3 Ekim 2011 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna

Uzun zamandır bu kitabı okumak için bekliyorum.Böyle bekleyen kitapların okunma zamanı olduğuna inanlardanım.Şimdi okurum,sonra okurum derken eline alırsın,okumaya başlar ve anlarsın.
Kitabın sonunu getirmemle tesiri altına girdiğimi söylemem daha doğru olur aslında.
Kitabın gelişme kısmındaki duygusal tasvirler beni çok etkiledi.Kitapta yer alan Raif ve Maria Puder karakterlerinin iç dünyalarını açıkça anlatan,kişiliklerimizde yer alan gelgitlere ayna tutan anlatımı ile kitap okudukça içine alıyor.Sonunda gözlerimde yaşlar takılı kalıp,kalbim sıkışarak evet bunu yaşayan insanlar var ne yazık ki diyerek kalakaldım.
Kitaptan bir alıntı:
"Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ancak bize,bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden,-ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler hicaplar bir tarafa bırakılıyor,ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için,her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu."

30 Eylül 2011 Cuma

Hayatımın en güzel rengi




Hangi rengi en çok seviyorsun diye sorsaydı biri cevabım farklıydı bundan önce.Şimdi en güzel rengin aşkını içimde taşıyorum.Her gün gülen gözlerini seyredalıyorum.
Bir çocuk büyütmek zormuş belki ama güzelmiş hem de çok.
Neden mi?
Bir insanın büyümesine şahit olmaktan daha güzel ne olabilir?Bu şansa sahip olmak üstelik kendini özel de hissettirir.Sanki sadece sen anneymişsin gibi gelir o anlarda.
Bir de sarılırsa bu küçük insan,oooohh dünya o an tüm ağırlığı ile bile konsa omuzlarıma umursamam.

29 Eylül 2011 Perşembe

Sonbaharla haşır neşirim


















Şöyle camdan dışarı bile baktığımda iyi bak güneşe diyorum.Özleyeceksin.
Bu sonbahar güneşini çok seviyorum.Böyle kendini özleteceğini bilerek,herkesi kıskandıracak kadar parlak,hadi son günlerim biraz daha ısının özlersiniz diyecek kadar narsist sanki.
Sonbahar bana başlangıçları hatırlatıyor hep.Başlayan güzel şeyleri.Ya da başlayacak olanları.Okulların açılmasına sevinen çocuklar gibi.
Kendime döndürüyor bu sonbahar rüzgarları estikçe,esiyor kendime daha çok tutunuyorum sanki.
Söyleyecek çok kelime biriktirdim bir de ceplerimde.
Şöyle bir silkelesem ceplerimi ooooo neler dökülür içlerinden.
Adı bahar olsun mevsimin yeter ki ben ziyadesiyle severim.


24 Eylül 2011 Cumartesi

Demir artık tamamen yürüyor diyebilir miyiz:)

Bayramdan bu yana 2-3 adım derken derken Demir dün hız kazandı adımlar çoğaldı.Artık tutunacak yer fazla aramadan ayakta uzun uzun durarak ve en önemlisi yürüdüğünün de farkına vararak adım atmaya başladı.

Artık Demir hayatı arşınlamaya başladı!!

20 Eylül 2011 Salı

















Demir odasında oynarken ben de yanı başında onu izliyordum.Birden Yaz 'ın takvimine baktım.Ve Eylül ayının Yaz cümlesi neymiş hadi bu cümle benim olsun dedim.

Ve şöyle diyordu;
Eğer sıkıntı olmasaydı huzur da olmazdı,kış olmasaydı yaz da olmazdı.
St.John Chrysostam

Durdum düşündüm elbette.Boş değil bir anlamı vardı,bir şeyler anlatıyordu bana.Sonra aklıma Nietzche geldi.Nietzcheye göre insanlar değerli şeylere mutluluk dolu bir sürecin sonunda kavuşmuyorlar.Hatta bu sebeple dostlarına bile kötü temennilerde bulunurmuş ki acıların sonunda güzel bir mutluluğa ulaşmalarını umut edermiş.
Kendimi düşündüm.Bazen mutlulukları nokta gibi görüp diğer sıkıntıları düz çizgilere benzettiğimi.
.-.-.-.-.-.-.-.-.- gibi gibi
Ama sonra çeliştim işte birden aslında hep olumluyu çağırmak gerekti.
Bize öğretilen de buydu işte
O en can alıcı sözlerden buradan çıkmaz mıydı?
Her acının sonunda aydınlık bir pencere vardır gibi.
Çelişiyordu işte bu hep olumluyu çekme hali ile.
O yüzden bize öğretilenler,tüm özlü sözler ile kafamdan kovdum hepsini..

13 Eylül 2011 Salı

Jane Austen sevenler yaklaşın yamacıma


En çok sevenlerden biri de Pinkyim biliyorum.O izlediği zamanlarda izlemek bir türlü nasip olmamıştı.Nasıl geldiyse geçen günlerde aklıma geldi ve izlemeye başladım.
İlk Emmayı izledim.Ama BBC versiyonunu.Emma karakterini canlandıran kişiyi çok iyi seçmişler.Emma neşeli ve sevimli bir karakter.Evlenmeyeceğini söyleyip çevresindekilere çöpçatanlık yapmaya çalışan biri.

Aşk ve Gurur

Filmi hep bölük pörçük izlemiştim.Sonunu da getirmemiştim hiç.Oturdum izledim.Aşkı yanlış kişi de bulduğunu düşünüp acı çeken bir kızın ve beraberinde kız kardeşlerinin yaşadığı aşkları da anlatan bir film.

Becoming Jane(Alakasız bir şekilde Aşkın Kitabı ismiyle ülkemizde gösterime girmiş)

Diğer filmlerden sonra bu filmi izleyince çok üzüldüm ben Jane Austen için.Filmlerindeki karakterleri kendi hayatından yola çıkarak kaleme aldığını görmüş oldum.Nasıl yazdığını,neler yaşadığını gözler önüne seren film son sahnede beni gerçekten çok etkiledi.

Syhnm bir de film izleyemiyorum diyorum değil mi?




Hayatınızın fon müziği hep güzel olsun

Sahip olduğumuz bir ton şey varken daha fazlasını istiyoruz çoğu zaman.
Oysa nelere sahibiz?Bir çoğundan zengin,huzurlu,rahatız.Fazlası fazlası.
Kış olunca,yaz olsun.Yaz olunca,kış olsun der gibi.
Kızıyorum böyle anlarda kendime.

Bir de herkesin haklı olduğu durumlarda iki tarafa da yorum yapınca kızıyorum kendime.Öyle haller var ki aslında iki taraf da kendine göre haklı.

Bir de en çok bir düşünceye,güne,yeni olan ne varsa işte o şeye başlarken düşüncelerimi bazen bulandırmama kızıyorum.Dur diyorum at kafandan tüm bu düşündüklerini.
Kendine gel.

Kulağımıza çalınan melodiler güzel olsun,kalbe giden yolu bulsun.Düşüncelerimiz hep berrak olsun.İyimser tüm dualar,dilekler bizim olsun...


bu sabah kahve yaparken dinlediğim şarkı buydu ve bana ne kadar huzur verdiğini düşündüm.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Demir 11 aylık oldu

Yuppiiii doğum günüme 1 ay var!
Ne çok büyüdüm ben:))
Yürümeye ufak ufak başladım sayılır.Bana bir de ilk adım ayakkabısı aldı dayım.Ayda yürür gibi adım atıyormuşum onunla.Öyle diyorlar.Tutunmadan durabiliyorum uzun süre ama cesaret de edemiyorum 2-3 adım dışında.
Alt dişlere komşu üst dişler geldi.Yandakilerde hazırlıkta ki salyalar son sürat akıyor,akıyor,akıyor...
Annemler ne yese yemek istiyorum.Ne var ki bazen annem veremem sana bundan deyince kırılıyorum.Çorbaları hala pek sevmiyorum.Nadiren tadına bakıyorum.Damla teyzemin mercimek çorbasını çok sevmiştim ama.
Annem kilitler taksın dursun.Ben kilitleri de koparıyorum.Yeni hedefim annemin yemek takımlarının olduğu dolap.Aman içinde ne güzel kelebekli tabaklar var öyle.
Attı,git,ver söylediğim diğer kelimeler arasında.Arada başka kelimeler de tekrar ediyorum biri söylediğinde herkes durup bir bakıyor.Ama sonra pek de söylemiyorum tekrar tekrar.
Dedem de geldi ki nihayet ne oyunlar oynuyoruz onunla.
Babamın arkasından ağlamaya da başladım artık.
Annemle,babam bana komiksin diyor.Evet benim de kendi çapımda bir espri anlayışım var.

Demir


Çocuk

Bir gülümseme ne çok sevindirirmiş beni.
Çocuk nasıl da gelmişsin,girmişsin hayatıma
Herkese kendi çocuğu dünya güzeliymiş,evet doğruymuş.
Baktıkça doyamıyorum,sevdikçe doyamıyorum sana
Sen geldikten sonra baktığım her çocuk ne çok,ne çok kıymetli bana
Çocuk ne çok şeyler anlattın sen bana...




10 Eylül 2011 Cumartesi

Game Of Thrones-Taht Oyunları


Kuzenimde benim gibi dizikoliktir.İzle dedi Game of Thronesu sen seversin fantastik hikayeleri.Arkasında
n Damlocanım sürekli söz eder oldu.Hemen başlamalı dedim.İzleyeli çok oldu aslında ilk sezonu.İlk sezon bitti dayanamadım kitabını aldım.Merakla 2. se
zondan tüyolar bulacağını sanan Yıldız yanıldı.1000 sayfalık kitabı okuyarak Game of Thrones ile ilgili bir çok konuya vakıf oldu.Demirle nasıl okudun demeyin,neredeyse 1000 sayfa olan kitabı kucağınızda uyuyan bir bebekle okumak çok zor:)Bırakın bebeksiz de kalın kitap okumak zor.Tek elle kalın kitap okumayı uygun hale getiren bir icat bulan beni mutlu eder.Azıcık yaratıcı olsam ben bulacağım.Tek elle tutarsın olmaz,öyle yaparsın olmaz.Böyle yaparsın olmaz.
Taht oyunlarına dönersek Yüzüklerin Efendisi ile karşılaştırmak istemem.Toiken tarzında değil asla kitap da.Ama o havayı yakaladım diyebilirim.Krallıklar ve elde edilmeye çalışılan taht,arkasında savaş ve daha bir çok şeyi getiriyor.
18 eylülde Cnbce diziyi yayınlayacak izlemek isteyenlere duyurulur.

8 Eylül 2011 Perşembe

Bu şehir artık sonbahar kokuyor

Artık soğuk içecekleri tercih etmek yerine elim hep kahve kavanozuna uzanıyorsa
Etrafımda okul malzemelerini sıkça görmeye başladıysam.




Rüzgar artık saçları savurup,üşütüyorsa
Sararan yaprakları görüyorsam artık yollarda 

bu şehir artık sonbahar kokuyordur.




7 Eylül 2011 Çarşamba

Bu arada biz

Bu bayram biraz doğaya karıştık.
Çocukluğumdan beri gitmediğim Emirgan Korusuna gittik çocuğumuzla birlikte:)
Fakat sahil kenarında ağaçlık bir yerde vakit geçirirken otlarla tanışan Demir ayaklarını yere koyamadı ve fotoğrafda da gördüğünüz gibi durumdan hoşnutsuzdu.



Artık ayakta tutunmadan durmaya başladı Demir ve bayram orta sehpa koltuk arası adımlarını attı tutunmadan.Tabi anneannesinde attı bu adımları.Bizim orta sehpamız ortadan kalkalı çoooook uzun zaman oldu.Dün de dayısının evinde orta sehpa koltuk arasında 3 adım attı.
6 eylül için ilk adımlarımız diyebilir miyiz?Deriz değil mi:)))
5eylülde üst dişlerimiz kendini ortaya attı.Dişlerimiz geç ve zorlu geliyor.Ama neticesinde geliyor.Şimdi bir adet tavşan modundayız.

Ve Demir artık daha da meraklı bir bebek oldu.Perdenin arkasındakiler,kapılar,pencereler,dolap içleri ve dahası başlıca meraklarımız arasında.



25 Ağustos 2011 Perşembe

Demirin İlk Arabası





Bir kaç hafta oldu bu arabayı alalı.Playskooll ilk arabam ismi arabanın ama bize göre Demirin ilk arabası.Üstündeki oyuncaklarla oynadı ilk zamanlar.
Biz oturtup götürünce eğlendi güldü hoşuna gitti.Bu şekildeki gibi ittirip gidebilir ve yürüme çalışmaları yapabilir.İlk zamanlar buna yanaşmadı.Bugün ilk defa kendi iterek gitmeye başladı.Offf nasıl güldüm nasıl hoşuma gitti.Ama kameraya çekemedim.Neyse denk getireceğim o anı:))



23 Ağustos 2011 Salı

3 film birden




Başlık şaşırtıcı değil mi?Eski günlerdeki gibi 3 film birden,5 film birden yazabiliyorum.Hooo hooo ne mutlu bana(Bu Noel Baba gülmesi oldu ama neyse)
Eskisi gibi arka arkaya 2 film izleme şansım yok artık.Filmleri durdur devam et,durdur devam et,şeklinde ya da kapalı gözlerle izliyorum.İzlerken uyuyakalıyorum yani.Sonra ertesi gün
devam.
Gelelim filmlere
Son Gece (Last Night)
Baş rollerde Keira Knightley,Sam Worthingon,Eva Mendes ve Patrick Dempseyin gülümsemesine benzettiğim gülümseme ile Guillaume Canet var.Film elbette bu kadro ile daha iyi bir iş
çıkarabilirdi fakat ortaya çıkan da çok fena değil.En azından kadın erkek ilişkileri açısından bakılınca kadın erkek farkını ortaya güzel koyuyor.Kadınlar fazla gözlemci,erkekler dikkatsiz bazı konularda.Ayrıca kadınlar aldatırsa saklayabiliyor hiç çaktırmadan.Evliliklere bir bakış açısı sunuyor.

Limit Yok (Limitless)
Bradley Cooper,Robert De Nironun başrollerinde olduğu film yeterli reklam mı yapmadı,ben mi uzak kaldım sinemalardan bilemiyorum.Film bence daha
fazla ilgiyi hak ediyor.Konu süpersonik bir hayal ama insan izlerken keşke böyle bir
şey olsa ben de denesem,beynimi sınırsız kullanabilsem demeden kendini


alamıyor.Konu daha bilim kurgu ile farklı bir hale getirebilirdi ama olduğu hali ile de dikkat çekici.



Kukla (The Beaver)
Mel Gibson ve Jodie Foster bu filmde bir araya gelmiş.Bir kuklayı eline takarak iletişimini insanlarla bu şekilde sağlayan yaşadığı psikolojik sorunlardan kurtulmaya çalışan bir adamın ve ailesinin hikayesi.

Bazı sahnelerde sıkılsam da film kukla ile iletişimin yarattığı şaşkınlık ile izlettirmeye devam etti.
.




19 Ağustos 2011 Cuma

Annelerden Sütlü Tarifler

Bugün LeiLeo yu ziyaret edince kimin sütlü tarifini bulacaksınız bakalım?Emziren anneler ya da bebek bekleyen anneler bu güzel bloğa bir tık tık yapın güzel paylaşımlara siz de katılın;)
Aylar önce keşfetmiştim ve blog sahibi Zeynebin yaptığı şeyin müthiş olduğunu düşünmüştüm.Sonra bir gün twitterda rastlaştık ve ben de bir sütlü tarif vermiş oldum.



17 Ağustos 2011 Çarşamba

5 dakika içinde tüm evde cam kırıkları

Bir an için mutfağa gitmemle şangıııııır diye bir ses arkasından Demirin ağlaması ile salona ışınlandım.Bir bakarım ki mor cam kırıkları ile oturmuş panik halinde Demir.Hemen aldım kucağıma baktım bir yerinde bir şey var mı diye.Sakinleştirir sakinleştirmez salondaki kırıkları temizlemeye koyuldum.Ama Demir elektrikli süpürge sesinden korkuyor.Büyük parçaları elimle toplamaya çalışıyorum ama bir yandan Demir yanıma geliyor.O an evde tek başımıza olmamız çok canımı sıktı tabi.Demir sürekli yanıma gelmeye çalışıyor.Annecim gelme desem de odasına bıraksam bir bakmışım yanı başımda.Elimi çabuk tutup parçaları topladım.Süpürgeyi çıkarmak için kilere gittim.O da ne????Bir şangırrr daha.Bu sefer benden.Demir gezerken takılmasın diye yerde duran büyük cam vazomu kilere kaldırmıştım onu da süpürgeyi çıkarırken ben çarptım telaştan.O da kırıldı.Böyle böyle tüm ev cam kırıkları ile doldu.Süpürgeyi çalıştıracağım ama Demiri ne yapacağım diye düşünürken odasına götürdüm sürekli açmak istediği dolabı açtım önüne koydum.Kapaklarını bağlamıştım açmasın diye.Hiç cazip gelmemiş olacak ki yine yanıma geldi.Artık ben nasıl cam kırıklarını süpürdüm nasıl sildim yerleri o kısım kafamda flu şu an.
Demir el yordamı ile uzanıp cam küreyi kırdı.Büyük ihtimal örtüyü çekiştirdi bir yerden.
Bu benim dikkatsizliğim ki hala ısrarla örtüyü orada bırakmışım.
İnsan yaşadıkça yapması gerekenleri daha iyi anlıyor.Neyse ki ona bir şey olmadı.Kırılan şeyler ise hiç umrumda değil

12 Ağustos 2011 Cuma

Demir 10 aylık oldu

Offf çok büyümüşüm ben,annem öyle diyor:))
Bir de doğum gününe 2 ay kaldı diyor.1 yaşıma girecekmişim.
Son günlerde anneannem ve dedem bizden uzakta olduğu için her gün bizle telefonda konuşuyorlar.Anneannemle daha çok konuşuyorum diye dedem bozuluyor sanırım.Telefonu kapatınca üzülüyorum,hep konuşalım istiyorum.Telefon çalınca hemen kulak kabartıyorum,annem ne zaman açacak diye bekliyorum.
Mutfaktaki dolapların bir kısmını bağladı bir kısmını kilitledi annem.Ama hala çöp kovasının orası açık ve geçen gün kapağına kafamı çarptım.Kaşımın üstü çizildi.Annem bana oğlum kapağı aç-maa derken ben çoktan açmıştım.Annem çok üzüldü.
Çığlıklar atmayı çok seviyorum.Bu çığlıkları atarken arada bazı şeyler söylemeyi de çok seviyorum.Bu benim sevinçli halim:))
Beam,neyam,edın en çok söylediğim kelimeler hadi gel,baba,dede,mamadan sonra:))
Odamdaki çekmeceleri açmaya iznim var.İçindekileri açıp tek tek boşaltıyorum her defasında.
Annemin elinde kitap görmeyeyim hemen elime almak istiyorum.Neyse ki benim de kocaman bir kitabım var ve sayfalarını kendim çevirip resimlerine bakıyorum.
Öyle çorba ile aram yok hala.Meyveler hala favorim.Bir de etçilmişim annem öyle diyor:))
Bir çok şeyi kendim yemek istiyorum.Annem minik minik lokmalar hazırlayıp önüme koyuyor ben de kendim yemeye bayılıyorum.
Çok hızlı emekliyorum,yürümek gibi bir derdim yok hala.Koltuk kenarlarından tutuna tutuna nasılsa yürüyorum.
Elimde iki top tutuyorum birini annem istiyor,verir gibi yapıp gülüyorum,annemle çok eğleniyoruz.
Bir de birlikte bir şeyleri çekiştirirken çok eğleniyoruz.Ama en çok annem koltuğun arkasına ya da kapının arkasına saklanıp ben nerdeyimmmmm dediğinde onu bulmayı en çok seviyorum.
Demir
Geçen sene bu zamanlarda sıcak havadan bunalıp kendimi nerelere atacağımı şaşırınca oğlumun hayalini kurardım.Nasıl bir bebek olacak,kime benzeyecek diye düşünürdüm.
Bilemezdim ki böyle güzel bakıp gülen bir bebek olacağını,bilemezdim ki o her güldüğünde içimin eriyeceğini.Bilemezdim ki sarılınca dünyayı durdurmak isteyeceğimi.
Ve bilemezdim hayatımın böyle değişeceğini.
Yeni bene alışmak zor oldu ama sana alışmam zor olmadı canım oğlum.Sanki sen hep vardın,benimleydin,benim parçamdın.
Ben çok dua etmiştim sağlıklı,neşeli bir bebek olasın diye.Gülünce günler açsın,sıcak kalpli bir bebek olasın diye.Şükürler olsun.
Hayat daha ne olsun..
Annen






11 Ağustos 2011 Perşembe

bu sabahın fon müziği

Sabah kalkınca içimde çalan fon müziğim...




9 Ağustos 2011 Salı

Çocuklu halimiz çocuksuz halimizi döver

Üniversiten,çok yakın arkadaşım,eşi ve kızı cumartesi akşamı iftara bizdeydiler.Son anda haber verdi.Ben mutfakta bir şeyler yaparken aradı,sofraya iki tabak daha koy dedi,memnun oldum.
Kızı 2 yaşını doldurdu.Şimdi Demir de hareketlenince ikisini kollamaktan ne konuştuğumuz anlamadık iftar sonrası.
Onlar gidince düşündüm çoğu zaman hafta sonlarını birlikte geçirirdik.Hatta onlar Bursada yaşarken ya biz sık sık Bursaya giderdik ya da onlar İstanbula gelirdi.Gezerdik,eğlenirdik en güzeli de sabahlara kadar sohbet ederdik arkadaşımla.Tıpkı üniversite zamanlarımız gibi.Bu konuşmalar bize terapi gibi gelirdi.Hayaller kurar,eskilerden konuşur,yenilerden konuşur,konuşur da konuşurduk.Eşlerimiz de arkadaş olduğu için onlar birlikte vakit geçirirken çoğu zaman biz iki arkadaş birlikte bir yerlere giderdik.
Sonra ....
Sonra ne mi oldu?
Arkadaşım hamile kaldı.Sabahlara kadar konuşmaya niyetlendiğimiz gecelerde arkadaşım uyuyakalmaya başladı.Gezerken kendimize alışveriş yapacağımıza bebek mağazalarında gezer olduk.Öyle her yere gidemez olduk.Sonra arkasından doğum zamanı.Sürekli arkadaşımın yanına gittim özellikle yalnız olduğu zamanlarda.Bebekle vakit öyle hızlı geçiyordu ki oturup iki laf etmek istediğimizde bile akşam oluyordu.Aradan aylar geçti.Vakitlerden geçen yazdı.Ben bu sefer karnım burnumda.Ama vazgeçmiyoruz da plan yapmaktan.
Bir yerlere gideceğiz bir hafta sonu.Eşi de yoktu.Kızını da ablasına bırakacak biz de çıkacağız akşam.Öğleden sonra bizim çıtırık uyumadı.Haliyle mızır mızır huzursuz.Arkadaşım kızını uyuturken ben de uyuyakalmışım.9a doğru uyandım,uyanınca gülmeye başladık.Ne oldu bize diye.Tabi gezme işi kaldı.
Arkasından benim doğum yapmamla bizim gezip,eğlenme işlerimiz rafa kalktı.Aylardır bir yerlere çıkmıyoruz.
Ama hala biz tatil planı yapıyoruz birlikte.Bu sefer hemen değil,iki sene sonraya:)

uğur böcüğü oğluma ithafen

5 Ağustos 2011 Cuma

doğru düzgün bir dolap kilidi bulamadım

İlk önce e-bebekten aldım dolap kilitlerini,beğenmedim değiştirdim.Gittim Mothercareden aldım.Dün akşam monte etmeye çalışırken bir türlü yapamadım.Çünkü lavobanın altındaki çöpün olduğu kapağın girintisi diğerlerinden farklı ve bir türlü ayarlayamadım.Demir son sürat tencerelerin olduğu kapakları karıştırıyor.Dün düdüklü tencereyi çekerken elinden zor aldım.Saniye ile gözünü açıp kapayana kadar işini hallediyor.Bizim kapaklar da yukarıda,onlara asılıyor bir güzel,geri geri gidip açıyor.Sonra kapaktan kurtulup hooop oturuyor dolabın karşısına.
Hayırı fazla söylememeye çalışıyorum.Yapma etme demek de sürekli istemiyorum.İlgisini bir yere çekmek de sürekli saçma geliyor.Konuşuyorum anlatıyorum ama yok tekrar o kapağın başında.Onun için bazı çekmecelere kilit takmadım.İstediği gibi boşaltsın,merakını gidersin.Zararlı şeylerin olmadığı çekmeceleri onun keşfini bıraktım.Ama onlar ulaşılabilir ya,çok umrunda değil.Diğerlerine ulaşmaya çalışıyor.Bağlanacak gibi olanları bağladım.Ama bağlanamayacak kapaklar var.
Ev içinde bazen nereye gideceğimi şaşırıyorum.Çünkü Demir sürekli keşif halinde.

2 Ağustos 2011 Salı

prenses


Küçük bir kız çocuğuyken prenses olmayı arzu eder,ailemin beni el bebek
gül bebek büyütmesi ile belki de öyle sanırdım.Gün geldi,biri dedi ki bırak bu prenses hallerini,artık kendinlesin yalnız yaşıyorsun,ailenin prensesi değilsin.O gün tacım çalınmış gibi hissettim.Öylece kaldığımı sandım.Şımarık mıydım?Hayır,sadece şanslıydım ve bu şansım insanları kızdırabiliyordu.
Bunları düşündüm filmi izlerken.Zengin,ünlü kızımızın sıradan bir erkek gazeteci ile aşkının henüz klişe olmadığı zamanlarda çekilmiş eski bir film;Roman Holiday.Romayı özleyenler,sevenler izlesin.Bir de siyah beyaz filmleri sevenler.