12 Mart 2012 Pazartesi

Demir 17 aylık oldu



Bugün 17 aylık oldum ben.1,5 yaşımdayım dememe 1 ay kaldı.Hoş ben sadece canım isterse biyy deyip parmağımla bir yapabiliyorum ama olsun.
Aylar önce yürümek gibi bir derdim yokken şimdi de konuşmak gibi bir derdim yok.Canım isterse bir çok şeyi tekrar edip söyleyebiliyorum.İhtiyacım olduğunda anne,babayı çok kullanıyorum.Bir de dede,sevdiğim şeylere de dede diyorum.Dedeme de dedeeeeee diyorum.Kuzenime aylardır Ba diyorum.Aslında ismi Batıkan.Ama ben Ba diyorum.Balona da ba diyorum.Böyle kısaltmalarım da mevcut.Dün annem mama yedirirken çok sıkıldım ve yemem dedim.Babam da annem de şaşırdı tabi.
Annem çok tv izlememi istemiyor.Reklamlar ilgimi çekerken son favorim Sid ile Bilim.Kumandayı uzatıp sssiiiii diyorum anneme.Ona izin veriyorlar.Hatta benim için programı kaydediyorlar.Arada Pepeye de bakıyorum.Onun dışında gündüz annemle müzik dinliyoruz.Çoğu zaman annem de benle oturup Sidi izliyoruz.Galiba annem de Sidi çok seviyor:))
Mutfak araç gereçlerine olan sevdam hala geçmedi.Bütün kepçeyi,süzgeci toplayıp evi turluyorum onlarla.Annem sürekli onları yıkamaktan usanmış sanırım.Ama ben oynamaktan usanmadım.
Anneme bilgisayar başındayken artık rahat vermiyorum.O sandalyede iken koltuktan yanına çıkmaya çalışıyorum.Benim de ilgimi çekiyor tabi sürekli tık tık.Ben de başına geçtim geçenlerde annem mutfaktaydı bir geldi sandalyenin üstündeyim.Tabi kadıncağız şokta.Ondan sonra da beni bırakmamaya başladı yalnız.Ben sandalyenin tepesine çıkıp annemin de bilgisayarına geçip tiki tak tiki tak yamaya başlamıştım,sırası mıydı anne gelmenin?
Annem dans etmeyi sevdiğim için bana Arthurun müzikli bir kitabını aldı.Müziklerini açıp dans etmeyi çok seviyorum.
Arabalarla da yavaş yavaş oynamaya başladım.
Kendimden büyük çocukları çok seviyorum.Onlara sarılmak istiyorum bazen.Bazen de oyuncakları hiç paylaşamıyoruz.Oyuncakları alıp kaçıyorum mesela.
Kaçmak deyince almamam gereken bir şeyi aldığımı gören annemle şakalaşmak çok hoşuma gidiyor.Anneme bir bakış atıyorum bakkk elimde ne var gibi.Sonra koşmaya başlıyorum.İstiyorum ki kovalamaca oynayalım.
Dışarı çıkmaya bayılıyorum.Sıkılınca anneme atkımı,beremi getiriyorum.Hadi artık çıkalım diyorum kendimce.Sonra kapıyı gösteriyorum.Zaten bana  gezmeye gideceğiz bugün demeleri ile benim atkımla beremi getirmem bir oluyor.Attaaa demeyi de öğrendim çoktan.Artık ne demekse.
Bir evden çıkarken,minibüsten inerken,bir mağazadan ya da marketten çıkarken mutlaka geride kalanlara dönüp el sallayıp baaayy baaaayy diyorum.Mağaza demişken kitapçılarda vakit geçirmeye bayılıyoruz annemle.

                                                                                                                     Demir
Geçen gün aldığım minik deftere not düşmüşüm.Uyutmaya çalışırken Demiri saçlarını okşuyordum.Bıraktığım an Demir alıp tekrar elimi saçlarına getirdi.O an öyle şaşırıp mutlu oldum ki.Uyumaya zor geçen bir bebek oldu Demir her zaman.Uykuya dalarken kendini uyandıran bir bebek.Anne olarak en çok zorlandığım konulardan biri bu oldu.Ama geriye doğru dönüp baktığımda rahat olduğum her anda daha rahat uyuduğunu gözlemledim.Ama anne olarak vakitli uyusun istiyorsun.Uykusunu alsın istiyorsun.O uyuyunca sana zaman kalsın istiyorsun.Bunları isterken stres yapıyorsun.O zaman işler değişiyor.En güzeli rahat olmak.Aynı saatlerde uyumasın,zorlamayacağım dediğim her gece kolay uykuya geçti.Ama yok uyusun geç oldu dediğim her gece de gereksiz boğuştuk uykuyla.İşte rahat uyusun dediğim anlardan biriydi saçlarını okşarken uyudu.Seni kendi doğanı bozmadan büyütmek derdim.Aklından neler geçiyor diye çok düşünüyorum bazen.Öyle ki bir anda aklına bir şey geliyor mesela mutfağa gidiyorsun.Bak minicik adam neler düşündü şimdi diyorum.
Her an dua ediyorum ve öyle anlar var ki o anlarda kat be kat dua edip şükrediyorum.Sarılıp arkama pı pıt vurman.Bir anda ben otururken gelip dizlerime başını koyman.Nasıl mutlu oluyorum o anlarda.Çünkü ben hep sevgisini belli eden bir çocuğum olmasını istedim.Dilerim her zaman sevgini böyle belli edersin..

                                                                                                          Annen

Ben 12yi çok severim



12ler anlamlı benim için.Bugün de ayın 12si.Yok,yok sanmayın bugün beklediğim bir haber falan yok.Sadece takvime bakıp 12sini görünce sevindim bir an.Çünkü ben 12leri severim.
Ayın 12sinde ne oldu dersiniz 12 Ekim 2010da Demir doğdu mesela.Ve daha bir sürü tarih var benim için önemli olan.
Hava durumunun bile haberi olmadan yağan bir kar var dışarıda.Evin minik insanı sümüklü böceğe dönüştü.Tüm bunları düşünürken dur dedim.Ve o an takvime ilişti gözüm.Sonra dedim ki kendime ben 12yi çok severim.Ve nasıl başlarsan güne gün öyle devam eder...

Hepimiz güzel başlayalım,güzel geçsin bu hafta.Birazcık sabırla yaklaşıyoruz bahara;)

9 Mart 2012 Cuma

İyi şeyler olacak...


Sanki baharı bir çırpıda yaşamışız yaza yaklaşıyormuşuz gibi.Güzel şeyler olacak gibi.Bir gün güneş görsem kendimi güneş enerjisi ile doldurup hoooopp işte şimdi iyiyim demem gibi.
Ben bahar çocuğuyum bu besbelli.Yeni bir yaş da geliyor adım adım.30'a girerken davullu zurnalı doğum günü yapacağım demiştim demesine de na-mümkündü.Şimdi de büyük planlarım yok.Yeni bir yaş,yeniliklerle gelecek eminim.Sadece doğum günü dileğim belli.Seneler evvel böyle dilemiştim ve olmuştu hem de 2 gün içinde.İşte öyle bir şey gibi.
Ağrılar,bazı sorunlar da var.Ama tolere ediyor içimde iyimser biri.Enerjim de düşebiliyor.Mesela 2 saat önce resmen ayakta uyuyup,rüya görüyordum.Şimdi tamamen uyanığım,gözlerim fal taşı.Yani inişlerim çıkışlarım hala var.Hem de her türlü.
Ama işte bahar geliyor.
Evet bir kaç gün içinde biraz hava soğuyacak ama iyi şeyler olacak....


7 Mart 2012 Çarşamba

Işınla Beni Scotty



Öyle bir hızla istediğim kitapları okuyayım,filmleri izleyeyim,zaman makinesiyle hem zamanda yolculuk yapayım hem de zamanı biraz hızlandırıp,biraz yavaşlatayım.Ama en çok hızlanmaya ihtiyacım var sanırım.Yapılacak onlarca şey varken.
Bir de ışınlanalım artık canım!İstediğimiz yerde olalım istemediğimiz yerden kaçalım:)

5 Mart 2012 Pazartesi

İçimdeki Şarkı-2


inişlerim çıkışlarım 
o kendimden kaçışlarım 
gidişlerim dönüşlerim 
içimdeki sancı 
o kısır döngülerim 
şarkılarım sancılarım 
kadınlarım hüsranlarım 
dostluklarım acılarım
içtiğim su 
o pusu duruşlarım 
yarım kalan sevgilerim 
uyanmamış sabahlarım 
perdesiz gecelerim 
paramparça oluşlarım 
yalanlarım yanlışlarım 
o arkamdan bakışlarım 
kendime geç kalışlarım 
içtiğim su 
o pusu duruşlarım 
yokuşlarım kalışlarım 
umutlarım kaygılarım 
inançlarım gözyaşlarım 
ben miyim bu şarkıdaki satırlarım





Çok iyi şekilde güne başlayıp akşama doğru can sıkıcı,üzücü şeyler olabilir.Demir kapıya çarpar kulağına kan oturur canı yanar,benim de..


Oysaki takvimler baharı gösterirken bugün güneş varken kısacık yürüyüşümüzde ne mutluyduk.
İşte inişler çıkışlar.
Son günlerdeki ruh halim gibi...

2 Mart 2012 Cuma

İçimdeki Şarkı-1




Dün bir eksiklik var ama ne dedim bir ara kendime.Koşturmaca içinde yoruldum,anneler yorulmazmış dedim sürekli kendime.Annen bu zamana kadar hep senin için bir şeyler yaptı.Enerji doldum öyle düşününce,elimden geldiğince bir şeyler yaptım.Annem rahatsızlandı,bel fıtığı dediler bana da dedikleri gibi.Nazarımız mı değdi dedim ona da.Ne güzel sen de fıtık yok derken.Sonra annemlerin mutfağını toplarken bugün bir şey yapmamışım gibi geldi akşama doğru.Evet düşünüce hatırladım.Bir kaç gündür yazmıyordum.Ve de dün sevdiğim blogları da pek gezinememiştim.Dün eksikliğini hissettim.Demek ki söyleyecek çok kelimem vardı o an.Belki şu an yok.

Bugün içimden bu şarkıyı söyledim.İçimden hep kelimeleri aktı.Bugün en çok kendime kızdım.Kendimi eleştirdim.Biraz acımasız oldum kendime ama olsun.Belki bir yerlere dikkat çekebilmişimdir kendi kendime,kendi içimde.

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..


Can Yücel


pinterest


Yarın için ise plan yapmıyorum.Bir kaç gün önce yarın için bir planım vardı.Ama olmadı işte.Yarın sadece güneş olsun sonra artık gün ne getirirse....








28 Şubat 2012 Salı

Kaplan Anne



Son günlerde gazetelerde sürekli karşıma çıkan bir konu ve de bu konuya sebep bir kitap var.Kitabı henüz alıp okumadım.Arka kapağında yazılanları D&R 'ın web sayfasında buldum.

"Çok satanlar listelerinde 1 numara" 
ABD, New York Times, İngiltere, Sunday Times, Almanya, Der Spiegel

ABD, Almanya, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Norveç ve Rusya dâhil, 25 ülkenin ardından, şimdi de Türkiye'de


Çinli anne Batılı anneye karşı mı?

Dünya güçleriyle yarışmaya başlayan Çin'in bu başarısının ardında Doğu disiplini görülüyor; Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, bu disiplinin çekirdek ailedeki pratiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Amy'nin kızlarının şunları yapmaları yasak: yatıya kalmak, çocukların bir araya getirildiği oyun gruplarına gitmek, okul tiyatrosunda rol almak, televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak, kendi ders dışı etkinliklerini seçmek, A'dan daha düşük bir not getirmek, keman ya da piyanodan başka bir enstrüman çalmak, keman ya da piyano çalmamak.


"Chua'nın hatıratı, Kaplan Anne'nin Zafer Marşı, okunması kolay, zekice yazılmış, eğlenceli, dürüst ve biraz da hüzünlü."
Chicago Sun-Times

"Chua, tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki sırrı açıklıyor: Çinli anne. Bu çocukları yetiştirmede başarılı olan en geleneksel yöntemi de ön plana çıkarıyor: katı, eski ve tavizsiz değerler. (!) Chua, yöntemlerinin korkutucu olduğunu inkâr etmiyor; fakat elde ettiği sonuçların tartışılmaz olduğunun da farkında!"
Publishers Weekly


Bu yorumları bile okuyunca insan bir anda sinirleniyor.Kitabı okuyan annelerin bir çoğu da tepkili.Sonuçta biz annelerin çoğu çocukların, duygusal dünyalarının zedelenmeden büyümesini istiyoruz.Farklı bir açıdan bakmak için kitabı alıp okumak da istiyorum.

Bütün bu tartışmaların içinde Habertürk gazetesinde bugün bu yazıyı okudum.Benzer duyguları yaşadığımızı düşündüm.Yazar Damla Çeliktabanı son zamanlarda sürekli okuyorum.Oğlu Uzay ile Demir arasında 1 ay var yok.O yüzden aynı ve de farklı gelişimleri okumak ilgimi çekiyor.Bugünkü yazısının konusu çocuklarımızı sevgiyle büyütürken dünyanın fazlasıyla kin ve nefret ile dolması.Bu kadar sevgi ile büyüyen çocukların ileride zorluk çekebilecek olması.Şimdi bir an düşününce sevginin ne zararı var diye düşünüyorum.Ama geçmişime baktığımda,üniversiteyi kazanıp evden ayrılınca bu söylediklerimden çok da farklısını yaşamadım.Bir arkadaşımın şunu dediğini bile hatırlarım.Sen artık ailenin,arkadaşlarının çok sevdiği prenses değilsin.Buradasın ve hayat böyle!Acımasızdı,kalbim kırılmıştı.Evet hayatı böyle öğrendim.Çocuklarımız da böyle öğrenecek.Cam bir fanusa koyup kendimize saklayamayız.Öğrenecekler,kırılacaklar. Kırılırken kolay toparlansınlar ama kırmasınlar.Annelerin dilemması işte Damla Çeliktabanın da dediği gibi.








27 Şubat 2012 Pazartesi

Yeniden


Arada yapılan kaçamaklar hep bunu yapalım dedirtir dedirtmesine de bir türlü zaman bulunmaz.Haftalardır planlıyorduk,bu hafta sonu olsun,yok işimiz çıktı,bu hafta sonu olsun kar yağdı.Derken dün arkadaşımla haftalardır planladığımız organizasyonu yaptık.Dinlendik,konuştuk,yemek yedik,yürüdük.Öyle iyi geldi ki bize yeniden şarj ettik kendimizi.
Çocuklar babaları ile evde kaldı.Demir e de babası ilk defa bu kadar uzun bakmış oldu.Yolda dönerken ne kadar sevindiğimi iyi geldiğini belirtince yine yaparız deyince bir kere daha mutlu oldum.Çünkü insanın aklı hep çocuğunda,eşinde.Acaba iyiler mi idare ediyorlar mı?Alışmak ve alıştırmak gerek.
Şimdi yapılacak işler var,gidilecek yerler.
Güzel bir hafta olsun...



24 Şubat 2012 Cuma

Doğru nefes alıp verme


                                                         görsel  Pinterest
İnsan sıkışınca bazen cevaplar karşısına çıkarmış.Dün eve gelip Demiri uyuturken okumak da olduğum kitaplardan birini aldım elime.Kitapta kaldığım bölüm doğru nefes alıp verme ile ilgiliydi.Birden nefesime yoğunlaştım.Göğüs kafesi yerine karından aldığınız nefesler sizi çok rahatlatır.Nefese konsantre olup doğru nefes alınca vücuda şu sinyalleri gönderdiğimizi yazıyordu kitapta:

  • Kalp atışlarınız yavaşlayacak.
  • İçi organlarınıza daha fazla kan göndereceksiniz.
  • Hücrelerinize daha çok oksijen göndereceksiniz.
  • Daha az adrenalin salgılayacaksınız.Böylece çok çalışan böbreklerinizdeki baskıyı hafifleteceksiniz.
  • Her hücrenize "Tamam,rahatla biraz,her şey yolunda," mesajını vereceksiniz.
Bir an nefesime odaklanınca gerçekten ne kadar rahatladığımı hissettim.Zaten mekanı değiştirip bir markete gitmek bile o an rahatlatmıştı.Yoga yaptığım zamanları düşündüm,nefese konsantre olunca ne kadar rahatladığımı düşündüm.Keşke fırsat bulsam ve yine yoga yapabilsem.

İşte bazen cevaplar,çözümler birer karşımıza çıkıyor tam da ihtiyaç duyduğumuz anda..


23 Şubat 2012 Perşembe

Çikolatalar ve bekleme halim

Her şey bal kabağına bal kabağı çorbası yapmaya çalışmamla başladı.Belki de başka yerden zaten başlamıştı.Kabakları yıkayıp haşlamak üzere tencereye almaya çalışırken birden Demir geldi su damacanasının pompasını bana uzatıyor ee pompa elindeyse damacana.Hemen damacanaya baktım neyse ki yerinde suyla birlikte.Ben taktım ama Demir bunu bir oyun haline getirmeye niyetli takıyorum o çıkarıp elime veriyor.Yetmiyor damacana ile arkadaşlık etmeye çalışıyor.İçinde de suyla.Birden sinirlerim zıpladı.Elinden aldım pompayı oynamak yok dedim.İlgisini bir başka yöne çekmek için bak salonda ne var diyerek salona gittik.Bu arada ben kabakları tencereye alıp haşlamaya başladım tabi çorba öncesi.
Salonda epey zaman geçirdik.Baktık olmayacak böyle çıkalım biraz dışarı ikimize de iyi gelir dedim.
İçeri gittik hazırlandık falan.Ben arada bir koku alıyorum ama hala mutfaktan yana değil evdeki gezinmelerim.Demiri hazırladım,kendim hazırlandım.Arabayı çıkardık,evde deneme yaptık.Hani markete giderken bakalım binmek ister mi diye.En son gidip bakayım mutfağa dedim.Tencerenin dibi tutmuş tabi.Kabaklar fazla yanmamış hemen tencereden aldım tencere kapkara olmuş tabi.
Market yolunu aldık.Hava serin ama yine de güzel.Demir de öyle böyle derken etrafı izlemekten çok memnun.Markete gidip alışverişimizi yapıp eve döndük.EE ben torbaları açıp da ne göreyim?
Nasıl bir ruh hali ile alışveriş yaptıysam gerekli bir kaç şey dışında bir sürü çikolata almışım.Normal değildir bu kadar çikolata almam.
Bir çıldırma,bir delirme hali başladı bende.Biraz sebepli biraz sebepsiz.Sebepleri alt alta yazmak çoğalmasını sağlar bazen.Ama Demirin uyku saatleri gece epey geçe kaydı.Sabah da geç kalkıyor.Bu düzenimizi alt üst etti.Bir de yakın kişileri var ki.Konularının benle hiçbir alakası olmadığı halde hepp konularının ortasında,onları dinlerken buluyorum  kendimi.Yetmez gibi sen de ne alemdesin diyen yok.Ve bir de iş aramanın sıkıcı evrelerinden birindeyim ki.O evrelere girme niyetim yokken bazen kendimi içinde buluyorum.
Gerginlik hallerimin gitmesini bekliyorum.
Bekleme halindeyim yine,hadi bakalım...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Böyledir bugünün özeti



Cebinden bulduğun paraya sevinirsin sanki sen koymamışsın gibi.
Güneşe baktıkça ne kadar özlediği hatırlarsın.Güneş sanki eski dostun gibi.
Semt pazarında dolaşıp,kış sebzelerine bakıp bakıp az vaktiniz kaldı yakında bahar gelecek dersin içinden.
Hiç giymediğin renkte bir tişört giyip artık bu rengi seviyorum dersin.
Uzun zamandır süre gelen bir şeyi bitirip sevinirsin.Bu da kendi çapında bir milattır.
Taze çekilmiş kahvenin çantanda bıraktığı kokuya mest olursun.Çantandan çıkarıp dolaba koyarsın sonra dolabı saran o muazzam kokuya yine bayılırsın.
En çok sevdiklerini düşünürsün,binlerce kez bu düşünceyle bavul toplarsın hayallerinde gitmek için.
Saçlarını farklı bir şekilde toplar,uzun zamandır beğenmediğin saçlarınla dost olursun bu haliyle.
Ve çok sıkılırsın aynılıklardan,döngünün kırılmasını beklersin.Belki de o döngüyü kırabilecek gücün içinde olduğunu düşünürsün.Belki de yanılırsın.

Aslında bir gezgin olmalıydım dersin sık sık.Ama içinden,kimseler duymadan..



19 Şubat 2012 Pazar

Hayatımın en'leri kesinlikle değişti


Nasıl değişmesin ki?Böyle kutudan çıkan sürprizler gibisin oğlum.Her an ayrı bir güzellik ve şaşkınlık
Ama en güzeli ne biliyor musun?Sabahları uyanınca sarılıp sırtıma vurup,sıvazlar gibi yapman.
Hayatta öpmesinden en mutlu olduğum insan sen oldun mesela,nasıl mest oluyorum,nasıl mutlu oluyorum.
Şükürler olsun diyorum her anına,her anımıza.

Yanınızdan yörenizden küçük sürprizlerin eksik olmadığı güzel bir hafta olsun...

17 Şubat 2012 Cuma

Benimle Oynar Mısın Anne?

Bu kitabı yeni aldım.Belki içindeki oyunları oynamak için çok erken ama ileride ne tarz oyunlar oynayabiliriz ne gibi faaliyetler yaparız diye düşündüğüm için şimdiden okumak istedim.
Kitaba başlarken yazarın önerdiği bir kaç pratik bilgiyi uyguladığımı fark ettim.Mesela mutfakta Demirin bir kutusu var.İçinde ilgisini çekebilecek kepçeler,kaplar var.Onlarla ben mutfaktayken sürekli oynar.Hoş Demir açık olan çekmecelerdeki materyallerle de oynar ama o kutu mutfağa aittir,bilir.Oyuncaklarını belli aralıklarla ortadan kaldırıyorum.Aradan zaman geçince çıkarıyorum.Yeni olan oyuncakların bir kısmını saklıyorum.İlgisini kaybedip,sıkıldığı anlarda çıkarıyorum.Bu gibi öneriler de yer alıyor kitabın ön sözünde.
Zaman zaman hayal gücüm yetmiyor.Şimdi Demirin ilgisini çekip oyun kurmak zor oluyor.Ama gündelik hayatta mış gibi yaptığımız oyunları seviyor.Oyuncak ayılara yemek yediriyormuş gibi,yıkıyormuş gibi yapmak.Arabaların üzerine koyup geziyormuş gibi yapmak.Geçen gün büyük parçalı legolardan aldım 2 kere ortaya çıkardım tepkisi ne olacak diye.Takıp çıkarmak hoşuna gitti ama daha erken gibi geldi.Hemen kaldırdım.Oyuncaklara tepkilerini de böyle ölçmeye çalışıyorum.
Birlikte top oynamak hoşuna gidiyor bazen.Bazen de hiç oralı olmuyor,kendi oyununa bakıyor.Bazen bakıyorum oyuna beni dahil etmek istiyor.O zaman katılıyorum.
Oyuncakçı ve kitapçılarda gördüğüm bazı kutu faaliyet oyunları da şimdiden çok ilgimi çekiyor.Daha zamanı var deyip,sadece göz gezdiriyorum.
Sonuçta oyunlar çocuklar için çok önemli.Hayatı anlamak,hayatı yorumlamak için hayallerini geliştirmesi için oyun oynamaları gerek.
O oynarken izliyorum bazen hayal gücü nasıl olacak,nelerden hoşlanacak diye.Büyüsün diye değil acelem bazen keşke böyle kalsak diyorum.Biliyorum ki büyüdükçe işler zorlaşacak.
Umarım en ufak şeyden bile mutlu olan bir çocuk olur.Bu yüzden fazla oyuncağa boğmadan hayallerini serbest bıraktığı bir çocukluk yaşamasını istiyorum.
İşte bazen oyuncak alırken gereği var mı diye düşünüyorum.Çünkü an oluyor sanki kendimize alıyormuşuz gibi davrandığımız da oluyor.


16 Şubat 2012 Perşembe

EEEE Artık Sen Annesin!

                                                     görsel: Pinterest

Bir kaç gün önce hatta zaman zaman:
-Şöyle uyusam uzun uzun bana dokunmasanız.
-Böyle artık hayatım.
-Aylardır uyumuyorum kesintisiz.Bir sessizlik olsa çok değil şöyle bir 7 saat uyusam kesintisiz.
-Uyuyamazsın sen artık annesin.Şikayet etme hayatım.
-Ben şikayet etmiyorum sadece durum değerlendirmesi yapıyorum.Durumum bu.
-Şikayet ediyorsun.
-Etmiyorum.
-Ediyorsun işte uyusam falan diyorsun,annelik böyle bir şey işte.
-EE babalık nasıl bir şey?
-Annelerin durumu farklı,anneler şikayet etmez.
-Şikayet etmiyorum,sana söylemeyeyim de kime söyleyeyim canım?
-Tabi söyleyeceksin ama..
-Neyse boş ver bir şey demedim..


EEE sen artık annesinli cümleler doğum yaptıktan sonra çevrenizden sık sık duyduğunuz bir cümledir.Evet hayat değişmiştir,her şey ama her şey değişmiştir.Karı-koca arası bile değişmiştir hatta.
Doğum olur anne baba heyecan falan bir sevgi sarmalı halindedir.Günler hatta aylar geçer zorluklar başlar.Birbirine destek başlar.Bazen anlaşmazlıklar başlar.Yeri gelir odalar bile ayrılır.En azından biz bu süreçlerden geçtik.Uyku denen tatlı şey başka odalara bile savurur adamı.Alıştıkça toparlanır ilişki.Yalnız kalmak için de fırsat yaratılır.Yaratılmaya çalışılır.Hatta öyle olur ki sanki yeniden flört ediliyor gibi
olur.Ama her durum evdeki minik insana göre ayarlanır.
Eskiyi düşününce ne rahatmışız canım biz de denir.Her hangi bir şeye kalkışsan eee sen artık annesin cümleleri sadece koca kişisinden de duyulmaz.
EEE anneyiz de hala kadınız,insanız.Halet-i ruhiyemden de mi bahsedemeyeceğim deyip vazgeçebilirsiniz böyle anlarda.

Ama aylar geçtikçe siz zaten alıştıkça eskiden koltuklarda yayım yayım yayılıp keyif çatan,gezmedik yer bırakmayan insanın siz olduğunuza da şaşırırsınız.

Uykusuz sabahlardan bir sabah olur yine:
-Ben biraz daha uyumak istiyorum amaaaaaa!
-Dur hayatım bana ver,ben uyuturum tekrar.
-Ama sen uykunu aldın mı?
-Aldım git yat sen.

Der koca kişisi,tüm zamanlarının sevgilisi.Yatarsın  yarım saat uykuyu kar sayarsın.EEE artık sen annesin yarım saatlik uyku ile de idare edivereceksin canım!



14 Şubat 2012 Salı

Sahi kaç çocuk var bu evde?

Ayşegül okumayı seven,oğlum okumasa da ben okurum diyen bir çocuk.
Bilgisayar oyunlarını çok seven yetmez gibi her ay oyun dergilerini takip eden bir çocuk.
Çikolatasının çoğunu yiyip,evin miniğine birazcık veren yetmezmiş gibi oyuncaklarını da kendisi için biriktiren bir çocuk.
Evin miniği yatınca sanki annesinden gizli yer gibi keyifle abur cuburları yiyen iki çocuk.

Masalları hala seven iki çocuk.

Çekmeceleri açınca içinden sürprizler çıkartan çocuk.

Sahi kaç çocuk var bu evde?


13 Şubat 2012 Pazartesi

Sil Baştan

Bu kitabı okuyalı epey oldu.Dün okumadığım kitaplarım arasında bulunca neden orada bıraktığımı hatırladım.Bu kitabı sevmiştim ve mutlaka bloğumda da yazmalıydım.
görsel Kitap Yurdu
Kitapta hayatını 43 yaşında kaybedip 18 yaşında yeni baştan başlayan bir adamı anlatıyor.Ama bu hayat tekrarını bir değil bir kaç kez yaşıyor.Hayatımızın birden fazla varyasyonunu yaşamak nasıl olurdu diye çok düşündüm.
Anlatım çok akıcıydı,kısa sürede okudum ve bitirdim.
Öyle olmasa böyle nasıl olurdu derken her hayatında anlaması gereken bir şey yaşıyor neredeyse romanın kahramanı.
Yaşadığı hayatın tekrar yaşamak,olanları bilmek neler neler kazandırıyor,kaybettiriyor.
Paralel evrenlerden söz etmese de hayatların varyasyonlarından bahsetmesi açısından benim için kitabın zamanlaması güzel oldu.

12 Şubat 2012 Pazar

Demir Bugün 16 aylık oldu





2 ay sonra tam 1.5 yaşında olacağım.Yupppppi!Büyüyorum günden güne.
Müziğe karşı olan ilgim hala devam ediyor.Oynayabileceğim,kulağıma hoş gelen bir müzik varsa başlıyorum hemen oynamaya.Özellikle Karadeniz müziklerinde horon oynuyorum.Tabi son günlerde dans ederken bir de dönmeye başladım.Başımın dönmesi de bana komik geliyor.
Sevdiğim birilerini gördüğümde de mutluluk dansımı yapmaya devam ediyorum.Zaten eve birilerinin gelmesinden çooook mutlu oluyorum.Bir yerlere gitmeyi de çok seviyorum.Kar yağınca evde o kadar sıkıldım ki artık beremi,atkımı alıp hep kapıya gittim.Anneme çıkalım artık dedim kendimce.
Benden büyük çocukları görünce onlarla iletişime geçmeye çalışıyorum.Bazı ablaları,abileri görünce gidip sarılıyorum hatta.Kendimden küçükleri de öpmeye çalışıyorum.
Konuşma konusunda kelime dağarcığımın geliştiğini söyleyemem.Ama artık atç(aç) diyebiliyorum bir şeyin açılmasını istediğimde.
Son günlerde azı dişlerimi çıkardığım için geceleri pek uyumuyorum ve annemi de uyutmuyorum.Annem deyince son günlerde ona çok çok düşkün olmaya başladım.Bir yere gitmesini istemiyorum.
Annem mutfaktayken bütün mutfak gereçlerini karıştırıp oynamak hala hoşuma gidiyor.Mutfaktan salona taşımak da çok hoşuma gidiyor.


                                                                                                     Demir
Onca kitap okusam da,araştırsam yeni şeyler öğrenmeye çalışsam da belki zor olanı da seçsem bir tane Yıldız ve Demir var.Her şeyi görüp öğreniyoruz da ama en çok kendi yolumuzu buluyoruz.Buna belki doğal annelik diyorlar.Ama biziz işte.Öyle böyle anne-oğul.Böyle bir ikili olmak inan çok hoşuma gidiyor.Anne demen gibi,bana seslenmen,sarılıp,öpmen gibi.
Zor aslında anlatmak aylardır yazıyorum çiziyorum hakkında ama anlatmak çok zor.Mesela baban yine sordu bugün.Anne olmak nasıl bir duygu diye.Ara ara soruyor.Ona da dedim anlatmak çok zor.Binlerce kez öpsem koklasam yine de yemiyor işte.Böyle bir şey.Bundan da öte bir şey.
Canım oğlum seni çok seviyorum.







10 Şubat 2012 Cuma

Un kurabiyesi yapma vakti


Bir kaç gün öğle vakitlerinde..
Demir bir türlü uyumuyor ama nasıl da uykusu var.
Artık benim saç tellerim havada uçuşmaya başladı.Kendi haline bırak Yıldız dedim.Bıraktım yok olmuyor uykusu var ya sürekli yanımda yöremde.
Saçlar fazla uçuşmadan kalk kalk dedim kendime.
Demiri mama sandalyesine oturttum.Meyvelerini verdim eline.
Aldım unu,pudra şekerini işte şimdi un kurabiyesi yapma vakti.
Demir meyveleri bitirdi eee ben daha yeni başladım malzemeleri yoğurmaya o zaman imdadımıza kuru dutlar yetişti.
Hamuru yoğurdukça enerjimi boşalttım.Demir meyveleri hem yedi hem oynadı.Zaten 10 dakikada yeterliydi enerjiyi boşaltmaya.
Fırına attım kurabiyeleri etrafı toplarken Demir de aldı eline bir tepsi benden su istedi.Üstünü ıslatmayacağı kadar az ama oynayabileceği kadar çok su verdim eline.O da suyla oynarken daha da rahatladı.
Haydi dedim mutfakta işimiz bitti.
O uyudu bir süre sonra ben de işime gücüme baktım.
EEE un kurabiyesi değil miydi bir zamanlar çocukken benim mutluluk kaynaklarımdan biri.Sevdiğim pastaneden annemin eve gelirken getirmesini dört gözle bekler gelince de hemen yumulurdum.Şimdi de işe yaramıştı imdadıma yetişmişti un kurabiyesi.
An geliyor işte saçlar havaya dikiliyor çünkü karşımda artık kişiliği oturmaya başlayan minik bir birey var.Kendini de anlatmak için zorlanıyor belki.Ya da ağlayarak bir şeylerin olmasını istediğinde sabırları zorluyor.Şöyle sinirlerim bir zıplıyor durrr diyorum.Sakin ol.Hemen ilgiyi başka yana çevir.Olmadı kendin için de ilgiyi başka yere çevir.İşte böyle kurabiyeler ortaya çıkıyor mesela.
Sonra oturup afiyetle yeniyor.

7 Şubat 2012 Salı

Yağmurun sesi,bir hikaye var içimde belli ki bir de egonun sesi

Çok fazla cümle birikti.Bir hikaye var içimde biraz büyüyor bazen de küçülüyor.Aslında bir kalabilsem tek başıma yazacakmışım gibi hepsini.
Haydi diyorum başlayayım yok başlamak bile mümkün olmuyor.
Bazen içimde egonun sesi yazamazsın ki diyor.
Ama sonra bir rüya görüyorum sanki bana bir şeyler anlatıyor.Buradan başla,hikayeye bunu kat diye.
Yağmurun sesi güzel geliyor diye saatlerdir pencere kenarında olsam da izlesem dedirtirken ben böyle şeylere bile hiçç fırsat bulamazken bir hikaye nasıl yazılır uzun uzun.
Ama işte bir işaret.
Hayaller de niye var?
Hem ben değil miydim bugün çok şanslıyım çok derken milli piyangocuyu gören.Belki o da bir işaretti.
Ama rüya da güzeldi be!

3 Şubat 2012 Cuma

Şimdi Anlıyorum..

Anne olmadan önce anne olan arkadaşlarımın ve kuzenlerimin halıyı,koltuğu yıkatmak gerek,çok kirlendi dediklerini duyardım.Niye sürekli bir halı yıkama gayretindeler ki derdim hep.Şimdi bizim halının üzerinde envai çeşit leke var.Silmek falan hikaye yıkatmak gerek.
Ortalık dağınık,çekmecelerimi düzenleyemiyorum dediklerinde de anlayamazdım.Çekmece nasıl düzenlenmez ki derdim.Tamam benim gibi renkleri ayırmanıza gerek yok ama zor değil derdim.Şimdi çekmecelerimin dili olsa artık bizi düzelt diye ağlayacaklar.
İyi açıdan bakarsak sürekli eğilip yerlerden bir şeyler almak bir nevi spor hareketi sayılabilir.Zaten almazsan yoluna çıkan barikatlar olarak seni tökezletebilir.Hatta düşürebilir.
Şimdi anlıyorum tabi onların evinde de bu minik karış kepçesinden bir adet olduğundan normaldir bu dağınıklıklar,temizleme çabaları falan.
Mesela 2 gün önce detaylı olmasa da sildiğim halının üzerine buzdolabından kaçırdığı mayonezle güzel bir leke yaptı.İyi ki İkeadan dolap kilidi almışım da hemen devreye onu soktum gece Demir uyuyunca.Sabah kalkınca Demir buzdolabının kilitli olduğunu anlayınca epey bir bozulup bıdır bıdır söylendi.Eh dedim bir süre böyle canım.




2 Şubat 2012 Perşembe

Teoman Konserler Albümü



Teoman müziği bıraktı ama 4 cdden oluşan bir albümle biz sevenlerine bir hoşluk yaptı.İçinde 4 süper albüm var.Bülent Ortaçgil ile vermiş olduğu konserin cdsi ben de mevcuttu.Ama paramparça senfonik konserine gidememiştim ve çok üzülmüştüm.Bu 4 cdden en çok sevdiğim de bu konserin cdsi oldu.
Harika fotoğraflar var albümde.Sınırlı sayıda üretildiğini duyunca hemen almak istedim.
Müziği tamamen bırakması gerekenlerin ısrarla şarkı söylediği ülkemde Teomanın müziğe geri dönmesi gerek.O vazgeçip de müziğe dönene kadar bize de bu albümü dinlemek düşüyor.










1 Şubat 2012 Çarşamba

Şöyle güneş yüzümü yaksa..


 Kar yağsın mikroplar kırılsın gitsin.
 Bir çok şeyin üstünü de örtsün.
 Bu yaştayım ilk defa böyle kar gördüm dedirtsin.
 Yeni bir çok şeye ev sahipliği yapsın.
 Ama böyle hırslı hırslı yağarken sanki yıllardır biriktirip biriktirip içindekileri şimdi dökercesine ,
 İçimizi de fazla soğutmadan...                                                               
Yağsın tabi elbet.
                                               
 Ama bana da kızmasın güneşi çok özledim diye...                          

31 Ocak 2012 Salı

Kar Yağarken Evde Yapılacaklar

Evdeyiz şükür..
Bu sıcaklık için...
Pişen kekin kokusu için...
Evin güzel minik meleği için..
Tüm sevdiklerimiz için...

O halde ne yapılır?Yemekten önce çikolatalı sufle yapılır,yanına da marşmelovlu bir kahve yapılır.İlk defa sufle yiyen miniğin tepkilerine gülünür.




Ve bolca şükür denilir...



27 Ocak 2012 Cuma

Kurtuluş Son Durak


                                                                    görsel
Filmi izleyeli epey oldu.Sinemaya gittik en yakın seansta hangi film var derken en makul seçim olarak bu filmi seçtik.
Filmin oyuncularının Tempo dergisindeki röportajını okumuştum.Ama bu filmi illa izlemeliyim diyerek düşünmemiştim.Demet Akbağın oynadığını görünce kötü değildir diyerek filmi izlemeye koyulduk ve hiç pişman olmadık.Hatta çok da beğendik.Belçim Bilgin,Asuman Dabak,Nihal Yalçın filmin diğer başrol oyuncuları.Oyunculukları gerçekten izlenesi.
Filmin konusu kadına karşı şiddetin kadınlar üzerindeki etkisi ve bir apartmanda yaşayan kadınların bu şiddete verdikleri ortak tepkiler.Sadece tepki ile tanımlamak da yetersiz kalır.Kadına karşı şiddeti vurgularken düşündüren çok sahne var.Bunun yanı sıra epey komik sahneler de yok değil.
Olur da bu karda kışta ben evde oturmam her durumda dışarı çıkarım diyorsanız bu filmi öneririm.Ama yok evdeyiz bir yere çıkılmaz bu karda derseniz de önümüzdeki hafta yapılacaklar listenize ekleyebilirsiniz.

Kar taneleri


                                                                 görsel
Çalıştığım zamanlarda kar yağdığında hep derdim ki şimdi evde olup kahvemi elime alıp camın kenarında karı izlersem ancak bu kar keyifli olur.
Çünkü işe güç bela gidip,eve dönerken yolda kalmışlığım çok olduğu için genelde kar azıcık yağsa bile işkenceye dönüştü.Arabada donacak gibi olup 1 saatte 10 metre ilerleyemediğiniz anlarda kar beyaz işkence gibi geldi hep.Evinize ulaşmaya çalışıyorsunuz tüm gücünüzle fakat eve ulaşmak saatleri alıyor,ayaklar donuyor falan filan.
Eh tüm bunları fazlasıyla yaşayan biri olarak karın yağdığını sabah 04.30 da görmemle dua etmeye başladım.Kimse yolda kalmasın,kimse üşümesin diye.
Madem evdeyim o zaman kahvemi alıp geçeyim cam kenarına dedim hazır Demir uyurken.Yok onu da başaramadım.Evi topla,kahvaltı hazırla falan derken onu da başaramadım.
Evet çok güzel karın yağması hele kar tanelerini elinize alıp inceleyin dünya nasıl güzel geliyor.
Saydığın nedenlerden bu dediğini yapmaya fırsatımız mı var diyebilirsiniz.Ama fırsat bulursanız bugünü öyle güzelleştirin.Elinize düşen kar tanelerine bakın ne kadar eşsizler.Ve sizi ne kadar büyüleyecekler.


26 Ocak 2012 Perşembe

nasıl güzel geldi hayali bile

                                                                     görsel
Gece gece rüyalarıma girsin diye güzel şeylere bakarken,hayallerime yeni bir resim ekledim.
Nasıl güzel geldi hayali bile.Uzansam o minderlerin birinde elime patlamış mısırımı alsam ve izlesem filmimi diye.
Ama tabi dışarıda böyle bir fırtına yok.Hava ılık bir yaz akşamı.
Sakin,huzurlu,dingin ve sevdiğim bir çok şey hem var hem yok...


Ne yapsam acaba

Ne yapsam acaba derken derken ...
Düşünür taşınır,bakar eder çekmeceye çıkar oturur bir de güzel sırıtır.

ama yetmez Demir artık nerelere nerelere çıkar annesi koltuk tepelerinden uçarken havalarda yakalar.

25 Ocak 2012 Çarşamba

kimseye anlatmadım


Oradan aldım,oraya koydum.Topladım,topladım.En çok da çıkardım.
Düşündüm,taşındım.
Ve bunları kimseye anlatmadım.Hep bu şarkıyı dinledim bu yüzden.

Başa sardım her defasında.Ben pek böyle başa sarmazdım aslında.
Kendime de yalanlar söyledim belki.
Kendime de şaşırdım.


Ama dur dedim..
Bir su varsa işte yine akışına bıraktım kendimi.
O su alıp götürsün beni şimdi...

23 Ocak 2012 Pazartesi

Jane Austen ve Pinky Pinky

Son zamanlarda popüler kitaplar okuduğum gibi klasikleri de okuyorum.Hatta bir klasik roman,bir popüler roman sıralaması ile okuduğumu söyleyebilirim.
Klasikleri okumak özellikle o zamanlarda yaşayan insanların hayatlarını anlamam açısından çok faydalı oluyor.Çoğu kitap için diyebilirim ki eskiden konuşulan konular,insanları üslupları gerçekten çok seviyeli
Birbirlerini anlamak için gösterdikleri çabaya baktığımda günümüzde bunların onda birini yapmadığımızı fark ediyorum.

                                                                         görsel
Son olarak Jane Austen Akıl ve Tutku isimli romanını okudum.Birbirinden iki farklı iki kız kardeş romanın baş karakterleri.Akıl ve Tutku da bu iki kız kardeşi simgeliyor.Bu iki kız kardeş de kendileri gibi farklı iki erkeğe aşık oluyor ve aşkla ilgili imtihanları devam ettikçe reaksiyonları da farklı oluyor.Roman aşkları üzerine devam ediyor.
Jane Austen deyince de aklıma hep Pinkim geliyor.Bazı Jane Austen karakterleri ile karakterinin örtüştüğünü düşünüyorum.Zaten o zamanları ve kıyafetlerini de çok seviyor.
Çok çok güzel,kibar,ölçülü,naif,düşünceli,pek hamarat şu yer yüzünde görmeden çok çok sevdiğim birisi.Bunca zamandır evet göremedim belki kendisini ama onu tanıyıp sevmem için engel değil.Yaptığı inceliklerle her zaman beni mutlu eden biri.Ve her zaman mutlu olmasını çok istediğim biri.

                                                                       görsel   
Evet ne diyordum Jane Austen diyordum.Oradan Pinkime geçtim.Ama bazı insanlar bazı şeylerle sanki kafamıza kodlanırlar.Benim Jane Austen aklıma gelince Pinky düşünmem gibi.

20 Ocak 2012 Cuma

Uzun zaman olmuş mutluluk reçetesi yazmayalı

Eskiden özellikle cuma günleri mutluluk reçetelerimi verirdim.Yazdıkça,paylaştıkça daha mutlu olurdum.Neler yazmışım diye az önce baktım.Neler neler yazmışım.
Son okuduklarımı,okumadığım yeni kitaplarımı koyduğum köşemdeki kitabın gözüme çarpmasıyla evet dedim.Her şey beyinde başlar.
Beynime yeni kodlar yükler gibi aklımı başıma toplamalıyım dedim.Sözcükler yerini dilde bulursa hayatta da bulur.Yine eski günlere dönülür dedim.Çünkü ben kendime hiç ama hiç yakıştıramıyorum bu halleri.
Ve sadece bir kaç dakika bile düşününce neler neler buldum.
İlk önce kucağımda uyuyan kuzunun kokusu geldi.Dünyadaki en güzel kokusu artık benim için oğlumun kokusu.İçime çektim doya doya.Sonra herkes sevdiklerinin kokusunu çekmeli içine doya doya dedim.
Yorulsam da Demir uyurken bir kaç yer hariç evi temizliyebilmiştim.Bu harika bir şeydi,şimdi ter temiz bir evde oturmaktaydım.
Üstüne bir kaç sayfada olsa kitabımı okumuş,biraz soğumuş da olsa kahvemi içebilmiştim.
Ve yarın için çok sevdiğim bir arkadaşım telefon açıp geleceğini söylemişti.Daha da sevinmiştim.
Bu akşam belki de biraz kendime vakit ayırır,kısa bir mola verebilirdim.
Böylelikle seçenekler çoğaldıkça evet dedim,her şey beyinde başlar.Mutluluğu anmadıkça senden uzaklaşır.
Uzun zamandır unuttuklarımı hatırlamanın zamanı geldi de geçiyor bile.Bütün bunlara şükretmek,hayatı kucaklamak her zaman yaptığım şeylerdendi.Unutmuştum işte,belki de yapamamıştım kaç gündür ama gözüme gözüme bir şeyler çarpınca işte sana işaret dedim.Kitabın bana göz kırpması gibi.Her şey beyinde başlar demesi gibi.
Peki siz de yazın hafta sonuna girerken,neler var bugüne ait?Mutluluk reçetesinin altına ekleyelim.




19 Ocak 2012 Perşembe

Bir anlık...

Böyle bir gündü yıllar önce,güneşliydi belki yine.Bir pazar günüydü.Annem ne kadar beni camdan alsa da komşu ile konuşmasını fırsat bilip camdan dışarı bakmıştım.Evimizin karşısındaki,müstakil evin,bahçesine bakmıştım.Belki de bakmamıştım,anlatılanlardan hep baktığımı düşündüm bilmiyorum.
Ama bu pazar baktım camı açtım gördüm.Öncesinde tüm sesleri duydum.Ondan öncesinde saçma sapan sebeplerle evde huzursuzluk çıkardım.Saçmalamaya başladım,umutsuzluktan söz ettim ki içimden düşünsem umutsuz cümleleri kolayca dışıma taşımam.Bana ne oldu anlamadım gerçekten.Evdekiler de anlamadı.
İç sesimin işe yaramaz olduğunu düşünürdüm son yıllarda.Öyle değilmiş.İçimdeki ses sabahleyin sürekli evden çıkın diyordu.Evden çıkın.Öyle ki hazırdık da kısmen,çıkabilirdik.Ama önce sesleri duyduk.Ardından gördük.Beynimde tüm görüntüler.Evden kaçmamın günlerce bir anlamı yok.Çünkü dönüp dolaşıp her akşam yine evdeyiz.Evden gitmem gerek gibi sanki.
Zaten ocak çok zorlu başladı benim için.Hiçbir yeni yılım böyle başlamadı.Ocak bitsin istiyorum.
Gördüklerimi unutmak istiyorum.
Sonra dediler ki,psikolojik sorunları vardı.Evet öyle denildi,yıllar önce çocukken evimizin karşısındaki komşumuz için dedikleri gibi.
Cana kıymak bir anlık,akıl bir anlık,umutsuzluk bir anlık.
Bir anda kaybedebiliriz sevdiklerimizi fiziken ya da ruhen.
Bir anlık hayatımızın tepe taklak olması.
Bir anlık..
Ben gördüm,bu gözler,bu beyin unutmaya çalışıyor tüm olanları.
Ama zor işte,hayat devam ediyor etmesine de..
İşte bir anlık şeyler böyle zorluyor beni de..

13 Ocak 2012 Cuma

8.diş ve 13.cuma


***Demir ve yeni saç modeli
Sabahın beş buçuğundan beri ayaktayım belki de daha erkendi.Hatırlayamıyorum.Bir kaç gündür gerilim dolu anlar yaşıyoruz.Sabahın bir vakti uyanıp bütün ev halkı ayaktayız.Sıvışıp yatağa dönmeye çalışanları Demir bir bir yakalayıp koridorda tekrar getiriyor.
Gece yatmadan önce bol ağlama krizleri,illa imkansız,yasaklı noktalardan istekler falan derken uyuyup,genelde de garip vakitlerde uyanmalarla sonuçlanan uykular.
Bu sabah baktım ki 8.diş alttan gözüme takıldı,pırtlamış mısır patlağı gibi.
8.diş dedim ne alakaysa 13.cumada.
Belki gerilim günlerimiz,gecelerimiz,sabahlarımız bir süreliğine bitmiştir.







12 Ocak 2012 Perşembe

Demir bugün 15 aylık oldu

Bu gezegendeki 15.ayımı doldurmuş bulunmaktayım.Gezegeni tanıma,anlama çabalarım merakla sürüyor.
Bu çalışmalarımı da gün içinde pek oturmadan,sürekli faaliyetlerle gerçekleştiriyorum.
En sevdiğim oyuncaklar mutfak gereçleri hala.Gün içinde bir elimde kepçe diğerinde süzgeç dolanıyorum.Olmadı saklama kapları,o da olmadı bir tepsi ile oynamaya devam ediyorum.Annem bir de şu tencere dolabını kilitlemese.
Bir de kapıdan çıkar gibi yapıp odadakilere bye bye diyorum.Gidiyormuş gibi yapıp onları kandırmayı çok seviyorum.
Müzik duyar duymaz oynamaya başlıyorum.Pıtı pıtı adımlarla mını mını dansımı yapıyorum sevinince.
Suyla,sütle oynamaya da bayılıyorum.İçtikten sonra illa kalanı döküp damlalarla oynamaktan çok hoşlanıyorum.
Gazetelerle,dergilerle ve kitaplarla zaman geçirmeye bayılıyorum.
Hayvan seslerini taklit etmeye çalışıyorum.
Bazı kelimeleri tekrarlayabiliyorum.Mesela bugün maymun bile dedim.Hatta 2 gün önce anneme dıldız dedim ve annem,anneannem şaşırdı.Niye şaşırıyorlarsa insan annesinin adını bilmez mi?
Yeni tatları denemeyi seviyorum,annem gibi.
Son günlerde diş konusundan biraz keyifsizim akşam saatlerinde.
Çocukları,bebekleri görünce çok çok sevinip,çoğu zamanda keyifle gülüyorum onlara.
                                                                                                       Demir

Tamam kabul ediyorum,kolay olmayacaktı anne olmak.Şu bir kaç gündür benim saçlarım sinirden uçuşuyor.Malum gündelik streslerime de eklenince bu hallerin zorlanıyorum.Ağlamalar,hatta sinirlenip ısırmalarına karşı direnmem zor.Bazen gereksiz tepkiler verebiliyorum.Ama ağlayarak isteklerini yapmamak için direniyorum canım oğlum.O anlarda zorlanıyorum ama geçecek o dişler çıkacak sonra da bir bir dökülecek.Zaten hırslanıp ağlayarak annee diyerek gelmen yanıma sokulman beni daha da etkiliyor.
Bu böyle bir şeymiş işte bir anne demesi anı bile durdururmuş.
Geçen hafta seni uyuturken ninni söylüyordum.Sen de yatakta bir o yana bir bu yana dönüp duruyordun.Bu son zamanlarda yaptığın bir şey.Eskiden de yapmaya çalışırdın ama şimdilerde uyumaya çalışırken böyle kendi kendine dalmaya çalışıyorsun ama zorlanıyorsun.Bir de o kadar hızlı dönersen canım oğlum uyuyamazsın diyorum ama gülüyorsun her seferinde.İşte böyle anlardan birinde ninni söylerken bir anda bana döndün yüzümü tuttun yaklaştırdın,öptün,şöyle de bir sarılır gibi yapıp kendini yatağa bıraktın tekrar ve uyudun.O anı beynime kazıdım ben,o mutluluğu.
Öyle de dua etmiştim hamileyken.Çocuğum sevgisini ifade edebilen bir çocuk olsun diye.
Dilerim sevdiklerine hep böyle güzel şekilde sevgini gösterirsin.Öyle önemli ki bu.Bir gün bir sevgilin olunca unutma,sevgini ona içinden geldiği gibi göster,bilsin.Bilmesinden korkma.
Anne nasihatları bitmez oğlum..
Sevgimizi bir ömür boyu hep hissettirelim birbirimize.Bir gün o minik eller büyüdüğünde bile...

                                                   Annen


10 Ocak 2012 Salı

Geride kalan kim?

Bir kaç adım önde hayallerle başa çıkmak zormuş.Kendimi bazen lunaparkta dev aynasına bakar gibi görüyorum.Olmak istemek,yapacağına inanmak ve yapamamak.
Bak aynaya ben buymuşum de,sonra ayna yalancı de.Ya da kendine hayalci de.
Hayallerini gerçekleştirenlere daha da gıpta ile bakıyorum son günlerde.
Hadi artık diyorum hadi ama ne benden tık çıkıyor ne hayattan.
Aldığım her nefese,en çok da oğluma ve binlercesine şükürler etmesine ediyorum da ama hani demekten de alamıyorum kendime.
Tüm olumlamalar içinde olmuş gibi düşünen hayaller pozitif düşünüp istemenin de bir parçası ise yanlış bir şey mi var demekten de alamıyorum kendimi.Yoksa sabırsız mıyım?
Zaman bu zaman olmalı çünkü tarihler onu gösteriyor.Çünkü ben 1 ve 2yi yan yana çok severim.
En çok sevdiklerim 12 de gelmedi mi hayatıma....

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kurabiyesever minik adam

Bu kurabiyeler CafeNohutun tarifi ile yapıldı.İlk yaptıklarım şekil olarak daha düzgündü.Fakat bugün tüm malzemeleri yoğurma kabına koyarken tek yumurta olduğunu gördüm ama vazgeçmedim yine de zencefilli,tarçınlı kurabiyeleri yapmaktan.Tek yumurta kurabiyeleri ancak bu kadar tuttu.
Anne fotoğraflamaya çalışırken yandan küçük ellerin sahibi kurabiyeleri araklamaya çalışıyordu.Çünkü Demir bu kurabiyeleri çok ama çok sevdi.Sert olması sebebiyle dişlerini de kaşıyor besbelli bir yandan da kurabiyeleri tırtıklamak çok hoşuna gidiyor.
Hal böyle olunca bana da  bu kurabiyeler yapmak düşüyor.

Mutluluk Dansı

Muhteşem İkili isimli bir dizi vardı hatırlar mısınız?Ben o kadar çok severdim ki o diziyi izlemeyi.
Bu iki birbirinden alakasız kuzenin mutluluk danslarını da elbette hatırlarsınız.
Şimdilerde bizim evin en küçük bireyi böyle hoşuna giden,mutluluk anlarında pıtı pıtı dans ediyor.Aslında ben dansına mını mını diyorum.
Bu yılbaşında dayısının hediyesine istinaden ettiği mutluluk dansı bu fotoğraftaki.Kutunun üstüne de çıkıp dansını tamamladı.Mutluluk dansını herhangi bir müzik olmadan yapabiliyor.Bir de müzik eşliğinde yaptığı danslar var işte o anlar benim en mutlu olduğum anlardan,hem de çok güldüğüm anlardan.
Bir de mutluluk kahvaltısı var.Aslında Denizim çok daha güzel tabaklar hazırlar.Benden de başlangıç olsun,mutlu kahvaltı tabağı olsun dedim.Bu sabahın gülen omleti.