.
Peki bu başlık nereden çıktı derseniz şöyle anlatayım;dün her pazartesi gibi Aykut Oğuttan gelen pazartesi sendromuna son verdik maillerinden biri geldi.Bir hafta boyunca her sabah ver her akşam 10 dakikanızı hayatınızdaki şeylere şükretmeye ya da teşekkür etmeye ayırın diye.En sonuna da eklemiş "Kahvaltı eğer vücudun enerjisi ise, Şükür egzersizi, ruhun enerjisi."
Ben de bir kaç gündür akşamları uyumadan önce hem iyi şeyler düşünmek adına hem de rahatlamak adına güzel hayaller kurup,şükretmeliyim diyordum.Tabi uyku artık eskisi gibi asılı değil tavanlara,pıııt diye uyuyorum.Neyse ben dün sabahtan itibaren başladım.Sabah Demir uyurken ütü yapıyordum ve 10-15 dakika aklınıza gelebilecek veya gelmeyecek her şey için şükrettim.Akşam da devam ettim.Mesela yürüyebildiğim için şükür ettim.Bu benim için çok önemliydi belki de hayatımda şükretmenin önemini bununla öğrendim diyebilirim.1.5 ay yürüyemediğim,yatmak zorunda kaldığım bir dönem geçirdim üniversite zamanında.Bana 1,5 ay çok şey öğretti.En çok da yürümenin nasıl güzel bir şey olduğunu .Böyle böyle derken ütü yapabildiğime bile şükrettim o an.Hayattaydım,ciddi bir rahatsızlığım yoktu ve ütü yapmak için zaman bulmuştum.
Söylerken komik değil mi ütü yapabildiğine şükretmek diye ama o şükürün altında neler neler yatıyor bir düşünün.


****görsel

13 Kasım 2011 Pazar

Un kurabiyesinin üzerinde pudra şekeri olmasınmış

Un kurabiyesi çocukluk mutluluk hikayelerimin arasında yer alır.Bunu başka zamana yazayım.Un kurabiyesini çok sevdiğim halde yapmayı dün ilk defa denedim.Oldu mu derseniz fena olmadı.Başka bir şekil vermek istedim fakat nasıl olur diye düşünürken kendilerini yuvarlayıp dizi verdim tepsiye.Fakat kurabiye hamurunu yoğurmak öyle iyi geldi ki ruh halim rahatladı.Bir de evi saran kokusu da diğer güzel yanı.Keki ve kurabiyeyi neredeyse evi saran kokusu için bile pişiririm desem.Evi ev yapan kokulardan,mutluluk veren kokulardan.
Bir gün Alev Alatlıyı bir programda izlerken hiç unutmadığım bir şey söyledi.Aynısı olmasa şuna benzer bir şeydi:
"Artık kimse evde yemek bile yapmıyor.Anneler çocuklarını kek,kurabiye kokan evleri ile karşılasınlar.Bilmedikleri abur cuburları yemesinler.Çocuklar eve zevkle gelir." 
Yazının başlığına gelecek olursak birileri bu kurabiyelerin pişmesini merakla ve sabırla bekledi.Sonra da üzerinde pudra şekerlerinin olmasından hoşnut olmadı.Sanmayın ki bu kişi Demir değil.Bir parça verdim yemedi Demir.Sevgilim,sevgili eşim neden üzerinde pudra şekeri var dedi.Un kurabiye kavramını mı değiştirmek istiyorsun dediysem de çocuk gibi inadından vazgeçmedi ve yemedi de.Bilerek mi döktün,sevmediğimi biliyorsun dedi.Elmalı kurabiyeleri yapan anneme de döktürmez.Bunları nasıl unutmuşum.Hay unutkan ben.Ama şeker yok hayatım bunun içinde böyle tatlanıyor da desem.Yok,yemedi bile.
Evet bir de unutkanlığım var o da başka bir yazıya kalsın.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Demir bugün 13 aylık oldu

Bir yaşımı geçtim bile!Büyüyorum işte!
Çok hareketliymişim,her gören öyle söylüyor.Şimdilerde yeni merakım koltuklara tırmanya çalışmak.Anne annemlerdeki, koltuk alçak olduğu için evdekilere göre onlara artık tırmanabiliyorum.Yürümekten koşmaya geçiyorum yavaş yavaş:)
Mesela almamam gereken bir şeyi ele geçirdiysem hızlı hızlı kaçıyorum anneme de gülmeyi ihmal etmiyorum kaçarken.
Kavanozlarla,kapaklı kutularla aç,kapa oynamayı çok seviyorum.Balonlar ve toplarla da oyun oynamaya hala bayılıyorum.
Balonlarla oynamayı seviyorum ama balon şişirilirken çıkan sesten çok korkuyorum.Ayrıca elektrikli süpürge sesi,saç kurutma makinesinin sesinden,matkap seslerinden inanılmaz korkuyorum.Duymaya tahammülüm yok.
Üzerime giydirilen yelekleri,hırkaları çıkarmaya bayılıyorum.Yeniden kendim giymeye çalışıyorum.Ya da atıyorum bir kenara.Çoraplarımı çıkarıp  kendim giymeye çalışıyorum.Bulduğum kıyafetleri giymeye çalışıyorum.
Annem alkış dediğinde ya da bazen bir müzik duyduğumda alkış yapıp sevinç içinde odanın içinde dört dönüyorum.
Öpücük göndermeyi çoktan öğrendim.Şekilli küplerle oynamaya da başladım.
Eşyalarını verir gibi yapıp vermeyerek şakalaşmaya da bayılıyorum.Biri öksürdüğünde ben de hemen taklit edip öksürür gibi yapıyorum.Başka sesleri de taklit etmeyi seviyorum.Şakacı Şirinliğimi elden bırakmıyorum anlayacağınız.


                                                   Demir
Bir yaşına geldi,gelecek derken 13.ay oldu bile.Büyüyor benim minik bebeğim.Geçen sene bu zamanlar koltuğa koysak düşme tehlikesi olmaz kıvamındayken şimdi neredeyse koltuklardan kendi kendine atlayıp zıplayacak.Böyle bir şeymiş işte bir adım bir öncekinden büyük,eski yaşanan ilkleri unutturacak cinsten.Kolay bir şey değil ki bir insan büyüyor.,Hepimiz böyle miniciktik,annelerimiz,babalarımız,büyüklerimiz emek verdi.
Büyüdükçe oğlum sorgulamalarım devam ediyor.Çocuklara bir şeylerin öğretilmesinden ziyade iyi bir yol gösterici,yol dayanağı olmamız gerektiğini düşünenlerdenim.
Zaman bizden yana olsun güzel gözlü oğlum.Beraber güzelce yürüyelim hep el ele..




                                              Annen



9 Kasım 2011 Çarşamba

Anne

Bayramın ilk günü sabahı daha uyanamamıştım.Demir gece çok sık uyandığı için uyuyamamıştım.Sabah kalkınca babası ilgilendi.Ben de yarım saat daha uyumak istedim.Sonra babası ile yanıma geldiler.Demir bana doğru geldi anne dedi.Son haftalarda anne diyordu ara ara.Ama sabah gözlerimi öyle açmak ve bana sarılması..
Ne güzelmiş gerçekten anne denildiğini duymak.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Bu bayram her zaman hatırlayacağınız hoş bir anınız olsun..


Ben kalkmadan önce kahvaltıyı hazırlamıştı çoktan.Sobayı yakmış oturmuştu küçük taburesine.
Sıcacık odaya radyodan gelen sesler eşlik ediyordu.Günaydın kızım dedi,kahvaltımızı yaptık.Radyoda bayramla ilgili şarkılar çalıyordu.Kulağımda radyodaki şarkılar,aklımda annemler,biraz buruk biraz sevinçli bir bayram sabahıydı işte.
Birden Kalehisar Kalesi çaldı,karlı dağları aşalım dedi,ben biraz daha buruldum,ver elini bayramlaşalım dedi ben iyi ki babaannemin yanındayım da yalnız kalmadım evimde dedim.Çoktan bayramlaşmıştık şöyle baktım yanımdaki yaşayan tarihe.İyi ki gelmişim,iyi ki dedim.Güzel güzel sohbet ettik.Ardından bir sürü gelen giden oldu,zaman nasıl geçti anlamadım.
Şimdi ne zaman dinlesem Kalehisar Kalesini aklıma babaannem ve o bayram sabahı gelir.
Bu bayram sizin de her zaman hatırlayacağınız hoş bir anınız olsun.
Bayramınız kutlu olsun...

***Fotoğraf can Yeşocandan..


31 Ekim 2011 Pazartesi

Sonra...

Güneş özletecek demiştim burada da.Kendi adıma daha şimdiden özlediğimi itiraf ediyorum.
Zaten bir hüzün var artık canım ülkemde.Güneş de özlenir,iyi haberler de.
Ama iyi haberler gelir.
Ve bence devamı da gelir.
Şimdi yıllar öncesinin ekim anıları falan filan derken ekimi bitirdim ben.
Ayrıca umutlarımı da gün be gün suluyorum her daim yeşil kalması,solmaması için.
Kasım ayı kapımızda ve ben de kendime yapılacaklar listesini hazırladım.Kalemimi,kağıdımı elime aldım ve yazdım.
Yanlarına tik koydukça mutlu olacağım.
Ben kasım ayını da çok severim.Dünyadaki tek,biricik kardeşimin doğum günü ve sevgili eşimle tanışma günü bu aya gelip yerini almıştır.

Bir de yenilenme zamanı gelmiş benim için,Kasım ayı bunları getirsin.Bir çeşit hazırlık olsun benim için.
Sonra yeni yıla girerken....




27 Ekim 2011 Perşembe

Zor günler ama geçecek

Böyle göğsümüz dolu dolu ,söyleceğimiz kelimeler içimizi deşerken,göz yaşlarımız her an akmaya hazır göz pınarlarımızda beklerken bazı şeyler çok zor gelebilir.
Yaşamadan anlamak çok zor ki yaşamadan kilometrelerce öteden bizde yarattığı tesir bu ise onları düşünemiyorum bile.
Karınca kararınca elimizden ne gelirse yardımlaşma vaktidir dedik,doğru ellere ulaşmasını umut ettik.
Ama şimdi yardım edip 1 ay sonra unutmamız gerekir diye düşünüyorum.
Sonuçta şu anki sıkıntıları çözülür ama yıkılan evlerle birlikte yıkılan hayatların onarımı için bir kaç günlük ya da bir kaç haftalık yardım yetmez.

Zor geliyor gündelik hayat bile bize,hatta biz sıcacık evlerimizde iken onların payından da çalıyoruz hissi yaşıyoruz.
Dua edeceğiz,umutlarımızı yüksek tutacağız ve ne olursa olsun umutlu şeyler düşüneceğiz.
Çok zor belki ama yapmamız gereken bu.

ve mutlaka üzerimizde güneşler açacak...



20 Ekim 2011 Perşembe

Umut

Oğlum 5 gündür hasta.Uyuyamadığımız gecelerde geçecek nasılsa önemli değil,geçecek dedim.Umudum var,geçecek.
Sonra haberleri açtım dün sabah açmamış olmayı dilemem hiçbir gerçeği değiştirmezdi.
Umudu biten anneleri düşündüm.Evladının eve dönmeyeceğini bilen tüm anneleri.Annem bana ne yemek pişirmiş diyerek evine adımını atamayacak evlatları düşündüm.Umut bitmişti.Ölüm değiştirilemez gerçeği ile yerleşmişti aramıza.
Hepsinin umudu bitti,hayatları boyunca bitmeyecek bir acı ile yaşamaya devam edecekler.
Hayat devam ettirmeye zorlayacak hepimizi,unutmayacağız,lanetliyoruz demek yerine başka şeyler yapsak ya da yapabilsek.
Ben küçücük bir umut yetiştirmeye çalışıyorum.Hiç kimse ölmesin diye.
Çok küçük bir umut biliyorum.

Ve evladını,eşini,dostunu kaybeden herkese Allahtan sabır diliyorum.




14 Ekim 2011 Cuma

Demir bugün bize ilk defa bir şeyler anlattı

Babası eve gelmeden önce balonla oynayan Demir,balonunu patlattı.Patlayan balonun şaşkınlığı ile bana geldi sarıldı.O anda kapı çaldı.Babası gelince olayı işaret dili ve kendi kaptan mağara adamı dili ile anlattı.ooo PÜFFF BOOOOMMM ellerini uzatıp olay yerini gösterdi.Ooooo püfff yaptı.
Bu da tarihe not olsun.Demirin ilk başından geçen şeyi anlatmasıdır:)

13 Ekim 2011 Perşembe

Kitap Paslaşması için

Demirin doğum günü koşturmacası ile yazamadım bir türlü.Unutmadım kitap paslaşmasını.
Üzerinde biraz düşündüm.Bu olmamış şöyle yapalım derseniz önerilerinize açığım.

O halde ilgilenenleri Gezgin Kitaba alıyorum efendim.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Demir 1 yaşında

Yuppppii artık 1 yaşındayım.
1 yaşıma gelmeden yürümeye başladım.Artık öyle çok hızlandım ki yürürken beni tutabilene aşk olsun.
Şakacı Şirinmişim ben annem de Pinky teyzem de öyle söylüyor.Mesela dün annem kitabın arkasına yüzünü sakladı ve bana yüzünü çıkarıp gösterdikçe güldüm.Sonra annemden kitabı istedim ve aynısını ben de yaptım.
Çekmecelere de bir şeyler koyuyorum.Mesela geçen gün şapka çekmecesine toıp koydum.Seviyorum anneme böyle sürprizler yapmayı.
Annem,babamla üçümüz birlikte top oynadığımızda çok seviniyorum.Bir de annemle tivist tivist dansı yapmayı seviyorum.
Ellerimi şaklatmayı,bay bay yapmayı öğrendim.
Kapaklarla oymayı çok seviyorum,kavanozların kapağını açmayı kapamayı çok seviyorum.
Çorbalarla da aram biraz düzeldi.
Uykuyu hala sevmiyorum.Ama gün içinde daha fazla yorulduğumdan artık ben de uyumak istiyorum.Uykum gelince kafamı koltuğa koyuyorum.
Ne güzel artık 1 yaşındayım,büyüdüm ben:)

Demir

Anneliğimin bir yılı doldu.Nasıl geçti bu zaman.Benim oğlum 1 yaşında mı oldu şimdi.Durup durup soruyorum bu soruyu.İnanamıyorum.Hamilelik,doğum derken hayatım nasıl değişti.Evimizin sessizliğine nasıl güzel bir ses geldi.
Çok ama çok seviyorum seni.
Nerede varsa,isteyen herkese versin diye dualar ediyorum.
Yaşaması gerekir isteyen herkesin diye düşünüyorum.
Bir çocuk nasıl güzelleştirirmiş herşeyi,nasıl değiştirirmiş bir insanı.
Sevgim her gün fazlalaşıyor.
Bir kaç gün önce en sevdiğim dizilerden birinde şöyle bir söz geçti.O an kalakaldım,
"Gerçek aşkın sizi kalbinizden vuracak dünyanızı aydınlatacak ya da onu mahvedecek tek şey olduğunu sanırsınız.Fakat sonra................anne olursunuz."
Benim dünyam seninle yerinden oynadı.
Canım oğlum sen geldikten sonra kendimi daha sorgular oldum.Annelik hep bitmeyen bir vicdanla baş başa kalmakmış.Sürekli soruyorum kendime iyi bir insan mıyım?Sana iyi örnek oluyor muyum?Sana iyi örnek olabilecek miyim ?
Sorularım sürekli içimde,benimle.
Umarım sana iyi bir anne olurum.
Ve belki bir gün şöyle dersin ;
iyi ki benim annemsin...



6 Ekim 2011 Perşembe

Kitap paslaşması

Bir önceki postumda sevgili ikiz bebek annesi Özgenin yorumu ile evet bence yapmalı diyerek uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Okuduğumuz kitapları birbimize ulaştıralım.Bununla ilgili düşüncelerinizi,yorumlarınızı bekliyorum.
Nasıl yaparız,ayrı bir blogtan mı yürütürüz?

Evet bekliyorum;)

3 Ekim 2011 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna

Uzun zamandır bu kitabı okumak için bekliyorum.Böyle bekleyen kitapların okunma zamanı olduğuna inanlardanım.Şimdi okurum,sonra okurum derken eline alırsın,okumaya başlar ve anlarsın.
Kitabın sonunu getirmemle tesiri altına girdiğimi söylemem daha doğru olur aslında.
Kitabın gelişme kısmındaki duygusal tasvirler beni çok etkiledi.Kitapta yer alan Raif ve Maria Puder karakterlerinin iç dünyalarını açıkça anlatan,kişiliklerimizde yer alan gelgitlere ayna tutan anlatımı ile kitap okudukça içine alıyor.Sonunda gözlerimde yaşlar takılı kalıp,kalbim sıkışarak evet bunu yaşayan insanlar var ne yazık ki diyerek kalakaldım.
Kitaptan bir alıntı:
"Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ancak bize,bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden,-ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler hicaplar bir tarafa bırakılıyor,ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için,her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu."

30 Eylül 2011 Cuma

Hayatımın en güzel rengi




Hangi rengi en çok seviyorsun diye sorsaydı biri cevabım farklıydı bundan önce.Şimdi en güzel rengin aşkını içimde taşıyorum.Her gün gülen gözlerini seyredalıyorum.
Bir çocuk büyütmek zormuş belki ama güzelmiş hem de çok.
Neden mi?
Bir insanın büyümesine şahit olmaktan daha güzel ne olabilir?Bu şansa sahip olmak üstelik kendini özel de hissettirir.Sanki sadece sen anneymişsin gibi gelir o anlarda.
Bir de sarılırsa bu küçük insan,oooohh dünya o an tüm ağırlığı ile bile konsa omuzlarıma umursamam.

29 Eylül 2011 Perşembe

Sonbaharla haşır neşirim


















Şöyle camdan dışarı bile baktığımda iyi bak güneşe diyorum.Özleyeceksin.
Bu sonbahar güneşini çok seviyorum.Böyle kendini özleteceğini bilerek,herkesi kıskandıracak kadar parlak,hadi son günlerim biraz daha ısının özlersiniz diyecek kadar narsist sanki.
Sonbahar bana başlangıçları hatırlatıyor hep.Başlayan güzel şeyleri.Ya da başlayacak olanları.Okulların açılmasına sevinen çocuklar gibi.
Kendime döndürüyor bu sonbahar rüzgarları estikçe,esiyor kendime daha çok tutunuyorum sanki.
Söyleyecek çok kelime biriktirdim bir de ceplerimde.
Şöyle bir silkelesem ceplerimi ooooo neler dökülür içlerinden.
Adı bahar olsun mevsimin yeter ki ben ziyadesiyle severim.


24 Eylül 2011 Cumartesi

Demir artık tamamen yürüyor diyebilir miyiz:)

Bayramdan bu yana 2-3 adım derken derken Demir dün hız kazandı adımlar çoğaldı.Artık tutunacak yer fazla aramadan ayakta uzun uzun durarak ve en önemlisi yürüdüğünün de farkına vararak adım atmaya başladı.

Artık Demir hayatı arşınlamaya başladı!!

20 Eylül 2011 Salı

















Demir odasında oynarken ben de yanı başında onu izliyordum.Birden Yaz 'ın takvimine baktım.Ve Eylül ayının Yaz cümlesi neymiş hadi bu cümle benim olsun dedim.

Ve şöyle diyordu;
Eğer sıkıntı olmasaydı huzur da olmazdı,kış olmasaydı yaz da olmazdı.
St.John Chrysostam

Durdum düşündüm elbette.Boş değil bir anlamı vardı,bir şeyler anlatıyordu bana.Sonra aklıma Nietzche geldi.Nietzcheye göre insanlar değerli şeylere mutluluk dolu bir sürecin sonunda kavuşmuyorlar.Hatta bu sebeple dostlarına bile kötü temennilerde bulunurmuş ki acıların sonunda güzel bir mutluluğa ulaşmalarını umut edermiş.
Kendimi düşündüm.Bazen mutlulukları nokta gibi görüp diğer sıkıntıları düz çizgilere benzettiğimi.
.-.-.-.-.-.-.-.-.- gibi gibi
Ama sonra çeliştim işte birden aslında hep olumluyu çağırmak gerekti.
Bize öğretilen de buydu işte
O en can alıcı sözlerden buradan çıkmaz mıydı?
Her acının sonunda aydınlık bir pencere vardır gibi.
Çelişiyordu işte bu hep olumluyu çekme hali ile.
O yüzden bize öğretilenler,tüm özlü sözler ile kafamdan kovdum hepsini..

13 Eylül 2011 Salı

Jane Austen sevenler yaklaşın yamacıma


En çok sevenlerden biri de Pinkyim biliyorum.O izlediği zamanlarda izlemek bir türlü nasip olmamıştı.Nasıl geldiyse geçen günlerde aklıma geldi ve izlemeye başladım.
İlk Emmayı izledim.Ama BBC versiyonunu.Emma karakterini canlandıran kişiyi çok iyi seçmişler.Emma neşeli ve sevimli bir karakter.Evlenmeyeceğini söyleyip çevresindekilere çöpçatanlık yapmaya çalışan biri.

Aşk ve Gurur

Filmi hep bölük pörçük izlemiştim.Sonunu da getirmemiştim hiç.Oturdum izledim.Aşkı yanlış kişi de bulduğunu düşünüp acı çeken bir kızın ve beraberinde kız kardeşlerinin yaşadığı aşkları da anlatan bir film.

Becoming Jane(Alakasız bir şekilde Aşkın Kitabı ismiyle ülkemizde gösterime girmiş)

Diğer filmlerden sonra bu filmi izleyince çok üzüldüm ben Jane Austen için.Filmlerindeki karakterleri kendi hayatından yola çıkarak kaleme aldığını görmüş oldum.Nasıl yazdığını,neler yaşadığını gözler önüne seren film son sahnede beni gerçekten çok etkiledi.

Syhnm bir de film izleyemiyorum diyorum değil mi?




Hayatınızın fon müziği hep güzel olsun

Sahip olduğumuz bir ton şey varken daha fazlasını istiyoruz çoğu zaman.
Oysa nelere sahibiz?Bir çoğundan zengin,huzurlu,rahatız.Fazlası fazlası.
Kış olunca,yaz olsun.Yaz olunca,kış olsun der gibi.
Kızıyorum böyle anlarda kendime.

Bir de herkesin haklı olduğu durumlarda iki tarafa da yorum yapınca kızıyorum kendime.Öyle haller var ki aslında iki taraf da kendine göre haklı.

Bir de en çok bir düşünceye,güne,yeni olan ne varsa işte o şeye başlarken düşüncelerimi bazen bulandırmama kızıyorum.Dur diyorum at kafandan tüm bu düşündüklerini.
Kendine gel.

Kulağımıza çalınan melodiler güzel olsun,kalbe giden yolu bulsun.Düşüncelerimiz hep berrak olsun.İyimser tüm dualar,dilekler bizim olsun...


bu sabah kahve yaparken dinlediğim şarkı buydu ve bana ne kadar huzur verdiğini düşündüm.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Demir 11 aylık oldu

Yuppiiii doğum günüme 1 ay var!
Ne çok büyüdüm ben:))
Yürümeye ufak ufak başladım sayılır.Bana bir de ilk adım ayakkabısı aldı dayım.Ayda yürür gibi adım atıyormuşum onunla.Öyle diyorlar.Tutunmadan durabiliyorum uzun süre ama cesaret de edemiyorum 2-3 adım dışında.
Alt dişlere komşu üst dişler geldi.Yandakilerde hazırlıkta ki salyalar son sürat akıyor,akıyor,akıyor...
Annemler ne yese yemek istiyorum.Ne var ki bazen annem veremem sana bundan deyince kırılıyorum.Çorbaları hala pek sevmiyorum.Nadiren tadına bakıyorum.Damla teyzemin mercimek çorbasını çok sevmiştim ama.
Annem kilitler taksın dursun.Ben kilitleri de koparıyorum.Yeni hedefim annemin yemek takımlarının olduğu dolap.Aman içinde ne güzel kelebekli tabaklar var öyle.
Attı,git,ver söylediğim diğer kelimeler arasında.Arada başka kelimeler de tekrar ediyorum biri söylediğinde herkes durup bir bakıyor.Ama sonra pek de söylemiyorum tekrar tekrar.
Dedem de geldi ki nihayet ne oyunlar oynuyoruz onunla.
Babamın arkasından ağlamaya da başladım artık.
Annemle,babam bana komiksin diyor.Evet benim de kendi çapımda bir espri anlayışım var.

Demir


Çocuk

Bir gülümseme ne çok sevindirirmiş beni.
Çocuk nasıl da gelmişsin,girmişsin hayatıma
Herkese kendi çocuğu dünya güzeliymiş,evet doğruymuş.
Baktıkça doyamıyorum,sevdikçe doyamıyorum sana
Sen geldikten sonra baktığım her çocuk ne çok,ne çok kıymetli bana
Çocuk ne çok şeyler anlattın sen bana...




10 Eylül 2011 Cumartesi

Game Of Thrones-Taht Oyunları


Kuzenimde benim gibi dizikoliktir.İzle dedi Game of Thronesu sen seversin fantastik hikayeleri.Arkasında
n Damlocanım sürekli söz eder oldu.Hemen başlamalı dedim.İzleyeli çok oldu aslında ilk sezonu.İlk sezon bitti dayanamadım kitabını aldım.Merakla 2. se
zondan tüyolar bulacağını sanan Yıldız yanıldı.1000 sayfalık kitabı okuyarak Game of Thrones ile ilgili bir çok konuya vakıf oldu.Demirle nasıl okudun demeyin,neredeyse 1000 sayfa olan kitabı kucağınızda uyuyan bir bebekle okumak çok zor:)Bırakın bebeksiz de kalın kitap okumak zor.Tek elle kalın kitap okumayı uygun hale getiren bir icat bulan beni mutlu eder.Azıcık yaratıcı olsam ben bulacağım.Tek elle tutarsın olmaz,öyle yaparsın olmaz.Böyle yaparsın olmaz.
Taht oyunlarına dönersek Yüzüklerin Efendisi ile karşılaştırmak istemem.Toiken tarzında değil asla kitap da.Ama o havayı yakaladım diyebilirim.Krallıklar ve elde edilmeye çalışılan taht,arkasında savaş ve daha bir çok şeyi getiriyor.
18 eylülde Cnbce diziyi yayınlayacak izlemek isteyenlere duyurulur.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bu şehir artık sonbahar kokuyor

Artık soğuk içecekleri tercih etmek yerine elim hep kahve kavanozuna uzanıyorsa
Etrafımda okul malzemelerini sıkça görmeye başladıysam.




Rüzgar artık saçları savurup,üşütüyorsa
Sararan yaprakları görüyorsam artık yollarda 

bu şehir artık sonbahar kokuyordur.




7 Eylül 2011 Çarşamba

Bu arada biz

Bu bayram biraz doğaya karıştık.
Çocukluğumdan beri gitmediğim Emirgan Korusuna gittik çocuğumuzla birlikte:)
Fakat sahil kenarında ağaçlık bir yerde vakit geçirirken otlarla tanışan Demir ayaklarını yere koyamadı ve fotoğrafda da gördüğünüz gibi durumdan hoşnutsuzdu.



Artık ayakta tutunmadan durmaya başladı Demir ve bayram orta sehpa koltuk arası adımlarını attı tutunmadan.Tabi anneannesinde attı bu adımları.Bizim orta sehpamız ortadan kalkalı çoooook uzun zaman oldu.Dün de dayısının evinde orta sehpa koltuk arasında 3 adım attı.
6 eylül için ilk adımlarımız diyebilir miyiz?Deriz değil mi:)))
5eylülde üst dişlerimiz kendini ortaya attı.Dişlerimiz geç ve zorlu geliyor.Ama neticesinde geliyor.Şimdi bir adet tavşan modundayız.

Ve Demir artık daha da meraklı bir bebek oldu.Perdenin arkasındakiler,kapılar,pencereler,dolap içleri ve dahası başlıca meraklarımız arasında.



25 Ağustos 2011 Perşembe

Demirin İlk Arabası





Bir kaç hafta oldu bu arabayı alalı.Playskooll ilk arabam ismi arabanın ama bize göre Demirin ilk arabası.Üstündeki oyuncaklarla oynadı ilk zamanlar.
Biz oturtup götürünce eğlendi güldü hoşuna gitti.Bu şekildeki gibi ittirip gidebilir ve yürüme çalışmaları yapabilir.İlk zamanlar buna yanaşmadı.Bugün ilk defa kendi iterek gitmeye başladı.Offf nasıl güldüm nasıl hoşuma gitti.Ama kameraya çekemedim.Neyse denk getireceğim o anı:))